18 Temmuz 2014 Cuma

Üç Harfli Kelime: Aşk


Bu kitabı bir günde okuyup bitirdim ve açıkçası dolmuşta, metroda, otobüste ve ofiste okurken kapağındaki kocaman AŞK yazısı yüzünden kendimi çok garip hissettim. Fakat tam da benim gibi "Yahu aşklı meşkli bir şey okuyacağız ama şimdi..." diye düşünecekler için Siren Yayınları oltayı kitaptaki mektupların yazarlarını sıralayarak atmış: Neil Gaiman, Leonard Cohen, Ursula K. Le Guin diye başlayan liste, kapakta ismi olmayanlarla da birlikte tam kırk yazardan oluşuyor.

Pinuccia'nın Okuma Şenliği'ndeki kategorilerden biri "mektuplar veya anılardan oluşan bir kitap" kategorisiydi. Bu kitabı da geçtiğimiz 14 Şubat'ta, Siren Yayınları'nın bloğu Sirenin Sesi'nde yapılan bir çekilişten kazanmıştım. Açıkçası kitap elime ulaştığında çok heveslenip çok sevinsem de pek de aşklı meşkli bir şey okuyacak havaya girememiş, aylarca "Bir ara okuruz, dursun hele..." diyerek ertelemiştim. İşte Pinuccia'nın Okuma Şenliği'nin yararlarından biri; kitaplıkta ertelenen kitaplar günyüzüne çıkıyorlar ya, keşke daha önce okusaymışım dediğim, okuduğuma çok memnun olduğum kitaplardan biri de bu oldu.

Kırk yazarın yazdığı ve genellikle teması aşk olan mektupların derlendiği bu kitabın orijinal adı "Four Letter Word." Böylelikle hem "love" dört harfli olduğu için, hem de "letter" kelimesi aynı zamanda da mektup anlamına geldiği için, hem de sanki ben yanlış hatırlıyor olabilirim (hatta sanırım yanlış hatırlıyorum ama yine de yazacağım) ama Leonard Cohen'in bir şarkısında bu söz geçtiği için ve Leonard Cohen de kitaba dahil olanlardan biri olduğu için orijinal adı çok güzel dururken ben nedense Üç Harfli Kelime: Aşk adındaki bir kitabı biraz saklamaya çalıştım, bu da benim çiğliğim olsun, okuduğum şeyden neden utandım bilmem. Ama yine de orijinal adı daha güzel yahu. :)

Mektuplar daha öncesi bilinmeyen bir aşk uğruna yazıldığı için bize olayı anlatmaya ortasından başlayan çok küçük durum öyküleri gibi geliyor. Üstelik mektupların çoğu kara mizah niteliğinde, ayrılan çiftlerin mektupları, bir boşanma dava dosyasına delil olarak sunulan ve doğalgaz faturası kılığında eve gelen yasak aşk mektupları, Kocaayak'tan Noel Baba'ya ve Mars'tan Dünya'ya yazılmış mektuplar gibi. Bazı mektuplar ise okuduktan sonra boğazda bir yumru bırakıyor, Etgar Keret'in mektubunu, yetişkin bir erkeğin annesine yazdığı ve yazmayı pek iyi beceremeyen küçük bir çocuğun öğretmenine yazdığı mektubu okuduktan sonra boğazımda bir şeyler düğümlendi. Margaret Atwood'un ve Ursula K. Le Guin'in mektupları fantastik mektuplardandı ve çok güzellerdi. Neil Gaiman ve Leonard Cohen'in yazdıkları da gerçekçi aşk mektuplarıydı ve özellikle Leonard Cohen'inki benim favorilerimden biriydi. Kitap ilerledikçe son mektuplar cinselliği de serbestçe kullanan yazarların mektupları olarak karşımıza çıkmaya başladılar ve özellikle bir Arap ülkesinde bir kadının hayatının ne kadar zor olduğunu anladığımız Hari Kunzru'nun mektubuyla bir çifte yazılmış bir biseksüelin mektubunu da çok beğendim. Okumak için bu kadar bekleyip de bu kadar mutlu olduğum için çok şaşkınım ama sakın kitapçıda gördüğünüzde "Iyy aşklı falan..." deyip geçmeyin derim. Zaten kapağındaki isimlere tav olursunuz ama gerçekten pek çok değişik gözden aşkın, sevginin, ilişkilerin ve cinselliğin değişik hallerine bakmak, eminim hoşunuza gidecektir, pek çok mektubu kıkırdayarak okuyacaksınız. Benim favorilerim Leonard Cohen'in, Etgar Keret'in, Hari Kunzru'nun mektupları ve bir de şu an yazarın ismini hatırlayamıyorum fakat dağlara yazılan bir güzelleme niteliğindeki bir mektuptu. "Biz neyiz ki taşlar için?" 

26 Haziran 2014 Perşembe

Dünyaya Orman Denir, Ursula K. Le Guin


Normalde okuduğum her kitap hakkında Rafların Arasından'a yazı yazmaya çalışmıyorum ama Pinuccia'nın Okuma Şenliği için bu blogda kayıt tutmaya başladığımdan beri daha disiplinli olsun diye şenliğe dahil her kitap hakkında yazmaya çalışacağım. Bu kitabı, bilim kurgu kitabı kategorisi için okumuştum ve sadece 130 sayfalık bir kitap hakkında çok fazla bir şey yazamayacağımı bile bile bu yükün altına girmiş bulundum.

Athshe gezegeninin adı, yerlilerinin dilinde hem orman, hem de dünya anlamına gelmektedir ve Arz gezegeninden gelen insanlar, Athshe gezegeninde koloniler kurar, yerlileri işgücü için bedava kullanır ve ormanları yok etmeye başlar. Athshe gezegeni yerlilerinin insan ırkından hem fizyolojik, hem de zihinsel olarak çok büyük farklılıkları vardır ki uyanıkken bile bilinçli olarak düş görebilme özellikleri bu farklardan en belirgin olanıdır. Selver adındaki Athshe yerlisi, yanında çalıştığı Lyubov adındaki Arzlının kıvılcımlarını yarattığı bir kaosun içindeyken o zamana dek varlığından bile haberdar olmadıkları savaş ve cinayet kavramlarını öğrenmekte, tüm bunların uzun zaman önce yitirdiği düş görme kabiliyetinin kendisine oynadığı bir oyun olmasını dilemekte, öyle olmadığını kabul ettiğinde de artık savaş ve cinayet kavramlarını öğrenmiş bir toplumun eskisi gibi olamayacağının da acı içinde farkına varmaktadır.

Bu romanı okurken Goodreads sayesinde keşfettiğim şeylerden biri de bu romanın Mülksüzler, Karanlığın Sol Eli, İçdeniz Balıkçısı ve Rocannon'un Dünyası ile birlikte "Hainish Cycle" adındaki bir serinin bir parçası olduğuydu, daha önce Mülksüzler'i okumuştum, Rocannon'un Dünyası'nı da okumayı düşünüyordum, birbirleriyle alakalı olduklarını bilmeden ayrı kitaplar olarak da okunabilen bir seri gibi görünüyor fakat yine de bir bilgi olarak burada bulunsun, belki tüm seriyi okumak isteyenler olur, ben de açıkçası bu bilgiyi edindikten sonra tüm seriyi okumak istedim.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin



Cont Adasında doğmuş olan Duny, "Sanat" 'a ilgi göstermektedir. Annesini çok genç yaşta kaybeden ve çobanlıkta veya tunç işçiliğinde pek gözü olmayan Duny'i köyün cadısı olan halası yetiştirir. Çocuğun içindeki büyük gücü Yörenin büyücüsü Ogion'da sezmiştir. Ailesinden ayrılıp Ogion'un yanına çırak giren Duny, çok güçlüdür ama disiplinsizdir, içindeki hırs onu ustasından ayrılmaya zorlar. Roke Adası'na gidip Büyü eğitimi görmeye başlar, hikayesi tam anlamıyla bitmeden Yerdeniz'in en güçlü büyücüsü olacak bu genç adam önce hasedi ve kıskançlığıyla, gururuyla sınanacaktır...

Kendini bulmak için yolculuk yapan genç bir adamın lirik destanını kaleme almış olan yazar, karakterine katman kakmada son derece başarılı. Düalist çıkarımlarla süslenmiş olan Sanat ve felsefesi, yaratılan dünyayla uyumlu. Kıskançlık, gurur, haset gibi özelliklerle boyut kazanan karakterin büyüme ve bilgeleşme yolunda yolculuğu ders çıkarılacak çok öğe taşıyor. Algı farklılığı ve üst üste bindirilen imgeler usta işi sahiden. Konformizm eleştirilerine de yer veren metinde yalnızlık, günlük yaşamda rutinleşen yaşam gibi motifler imgeler altına çok güzel gizlenmiş. Kahramanın kendi karanlığına, kendi kötülüğüne karşı giriştiği varoluşsal mücadele etkileyici. Taoist öğretilerden etkilendiği belli olan yazar, kurgusunda insan ruhunun ikiliği üzerinde detaylı durmuş.

Çok güçlü bir eser, fantezi edebiyatının kültlerinden biri ( haklı olarak ). Rahatlıkla öneriyorum, şiirsel dili, sürükleyici doğası önemli artıları. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

26 Aralık 2012 Çarşamba

Uçuştan Uçuşa, Ursula K. Le Guin



Ünlü yazarın 16 kısa öyküsünden oluşan kitabı.

Yazar havalimanında hazımsız, sıkılmış ve yorgun halde uçağını beklerken boyutlar arasında yolculuğu keşfetmiş. Bu bir boyutlararası seyahatname. Absürd bir tonla başlıyor ilk hikayeye. Genetik mühendisliği ve Gdo'yu eleştiriyor. Uçuş ve havalimanlarında gördüğü insanları farklı boyutların sakinleri olarak kurgulayan yazar, kurguladığı tüm hikayelerde ütopyalar ve distopyalar yaratmış. Huzurlu canlıların bulunduğu bir hikayesinde psikiyatri tarihinin ilginç vakalarından birine atıfta bulunan yazar reenkarnasyon ve ruh sorgusunu da katmış kurgusuna. Husumet ve kan davalarıyla dalga geçip hikayelerinde şehir yaşamını eleştirmiş ve kır özlemini dile getirmiş. Cinsel ayrımcılığı, seksist yaklaşımları imaları altında veren yazar, kültür asimilasyonu olgusuna değinmiş. Şehir yaşamının hayalleri boğduğunu kurgulamış bir hikayesinde.

Megalomani ve günümüz ünlülerinin peşindeki medyayla da dalga geçmeyi unutmayan yazar; çoğu biyolojik, kültürel ve sosyal kalıbı tersine çevirerek yazmış. Tekdüze yaşama isyan motifini ustaca kurgulamış. Soykırım ve faşizm yergisini imalara gömüp savaşın gerektirdiği hırsı ve dönekliği ete kemiğe büründürmüş, imgesi son derece güçlü. Hırs ve toprak kavgasının sonunda el konulmak istenen toprağın kendisini yok ettiğini belirtmiş, görüş ayrılıklarını fiziksel ( ve bilindik ) uçurum imgesine hapsetmiş. Tüm özel günleri ticari metaya çeviren Amerikan kapitalizmine çatmış. Cehaletin mutluluk getirip getirmeyeceğini tartışmış. Çoğu hikayesinde mülkiyet kavramını kullanmamaya özen göstermiş. günümüz toplumunun gençleri kısıtladığını ve sanata boyunduruk atmaya çalıştığını çok güçlü bir kurgu altında altında anlatmış. İcarus ve Romeo & Juliet göndermeleri gözden kaçmıyor. Uyumculuğu ( konformizm ) eleştiren yazar, ölümün gerekliliğini de belirtmiş hikayelerinden birinde.

Kitap özellikle akıcı ve şiirsel diliyle sürükleyici bir okuma sunuyor. Gyr'ın Uçanları hikayesinin özellikle en göze çarpan öyküsü olduğunu düşünüyorum. Ustanın en beğendiğim kitapların  arasında saydığım bu eserini öneriyor, keyifli okumalar diliyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"Kanatları olup da bunu kullanmayan insanları anlayamıyorum. Sanırım onlar belli bir meslek sahibi olmakla daha çok ilgileniyorlar."

24 Aralık 2012 Pazartesi

Aya Tırmanmak, Ursula K. Le Guin



Ünlü yazarın 18 kısa hikayesinden oluşan kitabı.

Son derece deneysel hikayeler kurgulamış bu eserinden Guin. İmgeler altında yazın dünyasını ve çatışan cinsiyetlerin yanlış algılarını eleştirmiş. Bağnazlığın tıkadığı akıllara hikayeleriyle savaş açmış. Hikayelerinde sık sık eşcinsel ilişki motifini kullanmış. Ayrımcılığın saçmalığını da cinsel imalardan uzak olan kocamış kadınların, yaşlı lezbiyenlerin üzerinden vermiş. Doğal olana duyulan özlemi çoğu hikayesinde kullanmış. Birbirlerinin üzerine binen imgeler ve farklı anlatı tarzları kullanarak tatlı bir gerçeküstülüğe taşımış okuru.

Son derece sert motifleri okurun suratına sıvamadan şiirsel bir tonda anlatmış: Tecavüz, kürtaj, aile içi şiddet, kırık hayatlar... Bazen karakterlerin rol ve arka planlarını  çok farklı açılardan tekrar tekrar kurgulamış, hikayeleri birbirlerinin içine katmış. Gerçeküstü tezatlara başvurmuş. Kullandığı imgeler ve göndermeler son derece usta işi. Dionizyak ayinleri, kocakarıları, anne motifleri, ünlü masallara göndermeleri zevkle dokuduğu son derece belirgin. Persephone iması altında kan donduran bir insanlık ayıbından da bahsetmiş.

Yerinde durmayan kasabalar, kürtaj klinikleri, kırılmış hayatları yadsıyan minyatür evler, bilge kadınlar, kaçak avcılar gibi birbirinden ilginç hikayeler anlatmış bilge kocakarı. Dil samimi ve şiirsel. Diğer kurguladığı dünyalara gönderme içermiyor bu eserindeki hikayeler, daha çok Amerikan yaşam tarzı içinden gelen öyküler. Bol eleştiriyi imge altından incelikle vermiş. Her hikayesinin dokusu ve tadı çok farklı, kendini hiç tekrar etmemiş kitapta. Bu insan olana dair her şeyle dolu eseri önerir, keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

20 Kasım 2012 Salı

Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, Ursula K. Le Guin



Guin'in eleştiri ve irdelemelerinin yer aldığı kitabı. Ünlü yazar, Batı toplumunun okuyucu modellerini irdeleyerek başlıyor eleştirmeye. Bize diyor ki: " Yaratıcı kişi, hayatta kalmış olan çocuktur." Nasıl hayatta kalmış? Ne derdi var ki modern insanın? Sahte gerçekliklerle kendi doğası ve arzularına, hayalgücüne aç bırakılmış olmasının telafisi var sonuçta: Yarışma programları var, mısır gevrekleri kutusu reklamları, sonra bestseller'lar var. Para ve başarı üzerinden yürüyen hayatlara dokunabilen tek edebiyat kırıntısı bu.

Yazar hayalin iç benliğin dili olduğu söyledikten sonra, Tolkien'in " basitleştirmeci" tavrını eleştiren kişilere, Taoizm ve Jung ekolü üzerinden saldırıyor,can yakıyor. Kelimelerle müzik yapmanın önemine değiniyor. Eril şiiri yeriyor ve alternatifler sunuyor, sözlü metinlerin önemine parmak basıyor. Yazarın okurla ilişkisini, hikayelerin oluşum ve gelişim süreçlerini, önemli öğelerini paylaşıyor. Tecrübelerini sunmuş ve öğüt vermiş, azarlamış ve kimi yerde şefkatle uyarmış genç yazarları. modern çağın ezdiği bireyselliği ve öznelliği aramış yazınlarda. Mit ve simge kullanım alanlarından bahsetmiş. Simge arayışının edebi zevki baltaladığına, gösterişçi yazının ruhsuzluğuna çatmış. Yazarın bilinç ve bilinçdışı arasında bir aracı olduğunu belirtmiş, Sansür ve piyasa kaygılarına değinmiş. Amerikan bilim kurgusunu yermiş, yerinde ve düzgün eleştirilere; eleştirmen ve ciddi okurlara olan ihtiyaçtan bahsetmiş.

Kadının hem toplumdaki yerini ( yazar olarak ) hem de metinlerdeki,romanlardaki karakterler olarak irdeleyen yazar bize farklı bir tarih sunmuş. Tarihin bile fallik öğelerle eril-toplum ve tarihçiler tarafından çarpıtıldığını açıklamış alıntılarıyla: Kalın ve etkileyici sopalar,keskin dehşet verici mızraklar gibi fallik çağrışımlara sahip öğelerden önce toplanan yiyeceklerin taşınması gereken uydurulan nesnelerin önemine dikkat çekmiş. "Doğurursan yaratamazsın ( yazamazsın ) veya tam  tersi..." mitosuna saldırmış, kıymık kıymık doğramış Guin. Kadının fizyolojik evrimini menopozla tamamladıktan sonra, kendine gebe kalması gerektiğini savunmuş. Kocakarıların ima ve önemine parmak basmış.

Eleştirel edebiyatı, çocuk raflarından modern edebiyat raflarına çıkmasının, fantezinin ve bilim kurguya olan algının değişmesinin nedenlerinden biri olan bu bilge kocakarı çok konuşmuş, güzel konuşmuş. Ustanın sırlarını kapıp kulağınıza küpe edebileceğiniz bu güzel kitabı, TÜM KADINLARA öneriyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"Erkeği insan, kadını öteki kabul eden kültür, kadını sanatçı olarak kabul edemez." Ursula K. Le Guin

16 Kasım 2012 Cuma

İçdeniz Balıkçısı, Ursula K. Le Guin



Bilim kurgu ve fantezinin taçsız kraliçesi Guin'in 8 öyküsünün toplandığı kitabı. Girişte Guin'in "Bilimkurgu Okumamak Üzerine" adlı kısa bir eleştirisinin bulunduğunu belirtmeliyim ki sadece bu kısa yazı için bile alınıp okunabilir. Bu eleştiride Guin steril bilim kurgu yazarlarına ve diğer ekolleri yücelten eleştirmenlere iki çift laf etmiş. Baltayı gömdüğünü ama yerini unutmadığını  görebiliyoruz bu yazıda.

Her ne kadar Guin "altında bir mana yok bunlar öykü sadece" dese de tanıtmak için bahsetmem gerek.

Guin eleştirisinde bahsettiği tüm konulara kısa öykülerinde bir bir değinmiş. Bilimi tekeline alıp yazında kitlesini soğutacak karmaşıklıkta kullanan yazarlarla ve kendisiyle dalga geçmiş. Kendi kurgusundaki hataları bulup onlar üzerinden eğlenmiş. Yeni teoremler geliştirmiş bu esnada; örneğin "Çörtme teorisi".

Şiirsel ve akıcı dilini kurgusuna ustaca yediren yazar, çokbilmişlere, steril toplumculara, ayrımcı ve ırkçılara çatmış. Cinsiyet imalarına saldırmış ve bazı öykülerde ensest ve poligami gibi çok cesur motiflerle örmüş. Yeni toplumlar kurmuş ve yıkmış. Tanıdık kavramlara rastlayıp selam vermemizi istemiş olacak ki, kurguladığı en geniş evren modelinde ( Hain merkezli olan ) diğer kitaplarına göndermeler yapmış. Gethen'li çift cinsiyetliler ( Karanlığın Sol Eli ), Anarres ve Urras'lı uzay-zaman mühendisleri ( Mülksüzler ) basit çiftçi ve yerliler ( Hep Yuvaya Dönmek ) ve daha niceleri hayran ve okurlarını beklemekte. Kitabın ismi zaten "Hep Yuvaya Dönmek" te kurguladığı ütopyaya açık bir gönderme. Kitabın adını aldığı hikayesinde kurgu mühendisliğini son noktalarına kadar zorlayan yazar, imgelem kurarken 3 farklı hikayeden bahsediyor; Rip Van Winkle'a bir uyarlama olarak başladığı kurgusu zaman ve uzayı içine katlayarak şaşırtıyor, çarpıcı ve güçlü bir öykü sunuyor.

En beğendiğim kitaplardan biri olarak gönül rahatlığıyla kütüphaneme yerleştiriyor, kısa öykü konusunda derslerde işlenebilecek kalitedeki kitabı rahatlıkla öykü seven veya yazara aşina olan herkese öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Not : Nasıl denk geldi bilmiyorum uzun süredir kalitesiz kitap okumadım, örüntü bozulmadı, şansımın devam etmesi dileğiyle...

"Ben gerçekten de gittiğimiz her yere biraz çamur taşımamız gerektiğini düşünüyorum. Biz çamuruz. Biz dünyayız." Ursula K. Le Guin


5 Ekim 2012 Cuma

Hep Yuvaya Dönmek,Ursula K.Le Guin



"Ütopyalar imkansız,ama gene de yazılabilir." Ursula K.Le Guin

Dediğini yapmış.Kıyamet sonrası bir coğrafya da distopik olmayan bir Dünya yaratmış.Kıyamet sanki temizlemiş Dünya'yı,yeni fikir ve insanlara yer açmış.Barış dolu,hoşgörülü ve saygılı insanlar onlar,mülkiyet kavramları yok.Onlar Keş insanları.Birbirlerine,kendilerine ve çevrelerine saygılılar.Öldürmek için öldürmüyorlar,canını aldıklarını onurlandırmadan bir tavşanı bile yemiyorlar.Canı alınanlara şarkılar ve methiyeler düzüyor,kimseye şiddet uygulamıyorlar.Bir devletleri yok,bir düzenleri yok.Polisleri yok,savaşçıları yok,savaş makinaları yok,talan etmiyorlar.Akıllı kentler insanlığın tüm bilgisini saklamış ve bir karşılık beklemeden her ırk ve her insanla paylaşıyor.Tam anlamıyla bir dinleri yok,totem ruhları gibi varlıklara saygı gösteriyor ancak tapınmıyorlar.Teknolojileri var ancak bugünkünden çok ileri değil,basit hayatlar sürüyorlar. Bildiğimiz tüm kavramlar ters bu dünyada.

Kuzey Amerika Kızılderilileri ile olan benzerlikler gözden kaçacak gibi değil.Tam bir saygı duruşu,bir yerde özür.Yıl belirtilmemiş 5 bin yıl sonra da geçiyor olabilir,3 yüz yıl sonra da,Guin çok muğlak davranmış bu konuda.Aynı zamanda başka bir boyut mu-bir paralel evren mi(arada buna benzer göndermeler var)-yoksa bizim bugün üzerinden yaşadığımız gezegen mi çıkarması çok güç.Coğrafya olarak bugünün Kaliforniya vadilerine göndermeler var ancak sıradağlar ve deniz tamamen farklı,kıyamet sonrası olmasına bağlıyoruz bunu da.Kıyametin de ne şekilde geldiği belirtilmiyor,siz dolduruyorsunuz boşlukları.Ancak yazar Keşlerin ağzından hoş bir kozmogoni kurgulamış,Cennet'ten kovuluş ve yaradılış mitleri özellikle çok güçlü uyarlamalar olarak göze çarpıyor...

Bu kitap bir roman değil.Ursula tarzlara sığmamış ve gene taşmış.Fantezi de diyebilirsiniz,bilimkurgu da.Bir yerde bir yöreye ait şiirler antolojisi,bir yerde kısa öyküler,bir yerde tiayatro metni başka bir yerde deneme,belgesel kıvamı makaleler,mit,halk masalı,drama okuyabiliyorsunuz kitapta.Teatral işlenmiş hikaye ve öykü parçalarıyla karış karış tanıtıyor ütopyasını bize.Modern Batı'nın apaçık karşı tezini Mülksüzler'den daha iyi (evet,cüret ettim) aktarmış bu eserde.Çünkü Mülksüzler'de ortam koşullarının zorluğu da insanları komün düzeninde yaşamaya ve paylaşmaya zorunlu bırakıyordu.Ancak Keş Diyarı'nda insanlar sadece(garip,kabul) insan oldukları için paylaşıyor ve hoşgörü gösteriyorlar.En uzun hikaye Anlatan Taş'ın hikayesi bir genç kızın kırık bir yuvadan çıkıp hayatı ve insanları tanıma çabası anlatılmış.Savaş,ırkçılık ve kadına değer konularını muhteşem işlemiş bu hikayede...

Eğer Mülksüzleri okuduysanız veya yazara aşinaysanız onun en güçlü eserlerinden birine bakıyorsunuz.Başka incelemelerde görüşmek üzere.


30 Ağustos 2010 Pazartesi

Mülksüzler | Ursula K. Le Guin


Mülksüzler, Hugo ve Nebula bilimkurgu ödülleri sahibi yazar Ursula K. Le Guin'in ütopik bilimkurgu romanı.

İki gezegen var romanda, Anarres ve Urras. Urras günümüz dünyasına benzeyen, kapitalist sistemle yönetilen farklı ülkelerin bulunduğu bir gezegen. Günlük güneşlik, bitki örtüsü ve hayvanları bulunan, insanların sağlıklı ve mutlu oldukları, pek çok eşyaya sahip oldukları, işlerini kendileri seçtikleri bir dünya Urras. Anarres ise aksine kurak, bitki örtüsü olmayan, bunun yerine toz dedikleri kaya parçacıklarının uçuşarak insanları hasta ettiği, insanların dışında sadece birkaç balık türü ve birkaç küçük hayvanın bulunduğu bir dünya. Anarres'te insanların özel mülkiyetleri yok. Orda her şey insanların gözü önünde, hep birlikte üretiliyor, insanlar ihtiyaçları olduğu kadarını alıp kullanıyorlar, eskimedikçe yenisine ihtiyaç duymuyorlar. Anarres, anarşist - sosyalizmle yönetiliyor, olması gerektiği gibi bir komünizm var Anarres'te. Aile kurumu yok, sevgililik bile tam anlamıyla yok, insanlar istedikleri insanla, istedikleri kadar birlikte yaşıyorlar, çocukları biraz büyüdüğünde eğitim ve barınma ihtiyaçlarını sağlayan yurtlara veriliyor, anne - baba kavramlarını bile bilmiyor çocuklar, çocuk sahibi olmanın bile mülkiyetçiliği arttıracağı düşünülüyor çünkü. Anarres'teki insanlarla Urras'taki insanlar aslında birbirinden çok farklı değiller. Anarres, Urras'tan göç eden Odocuların gezegeni, sadece yüz elli yıldır Odocu devrimciler Anarres'te yaşıyorlar ve Le Guin'in bize anlattığı hikaye, bir devrimden sonra neler olabileceği...

Odo, Urras'tan Anarres'e göç edenlerin atası. Odo, bir kadın, bu yüzden Anarreslilerin "Komünist Manifesto"sunun buram buram bir kadının elinden çıktığı da belli oluyor. Aşk, cinsellik, annelik gibi kavramların aslında "Her şeyi paylaşırız, mülkiyete gerek yok." mottosuyla ne kadar çeliştiğini görebiliyoruz açıkça. Odo'nun başlattığı mülkiyete, sisteme karşı isyan, devrimle sonuçlanır ve yüz elli yıl kadar önce Urras yönetimine başkaldıran Odocular, Urras'ın uydusu Anarres'e göç ederler. Bu ilk göçten beri Urras'tan hiçbir canlı Anarres'e, Anarres'ten hiçbir canlı da Urras'a gitmemiştir. Anarresli halk, kendi yağıyla kavrulurken, Urras'tan arada bir yük gemileri kimi madenleri almak için Anarres'e gelir. Romanımız da bu yük gemilerinden birisiyle Urras'a giden, gezegenler arası ilk yolcu olan Shevek'in yolculuğuyla başlar...

Mülksüzler, her şeyi körü körüne savunan, bir devrim olduktan sonra neler olacağıyla ilgilenmeyen, arkası boş bir devrim romanı değil, altyapısız bir ütopya değil. Ursula K. Le Guin kesinlikle çok büyük bir yazar, Mülksüzler de çok büyük bir roman. Bilimkurgu meraklılarına öneririm ama sadece bilimkurgu sevenleri değil de siyaset tarihiyle ilgilenenleri, ateşli devrimcileri, felsefe sevenleri de bu kitapla tanıştırmak lazım diye düşünüyorum. Pek çok cümle üzerinde dakikalarca düşünecek, elinizden de bırakamayacaksınız, emin olun.
Related Posts with Thumbnails