29 Ocak 2013 Salı

Beni Asla Bırakma, Kazuo Ishiguro


Roman, Kathy'nin ağzından anlatılıyor, Hailsham adlı yatılı okuldan mezun olmuş bir hastabakıcı olan Kathy, yıllar sonra, okuldan arkadaşı olan Ruth'un hastabakıcılığını yapmaya başlıyor ve anılarını anlatıyor. Her şeyin normal bir hastabakıcı - hasta ilişkisi ve geçmiş okul anıları olduğunu zannetmeye başladığımızda da yanıldığımızı görüyoruz.

Hailsham yatılı okulu, özel, ilginç bir okul. Öyle bir okul ki, çocuklar tatillerde de evlerine gitmemekteler, "Herhalde bir yetimhane olsa gerek..." diye çıkarımlarda bulunuyoruz ve YKY'nin kapak tasarımı sağ olsun, ürpertici bir yetimhane öyküsü okuduğumuzu da düşünüyoruz, sayfalar ilerledikçe okulun kendine has birtakım ritüelleri olduğunu keşfediyoruz. Tüm çocuklar, sanata yönlendiriliyorlar, gözetmenleri (ki hiçbir zaman öğretmen ibaresi değil, her zaman gözetmen ibaresi geçmektedir) onları sanata, özellikle de resim ve şiire, yetenekleri varsa heykelcikler yapmaya, kıyafetler dikmeye yönlendiriyor. Bu okuldaki her çocuk resimler yapıp şiirler yazarken bir tek amaç güdüyor: o resimleri ya da şiirleri yılda birkaç kez okula uğrayıp sanat eserlerinden bazılarını alıp götüren gizemli Madam'ın "Galeri"sine sokmak. Üstelik okula gidiş gelişlerinde Madam'ın kendilerinden ürktüğü gibi bir fikre de kapılan Ruth ve Kathy'nin, Hailsham'da sıkıntıdan patlamamak için yapabilecekleri tek şey gece gündüz resim yapıp oyunlar oynamak. Bir de "ucube" bir arkadaşları daha var, hiçbir sanat dalına yeteneği olmayan ve sıklıkla öfke nöbetleri geçiren Tommy. Yıllar, Ruth, Kathy ve Tommy'nin hayatını olabilecek en güçlü şekilde değiştirecek, bu üç arkadaşı farklı yerlere dağıtacak ve bir gün hepsini yeniden bir araya getirecektir, üstelik Tommy'nin neden sinir krizleri geçirdiğini, Kathy'nin neden Ruth'a hastabakıcılık yaptığını da öğreneceğiz.

Beni Asla Bırakma, büyük bir dram olmasının yanında, aslında bir bilim kurgu romanı, size uzaylılar, bilgisayarlar, uzay gemileri, gelecek, futuristik kıyafetler, kıyamet sonrası senaryoları sunmadan, olması mümkün, hatta gayet olabilecek bir alternatif sunuyor, bu alternatifin günümüz dünyasında kullanıldığı takdirde insan hayatını nasıl etkileyebileceğini de olabilecek en doğal ve en edebi yollarla anlatıyor. Yazar Kazuo Ishiguro, Japon asıllı bir İngiliz, ama buna rağmen izlediğimiz animelerden ve okuduğumuz mangalardan alışkın olduğumuz Japon disiplini ve kültürünü de romanda buram buram hissediyoruz, kabulleniş, kurallara bağlılık ve kadercilik gibi kavramlar, okuyucuya o kadar büyük bir doğallıkla veriliyor ki, romanı okurken sizin okuyucu olarak yaşadığınız isyanı karakterler yaşamadığı için şaşırmıyorsunuz.

Aynı isimli film "Never Let Me Go", bu kitaptan senaryolaştırılmıştır. Kitabın ve filmin, ismini aldığı Judy Bridgewater şarkısı "Never Let Me Go", film için zorunlu olarak bestelenmiş ve seslendirilmiş, kitapta geçen Norfolk gibi yerler hayal ürünü değil ama şarkıcılar, televizyon dizileri hayal ürünü imiş. Filmi de oldukça iyi, hatta genelde "kitabı daha iyiydi" denir ama, birkaç eksiklik dışında ben filmi de oldukça beğendim, oyuncular da, filmin atmosferi de kitaptan sonra görmeyi beklediğim gibiydi.

İnsan odaklı ve edebi endişe taşıyan bilim kurgu eserlerini sevenlere öneririm, hatta filmi izlemiş olup da kitabı okumamış olanlara da öneririm, filmde olmayan birkaç güzel ayrıntı ve birkaç hikaye de ekstra olarak romanda anlatılmakta.

2 yorum:

  1. Çok güzel bir eleştiri. Kitabın filmini izleyeceğim şimdi acaba nasıl diye merak ettim diye şöyle bir araştırırken gördüm blogundaki bu postu. Eline sağlık umarım filmi de kitaptaki dramı yansıtabilmiştir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Film, kitapta uzun uzun anlatılan birkaç hususu atlamıştı, sonradan izledim, filmde, kitaba ve filme adını veren Never Let Me Go şarkısının neden o kadar önemli olduğu yoktu mesela. Ve kitapta tabii ki karakterlerin ruh halleri çok daha ayrıntılı ve güzel anlatılıyor. Yine de filmi de çok güzel, kitabı da, ikisinin de tadı ayrı.

      Sil

Related Posts with Thumbnails