14 Mart 2010 Pazar
Eylül - Mehmet Rauf
Yıllarca okulda, Türk Edebiyatının ilk psikolojik romanı, adı altında öğrendiğim ama bir kez olsun merak edip, "ne ola ki bu acaba?" demediğim bu kitaba, karlı bir günde Remzi Kitabevinde rastlayıverince aldım hemen.
Okumaya başlamam zaman aldı ama sonunda başardım. Eylül, 1900'lerde İstanbul, ortanın üzeri bir sınıftan gelen bir ailenin hayatı ve bakış açıları hakkında oldukça fikir verici geldi bana.
Kimsenin tam olarak çalışmak zorunda kalmadan, baba parası yiyerek, komün halinde yaşayışı bazı yönleriyle çok çekici bazı yönleriyle ise itici geldi. Çalışmak zorunda olmamak çekici, sülalecek yaşama fikri ise amanın amanın itici!
Kitapta, kendisini bermuda şeytan üçgeni arasında bulan iki aşığın, iç konuşmaları, kendileri ve sevdikleri konusunda yaptıkları tahliller uzun uzun yer alıyor.
Bir aşk hikayesini, olaylardan çok, kahramanlarının iç konuşmaları ve tahlilleriyle anlatışı, bu kitabı psikolojik bir roman yapıyor.
İnsanın normal seyreden bir hayattan, çetrefilli bir duruma düştüğünde devreye giren savunma mekanizmaları, bunları yıkmaya yöneltecek düşüncelerle mücadele edişi, benzer durumlarda, kendi hayatımızı ve düşünme tarzımızı da değerlendirmemizi sağlıyor.
Bunun yanısıra, evin içindeki diğer ilişkiler, gönülsüz yapılan evlilikler, aşk olmaksızın süren hayatlara da dokunduruyor.
Eski bir kitap olmasına rağmen dili o dönem için sade. İlk başlarda dili biraz yadırgamakla beraber, o dönemin dokusunu hissettirmesi ve konu aşk olunca kendimi kaybetme eğilimim nedeniyle, bir süre sonra bu alışma dönemini atlattım ve kitapla beraber sürüklendim.
Eylül gerçekten de hüzün ve ayrılığı çağrıştırır bana. Kıpır kıpır, heyecanlı yaz günlerinden sonra içimize çöken hüzün, hep Eylül ile birlikte gelmez mi?
Foto: turkkitap.de
Etiketler:
Mehmet Rauf
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)