30 Aralık 2014 Salı

[Blog Tur] Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları


EN PARLAK ZİHİNLER EN KARANLIK OLANLARINDIR



Kitap: Karanlık Zihinler
Yazar: Alexandra Barcken
Orijinal Adı: The Darkest Minds
Çeviri: Handan Sağlanmak Arlı
Yayıncı: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 572
Basım Yılı: 2014
Tür: Fantastik, Distopya
Puanım: 3,5








Adım Ruby. 
Hepinizden farklıyım. 
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir, anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim. 
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. 
Hem de kendi ailem tarafından... 
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile. 
Yalnız değilim. Maviler... Yeşiller... Turuncular... Sarılar ve Kırmızılar... Karanlık Zihinler... 
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar 
Ve kaçanlar...



Parodi yayınlarından çıkan Karanlık Zihinler turumuzda bize konuksunuz.
Aynı zamanda bu turumuzda Fanboy'un Günlüğü konuk bize. Çok hoş videolu yorumu var. 
 Ben şahsen çok fazla distopya sever biri olmadığımdan dolayı kitabı takip etmiyordum. Ama konusu ilgimi çekti tabii. Zaten distopya sevmeyip, bu kadar distopya okumak başlı başına enteresan. Son zamanlarda okuduklarım da ciddi anlamda birbirine benzemeye başladı. Silik bir kız çocuğu, onun büyüme evresi ve bu sürede dünyanın değişmesi vs. 

Ruby ülkesindeki salgında hayatta kalan az sayıda çocuklardan biridir. Hayatta kalması da onun için ayrı büyük tehlike arz eder. IAAN  yani -İdiyografik Adolesan Akut Nörodejenerasyon- isimli bir hastalığa yakalanır hayatta kalanlar. Bu hastalık sonucunda da süper güçler kazanırlar. Heroes, Misfits gibi dizileri sevenler beri gelsin. 

Hastalık her bir güce göre Yeşiller, Maviler, Turuncular, Sarılar, Kırmızılar diye ayrılır. Aileler çocukları ile nasıl baş edeceklerini bilemedikleri ve korktukları için devlete rehabilite olmaları için verirler. Çocuklar kamplara alınır, Ruby Thurmond kampına gider. Oradaki doktoru yanıltarak Turuncu olmasına rağmen Yeşilmiş gibi gösterir kendini. O kampta tabiri caiz ise çocuklar sürünürler. 

Kitap başlarda çok boğdu beni. Sonra baya açıldı ama yine de pek ısınamadım. Lakin konusu enteresan ve türü sevenlerin çok beğeneceği havası var. Aynı zamanda kapağına hayran kaldım, çok güzel. 

Bir seçim yapsam hangi renk olmak isterdim diye düşününce Turuncu olmayı isterdim kesin. Tabii bu anında yok edileceğim anlamına gelirdi. 

Şimdi gelelim kitabın tanıtım videolarına;







Tur Programı

 28 Aralık fanboyungunluguu.blogspot.com | Kitap Yorumu
28 Aralık suigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
29 Aralık thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
29 Aralık mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Aralık kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu
30 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
31 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı

İyi Okumalar

-Sycorox-





18 Aralık 2014 Perşembe

Bir Zamanlar Europa'da, John Berger


Bir Zamanlar Europa'da, John Berger'in okuduğum ilk kitabıydı ve açıkçası tam da bu kadar incelikli bir şeyler okumaya ihtiyacım olduğu bir zamanda karşıma çıktı. Basit, sade yaşamların, Avrupa köylülerinin gündelik hayatlarının, aşklarının, evliliklerinin, törenlerinin içinden gelen kısacık hikayeler, bittiklerinde ve kendi hayatınıza döndüğünüzde bile bir süre sizinle yaşamaya devam ediyorlar. Birbirinden doğal, birbirinden içten öyküler ve gerçek karakterler, John Berger'in usta ve yalın sözcükleriyle resmen tam anlamıyla hayat bulmuşlar. 

Özellikle kitaba da adını veren Bir Zamanlar Europa'da adlı öykü, diğer öykülerin arasında benim için biraz daha unutulmaz oldu.

Köylülerin sınıf mücadelesine ve toplumsal gelişmelere de öykülerin içinde yer veren John Berger'in bu kitabında daha çok gerçek karakterler, gerçek hisler ve müthiş bir sevgi bulacaksınız, öykü okumayı sevenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

16 Aralık 2014 Salı

[Blog Tur] Marslı - Andy Weir | Yazar Tanıtımı


O DÜNYANIN EN ÜNLÜ ADAMI.
SORUN ŞU Kİ, DÜNYA'DA DEĞİL. 





Kitap: Marslı
Yazar: Andy Weir
Orijinal Adı: The Martian
Çeviri: Emre Aygün
Yayıncı: İthaki Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 415
Basım Yılı: 2014
Tür: Bilimkurgu
Puanım: 4,5










Marslı turunda bu sefer bize konuksunuz. Kitap öylesine güzeldi ki bu turu beraber gerçekteştirdiğimiz İthaki Yayınlarına teşekkür etmeden başlayamam.

Şimdi şöyle düşünün, astronotsunuz Mars'a gidiyorsunuz ve sonra orada tek başınıza kalakalıyorsunuz. Dünyada öldüğünüz düşünülüyor, orada yaşamak hatta yaşam savaşı verip dünyaya kendinizi göstermek zorundasınız. Issız bir adaya düşmenin daha kötüsü ıssız bir gezegene düşmek!

"Tuhaf bir his gerçekten. Nereye gitsem ilkim. Araçtan dışarı mı çıktım? Oraya gelen ilk kişi benim.
Bir tepeye mi tırmandım? O tepeye tırmanan ilk kişi benim! Bir taşı mı tekmeledim? O taş bir milyon yıldır yerinden kımıldamamıştı!
Mars'ta uzun yolculuğa çıkan ilk kişi benim. Mars'ta otuzbir soldan fazla zaman geçiren kişi benim.
Mars!ta mahsul yetiştiren ilk kişi benim. İlk, ilk, ilk! " sf 115

Mark Watney'i okurken ciddi anlamda kendiniz oradaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Bu yazarın eğlenceli ve rahat anlatımından dolayı. Sizin vereceğiniz tepkileri veriyor adam. Düşünebileceğiniz şeyleri düşünüyor. Ve orada hayatta kalma mücadelesi, bulduğu pratik çözümler çok ilgi çekici. Onun için Matt Damon'ın onu nasıl canlandıracağını şimdiden merak etmeye başladım. Hatta okurken hiç gözümde canlanmadı Matt. Mark'ın o esprili havasını yansıtabilir mi bilemiyorum. Evet Ridley Scott filme alıyor kitabı.

Mark Mars'ta yürüyen ilk insanlardan olduğunu düşünmüştü ama sonra orada ölen ilk insan olacağına oldukça emin bir şekilde başlıyor kitap. Birkaç gün sonra toparlıyor ne yapabileceğini düşünmeye başlıyor. Mühendis olmasının yanında botanikçi de olduğu için ne yetiştirebilirim diye düşünmeye başlıyor. Biriktirdiği insan dışkılarını gübre yapıyor -iğrençleşme dediğinizin farkındayım ama onun için hayati bir önem taşıyordu- Marsta sebze yetiştirmeye çalışıyor adam ya! :)

Kitap öylesine akıcı ve sıkmayan bir şekilde ilerliyor ki, o anlattığı bize yabancı gelen formüller vs. insanı baymıyor bile. Hatta ciddi ciddi aslında araştırmak lazım diyorsunuz.


Haber ajansı da kurduk. Marstan haberleri Oburgül'den öğrendik :)


Beni takip ediyorsanız muhtemelen çok fazla bilim kurgu okuyan biri olmadığımı bilirsiniz. Ama turlar sayesinde bu tamamen kırıldı ve ne zaman bir bilim kurgu kitap konuşulsa evet varım! diyorum. O yüzden yazarın dilini vs diğer yazarlarla karşılaştırma yapamıyorum çok yeniyim daha. 
Çevirisi gayet iyi, yayınevinin orijinal kapağı kullanması çok yerinde olmuş. 

Gravity, İnterstellar gibi filmleri severek izlediyseniz şayet bu kitaba bayılacaksınız. Hatta bence onlardan daha iyi ki, filmi ısrarla bekliyorum. 

Ve gel gelelim yazarımıza; 



Andy Weir Kaliforniya'da büyüdü. 15 yaşında Sandia National Laboratuvarlarında bilgisayar programcısı olarak çalışmaya başladı. Uc San Diego'da bilgisayar programcılığı okudu ama mezun olmadı. Çeşitli yazılım şirketlerinde bilgisayar programcısı olarak çalıştı. Arthur C. Clarke ve Isaac Asimov gibi yazarları okuyarak büyüdü. 

Yazar 20'li yaşlarında bilim kurgu yazmaya başladı ve yıllarca kendi sitesinde yazdıklarını yayınladı. İlk olarak kısa hikayesi Yumurta dikkat çekti 

Ama ilk romanı Marslı ile büyük başarı sağladı. Başlarda sitesinde ücretsiz dizi olarak yayınlanan kitap sonraları belli bir ücret karşılığında Kindle okuyucularına sunuldu ve orada en çok okunan kitaplar listesine girdi. Ve en sonunda bir yayınevi ile anlaşıp kitabı okurlara sundu. Çıktığında New York Times2ın en çok satanlar listesine 12. sıradan giriş yaptı.
Ve en son olarak Ridley Scott tarafından, başrollerini Matt Damon, Jessica Chastain, Kate Mara oynayacağı  film versiyonunu 2015 yılında beyazperde'de göreceğiz.

Bu kitabı okumak istiyorum diyorsanız şayet Kitap Oburlarının facebook sayfasını takipte olmayı unutmayın.


Tur Takvimi

15 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
16 Aralık kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar 
16 Aralık mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı 
17 Aralık sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Film Hakkında 
17 Aralık sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu 
18 Aralık thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu 
18 Aralık segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu


İyi Okumalar

-Sycorox-

14 Aralık 2014 Pazar

Orta Dünya'nın Çizerleri | Alan Lee & John Howe



17 Aralık'da The Hobbit: The Battle of the Five Armies vizyona girecek ve veda edeceğiz. O yüzden bugün Tolkien denince akla gelen bir illustrator'u inceleyeceğim. 
Kendisi benim en saygı duyduğum ve hayranı olduğum sanatçılardan olduğu için uzun zamandır yazmayı planlıyordum zaten. 

Sonradan gelen edit; Sadece Alan Lee'yi yazacakken John Howe'u es geçemedim. 



Alan Lee'yi John Howe ile beraber, bende dahil çoğu kişi LOTR filmleri ile tanıdı. 
Kendileri filmlerin konsept sanatçıları olarak The Return of the King filmi ile En iyi sanat yönetmeni Oscarını almışlardı. 
Alan Lee ve John Howe'un bu filmlerde emeği çok büyük çünkü resmen onların çizimleri ile şekilleniyor. Özellikle Hobbit filmlerinde Alan Lee hiç şimdiye kadar yapmadığı bir şeyi deneyerek 3d teknolojisine uygun yapıyorlar çizimleri. 

Alan Lee'ye baktığımızda benim diğer çok sevdiğim ve blogda paylaştığım Brian Froud ile baya bir çalışmaları olmuştur. Hatta onu yazarken görüp şaşırmış Faeries kitabını alınacaklar listeme eklemiştim. 

John Howe'da yine Alan Lee gibi Tolkien'e gönül veren sanatçılardandır ve beraber Lotr, Hobbit projelerinde yer aldılar, Oscarı kazandılar. Bireysel olarak da George R. R. Martin'in A Clash of Kings adlı romanı çok sayıda John Howe çizimiyle çıkmış ki, kitabı deliler gibi merak ediyorum. 

Onun en sevdiğim çizimi Gandalf the Grey. 




Lord of The Rings'de 9 insan kralın ikisi olarak yer de aldılar. 




Hobbit için illustrasyonlarını paylaşacağım sizinle. Esasen bu illustrasyonlarla olan kitabı 2012 yılında İthaki yayınları çıkararak bizi mutlu ettiler. 













             
                 Ben kitabı hemen edindim tabii. Ve daha çok ilham alıp Hobbit evi de yaptım. 
                                       


İyi okumalar...

-Sycorox-


              

28 Ekim 2014 Salı

[Blog Tur] Hiçliğin Kıyısında - J.A. Redmerski | Yazar Tanıtımı

Tesadüf, yazgıya verilen hayali bir isimden ibarettir...


Kitap: Hiçliğin Kıyısında
Yazar: J. A Redmerski
Orijinal Adı: The Edge of Never
Çeviri: Süreyya Çalıkoğlu
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa Sayısı: 467
Basım Yılı: 2014
Tür: Romantik, Yeni Yetişkin
Puanım: 4



Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrewun da bazı karanlık sırları vardır. 

 Andrew yolculukları esnasında Camryne kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrewun ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir.

 Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?


Uzun zamandır ekipçe beklediğimiz kitaba kavuştuk. Bu sefer konuk Oburumuz da var yine.
Ayrıca baya oldu yazmayalı. Aslında okuyorum yazılacak çok kitap birikti. Yazacağım merak etmeyin eheh

Hiçliğin Kıyısında kitabını gördüğüm kadarıyla Oburlar olarak çok sevdik.

Kitap Cam'in bunalımlı zamanları ile başlıyor. Çılgın arkadaşı Nat'in tetiklemesi sayesinde en sonunda dayanamayıp kendini yollara vuruyor.

Düşünün çantanıza birkaç parça kıyafet koyup, kendinizi otobüs terminalinde nereye gitsem acaba derken bulduğunuzu. Bu sanırım en son nokta. Büyük bir macera.

Aslında hepimizin hayal ettiği olsa keşke dediği bir konu. Before Sunrise'ı izleyenler bilir, hayatta bir kere bile olsa bir şehrin sokaklarında, yollarında, tam kafana uygun bir karşı cins ile saatlerce konuşmak, gülüşmek, çılgın şeyler yapmak. Hayatında yapmayacağın şeyleri yapıp kendine şaşırmak.

Before Sunrise gibi naif başlayıp new adult olayının devreye girmesi ile resmen basitleşen bir hikaye maalesef. Sonlarına doğru üzülerek okudum, sinirlendim. Evet sonlara doğru üzücü, onun etkisi ayrı, kitabın bu kadar basitleşmeye başlamasının üzüntüsü ayrı.

Ben bu yeni moda New Adult olayını zerre sevmiyorum. Çok enteresan ve güzel konuları sıradan hale getiriyorlar. Ama maalesef artık elimize aldığımız neredeyse birçok kitap böyle. Ha kitaplarda hiç seks olmasın diyen dar görüşlü biri değilim. Ama bazı şeyler okuyucunun hayal gücüne bırakılmalı. Pornoya yakın, ayrıntılı anlatım çok aşırı sıkıyor. Kitaptaki o bölümleri resmen atlaya atlaya okudum. Sevimli yada şirin de bulmadım. Ve puanımı o nedenle kırdım.

Kitabın sonundaki sır olayını ben daha farklı olur diye düşünmüştüm. Burada yazar benden insaflı çıktı kabul etmeliyim. Eğer bana kalsaydı kahramanlarımız üzülmekten içleri çıkacaktı.



Baş karakter Camryn'e hem gıcık oldum hem de sevdim. Gerçi kıza da kızamıyorum başına hep üzücü şeyler gelip duruyor. Bu yolculukta kendini bulması, tanıması, kafasındaki soruların cevap bulması ile daha bir rahatladı. Saçlarını da bir kere açsın diye dört gözle bekledim ama kapakta olduğu gibi yana örülü gezdi.

Andrew Parrish ise tam benim kafadan. Düşünün otobüste arkamda onun gibi bir yakışıklı oturuyor ve mp3'ünden en sevdiğim şarkılar çalınıyor. Heyecandan uyuyamam bu bir, yanıma müzik falan almamışım bedavaya getiriyorum diye sevinirim bu iki -hayır kitap, yol müzikleri almamış olmam imkansız, playlistimi almadan yollara vurmam kendimi, ah Camryn!-

Bad Company, Kansas, Led Zeppelin, Eagles, Rolling Stones, Alice in Chains gibi klasik rock ve grunge tanrılarını dinliyor adam kız ise kızıyor üff bu ne müzik diye! (bak şimdi gene kızdım!)
Sonra yetinmiyor Pink ile kıyaslıyor. Tamam Pink'i bende severim ama Bad Company ile niye kıyaslarsın be kadın! Bide "ay hep aşk şarkıları yapıyorlar çok sıkıcı" diyor. Hayır Pink sanki atomu parçalayan şarkılar yapıyor (yine kızdım!)
Resmen ikisinin arasına sızıp ne diyorsun sen ya diye kavga edecektim zor tuttum kendimi!

Şarkılara gelirsek en sevdiğim şarkılar var. Dust in the Wind, Hotel California (arabanın içinde bağıra çağıra söylemeleri efsaneydi) Laugh, I Nearly Died. Hepsiyle birer anım var. Onun için çok duygusala bağlamış olabilirim :)

Ayı zamanda Camryn'in Andrew'a kendinden yeni şarkılar katması hatta onları beraber sahnede söylemiş olmaları muhteşemdi. The Civil Wars'ı da çok severim, Poison & Wine şarkılarını ekstra severim görünce mutlu oldum.

Adamın o sahiplenici tavrı, her şeyi dalgaya alması sevimliliği, tarzı öldürdü beni. Arabasına bağlılığı, rocker havalı tavırları sayesinde onu hayal ederken ister istemez Jensen Ackles geldi aklıma. Dean'ın aşk çocuğu versiyonu eheh.

Andrew gerçekten göz kamaştırıcıydı...
"Ee, ne karar verdin?" diye sordu. Kollarını kavuşturmuştu ve meraklı bir hali vardı. "Sana dönüşün için uçak bileti mi alıyorum, yoksa sahiden Teksas'taki 'Hiçbir Yer' şehrine gitmek için yola mı düşeceksin? 
Camryn sf. 150


Bu kadar eleştirdikten sonra sevdiğim yanlarına da gelelim. Bir kere yollarda geçmesi, o özgürlük, rota belli olmadan dolaşmak muhteşem bir şey! İnsanın hayatında bir kere olsun yapması gerekenlerden.
Yol şarkılarının muhteşem olduğu bu yolculuğa kim hayır diyebilir ki?
İki insan da çok sevimli, inatlaşmaları, flörtleşmeleri çok tatlı. Romantizmi yazar çok hoş işlemiş. Yağmurda ıslanmaları, çimlerde yatmaları, sürekli gülecek saçma bir şey bulmaları mesela.

Ve en önemli ayrıntısı da son zamanlarda çıkan romantik kitaplarda hem kadının hem erkeğin bakış açısı ile bölüm bölüm yazılıyor. Bunu çok seviyorum. Sadece bir kişinin bakış açısından değil iki tarafın ne düşündüğüne tanık olabiliyoruz.

Kitabın sonu beni ağlattı evet. Yani o kadar laf saydım ama yine de üzüldüm. Hele son kısımda kalbim tekliyordu. Hah benim kadar insafsızsın yazar dedim orada.



Kitabı bir bütün olarak sevdim, elinize alınıp bir köşeye kıvrılıp, sabahtan akşama hatta gece yarısına kadar elinizden düşürmeden yer yer kahkaha atarak okuyacağınıza emin olabilirsiniz (fotoğraflardan görüldüğü gibi ben öyle yaptım)
Benim kadar ayrıntıcıysanız bazı yerlere takılacaksınız ama sevimli hikayesinin hatırına boşver diyebilirsiniz onlara.

Şimdi Yazar Tanıtımına geçelim. 


Jessica A. Redmerski New York Times, US Today ve Wall Street Journal'ın en çok satan yazarlarından. The Edge of Never serisi ile büyük başarı yakaladı. Jessica bir yayıncı ile çalışmanın yanında bağımsız olarak kendisi de çıkarıyor kitaplarını. Aslında birçok türü deniyor. 
Romantik The Edge of Never serisinden ziyade fantastik ve genç yetişkin The Darkwoods serisi, gerilimli In the Company of Killers serileri ile sevdiği tarzları ayrı ayrı işlediğini görüyoruz. 

Jessica tam bir kitap ve televizyon aşığı. En sevdiği dizi The Walking Dead. 
En sevdiği filmler ise The Fight Club, Bram Stoker Dracula,The Devil’s Advocate, The Matrix, Harry Potter ve The Lord of the Rings serileri. 

Yazarın en büyük hayali bir sırt çantasında dünyayı gezmek ki, bunu kitapta görüyoruz. Bana sorarsanız sevdiği müzikleri de kitapta bir bir gördük. 

Her ne kadar kızsak da gayet sevilesi biri. Umarım daha çok yazar ve bizde de birbiri ardına çıkar kitapları. 

Yazardan imzalı kitap kazanmak için turumuzu ve Kitap Oburlarının facebook sayfasını takipte olmayı unutmayın. 


27 Ekim - mirielenda.blogspot.com/| Ön Okuma 
28 Ekim -  raflarinarasindan.blogspot.com/| Yazar Tanıtımı 
29 Ekim - suigenerisss.blogspot.com/| Bunları Biliyor Musunuz? 
30 Ekim - kutsalyorumcu.blogspot.com/ | Alıntılar 
31 Ekim - thcodex.blogspot.com/ | Tanıtım Videosu 
01 Kasım - pinucciasbooks.blogspot.com.tr/ | Yazarla Söyleşi 
01 Kasım - sohbetedecekkimseyok.blogspot.com.tr/ | Kitap Yorumu 
02 Kasım - tugceninkitapligi.com/ | Bonus Sahne



İyi Okumalar ^^

 -Sycorox-

21 Eylül 2014 Pazar

Yaz Okuma Şenliği Sonuçları

http://pinucciasbooks.blogspot.com.tr/2014/09/evet-kitap-dostlar-bir-uc-ay-daha.html Bağlantıda görebileceğiniz üzere bugün itibariyle Yaz Okuma Şenliği bitmiş bulunuyor.

Her ay ayrı birer yazı hazırlamayıp aylık sonuçlarımı Pinuccia'nın bloğunda yorum aracılığıyla kendisine iletmiştim fakat şenlik boyunca neler okuduğumu kısaca bir gözden geçirelim. :)

Şenlik boyunca hangi tarihte hangi kitabı okuduğumu şu bağlantıdaki yazıda kayda geçirmiştim: http://raflarinarasindan.blogspot.com/2014/06/yaz-okuma-senligi.html Sadece en sondaki Küçük Şeylerin Tanrısı'nı henüz bitiremediğim için yazıdaki kitaplardan sadece o sayılmayacak. Buna göre puanlama ve okunan kitaplar listesi şu şekilde:

14. Kategori (10 puan): Kütüphaneden veya bir tanıdığınızdan ödünç aldığınız veya sahaftan aldığınız bir kitap.

Amcam Oswald, Roald Dahl, Can Yayınları, 216 sayfa.

10. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.

Dünyaya Orman Denir, Ursula K. LeGuin, Metis Edebiyat, 130 sayfa.

13. Kategori (10 puan): Aynı zamanda çevirmenlik de yapan bir yazar tarafından yazılmış bir kitap.

Akışı Olmayan Sular, Pınar Kür, Can Yayınları, 222 sayfa.

29. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.

Otlakçı, Memduh Şevket Esendal, Bilgi Yayınevi, 226 sayfa.

Kuşatma, Füruzan, Bilgi Yayınevi, 307 sayfa.

Nedjma, Kateb Yacine, Can Yayınları, 240 sayfa.

Başka Dünyalar, Nadine Gordimer, Can Yayınları, 291 sayfa.

23. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.

Üç Harfli Kelime: Aşk, Çeşitli Yazarlar, Siren Yayınları, 239 sayfa.

2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.

Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan, Yapı Kredi Yayınları, 108 sayfa.

4. Kategori (10 puan): Adında bir sayı geçen bir kitap.

Kırk Oda, Murathan Mungan, Metis Edebiyat, 162 sayfa.

6. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.

Pastoral Senfoni & Dar Kapı, Andre Gide, Cem Yayınevi, 264 sayfa.

16. Kategori (10 puan): Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.

Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi?, Philip K. Dick, Altıkırkbeş Yayın, 289 sayfa.

15. Kategori (10 puan):Bir masal kitabı.

Dünyanın Dört Bucağından Masallar - Hint Masalları, Tunç Tayanç, Dipnot Yayınları, 153 sayfa.

21. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.

Bir Garip Aşk Öyküsü, Carl-Johan Vallgren, Metis Edebiyat, 309 sayfa.

1. Kategori (10 puan): İsminde yaz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların yazın geçtiği bir kitap. 

Deniz Feneri, Virginia Woolf, Kırmızı Kedi Yayınları, 228 sayfa.

3. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.

Üç Kadın, Sylvia Plath, Artshop Yayıncılık, 62 sayfa.

7. Kategori (10 puan): Fransız edebiyatından bir kitap.

İklimler, Andre Maurois, Güven Yayınevi, 266 sayfa.

28. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 60 puan): Goodreads’in “Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap” listesinden 3 kitap.

Kirpinin Zarafeti, Muriel Barbery, Turkuvaz Kitap, 276 sayfa.

Dava, Franz Kafka, Karaca Yayınları, 256 sayfa.

30. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 50 puan, toplamda 80 puan): 17., 18. ve 19. yüzyılda yazılmış birer kitap.

Oblomov, Ivan Aleksandroviç Gonçarov, Antik Yayınevi, 528 sayfa.

26. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 15 puan, toplamda 45 puan): 3 kitaplık bir seri veya aynı seriden 3 kitap.

İkinci Cins - Evlilik Çağı, Simone de Beauvoir, Payel Yayınevi, 247 sayfa.

İkinci Cins - Bağımsızlığa Doğru, Simone de Beauvoir, Payel Yayınevi, 189 sayfa.

12. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.

Mio, Benim Mio'm, Astrid Lindgren, İthaki Yayınları, 176 sayfa.

22. Kategori (10 puan): İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap.

Golem ve Cin, Helene Wecker, Doğan Kitap, 638 sayfa.


Toplam okunan kitap sayısı 24 olduğu için kitaplardan gelen puan: 240.
29. kategori için gelen puan: 30.
Toplam okunan sayfa sayısı 6022 olduğu için gelen puan: 60.
Toplam puan: 330.

14 Eylül 2014 Pazar

Oblomov, Ivan Aleksandroviç Gonçarov


İlk yüz küsür sayfasında anlattığı üzere kapak resminde görebileceğiniz gibi bir divanda yatan Oblomov'un yerinden kalkamayışı, kalkmamak için bahaneler üretişiyle başlayan roman, "Oblomovluk" adı verilen miskinliğin romanı.

Yaşamın kutsal bir amaç taşımasının illa gerekli olmadığını, yaşamın amacının "yaşayıp gitmek" olduğunu düşünen Oblomov'un uşağı ve hatta kansız cansız bir varlık olan ev bile Oblomov'un hareketsizliğinden etkilenmiş, işler sürekli ertelenerek görülmeye (ya da görülememeye) başlanmış, ev sakinleri için hayat tam anlamıyla bir koyvermişlik içinde yaşanıp giderken Oblomov'un durumuna üzülen bir arkadaşının zorlamasıyla Oblomov'un toplum içine karışması gerekmiştir. Acaba Oblomov, miskinliğin ötesine geçen bu halinden, hayatına aşk ile bir anlam yükleyerek kurtulabilecek midir?

Rus edebiyatından kalın bir kitap olmasına rağmen bir sayfasında bile asla kitaptan uzaklaşmamanızı sağlayan Oblomov, sıkıcı olduğundan şüphelenip de okumayı erteliyorsanız, hiç korkmanıza gerek olmadan gönül rahatlığıyla okumanızı tavsiye edebileceğim bir roman. Hatta yer yer bu kitabı Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar eserine benzettiğim anlar oldu. Uzun lafın kısası sadece deyim dağarcığınıza "Oblomov olmak" deyimini eklemek için bile okumaya değer olduğunu düşünüyorum ki kitap bundan çok daha fazlasını vaad ediyor.

17 Ağustos 2014 Pazar

Book & Cook | Brüksel





Merhaba, bu çook sıcak pazar gününde sizi Brüksel'de çok ünlü bir yere götüreceğim. 
Cook & Book kitabevi ve restoran. 
Ben fotoğraflarını görünce aşık olmadan ve sizinle de paylaşmadan edemedim.
Bol fotoğraflı, belki de karışık bir yazıya hazır olun hehe 

Kitapçı iki bölümden oluşuyor Blok A ve Blok B olmak üzere. İki ayrı yerde anladığım kadarıyla. 

Blok A'da Seyahat ve gençlik kitapları, galeriler, müzikler ve aynı zamanda restoranı var. 
Blok B'de ise İngilizce kitaplar, Serre, Roma, Cucina bölümleri var. İçinde bir İtalyan ve Vejeteryan lokantası var. Pazar günleri de sadece Blok B'de Brunch var ki şimdi orada olmalıydık. 


Özellikle kitapçı konseptlere ayrılmış. 
BD, Voyage, Gençlik, Güzel Sanatlar, Müzik, Sera, Roma, Cucina diye. 
Hepsinin dekorasyonu seyirlik. İşin içine restoran da girince kitaplar ve yemekler göz alıyor. 



Tabii isim Cook & Book olup yemek kitabı satılmamasını bekleyemezdik, bu stant çok güzel olmuş ama. 





 Çocuk ve gençlik bölümünde kitaplar, oyuncaklar olmasının yanı sıra etkinliklere de ev sahipliği yapıyorlar. Kostümler ve eğlencelerle güzel okuma etkinlikleri oluyormuş. 











Voyage konseptinde karavanları, vosvosları kullanmışlar. Çok şirin olmuş. 
Vintage dekorasyonu ve restoranı ile çevreye bakınmaktan ne yapacağınızı şaşırırsınız. 




Sera konseptinde ise daha çok tahta ve doğal yapı kullanılmış. 
Şarap fıçıları ortama country havası vermiş. Tabii çevrede yine kitaplar var. 

Ve müzik. 
Cd ve plakların, müzikle ilgili kitapların satıldığı bu bölümde aynı zamanda akustik konserler veriliyor. 



Bu yazıyı hazırlarken çok tatlı bir akustik video ile karşılaştım ve eklemeden edemedim. Alys'i de keşfettim bu sayede.
Sizin de yolunuz Brüksel'e düşerse bu harika mekanlara uğramadan geçmeyin.
İletişim bilgilerini bu internet sitelerinden almayı unutmayın. 

İyi Okumalar

-Sycorox-

16 Ağustos 2014 Cumartesi

[Blog Tur] Aşka Var Mısın? - Natasha Boyd | Ön Okuma

Aşk hayattaki en büyük risktir.


Kitap: Aşka Var Mısın? (Eversea #1)
Yazar: Natasha Boyd
Orijinal Adı: Eversea
Çevirmen: Filiz Tülek
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 362
Basım Yılı: Ağustos 2014
Tür: Romantik
Puanım:4

"Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim." 

 ...kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. 

"Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın." 


Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... ?Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood'un en gözde megastarı...?Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...


Merhaba, Kitap Oburları ile yeni turumuzda bu sefer tam yaza uygun insanı serinleten bir kitap var. Natasha Boyd'un Eversea serisinin ilk kitabı.

Bu kitap ile beraber Jack Eversea ile tanışıyoruz. Ama ne tanışma.

Şimdi düşünün normal bir hayatınız var, küçük bir kasabada yaşayıp, orada garson olarak çalışıyor, kıt kanaat geçiniyorsunuz. Tam bir kitap kurdusunuz, en sevdiğiniz kitap serisinin uyarlamasında oynayan Hollywood starını bir gün karşınızda buluyorsunuz. Çıldırmamak elde değil.

Şimdi düşündüm kendime uyarladım bu durumu, en sevdiğim kitap serisi Yüzüklerin efendisi üçlemesi. Orada ise Legolas'a yani Orlando Bloom'a hayranım. Şimdi karşımda görsem bir tuhafa bağlarım tabii ister istemez.

Baş karakter Keri Ann klasik, utangaç, kendi halinde ama seksi olduğunu fark etmeyen, kitap kurdu kızımız. Karşısında Jack Eversae'yı görünce resmen nevri dönüyor, yer yer kendine hakim olamıyor. Genelde bu tip karakterlere gıcık olsam da o çok batmadı, rahatsız olmadım. Oldukça yerinde tavırlar sergiledi.
Nefes al, Keri Ann, nefes al modunda heyecan içinde, nefessiz kaldı. 

Jack Eversea'ya gelirsek adam havalı ve hoş. Bir yandan da eğlenceli ve Keri Ann'ın saçma sapan bazı tavırlarını çok iyi yumuşattı. Açıkçası başka biri olsa "eee git işine" derdi ki  adam Hollywood starı, onu dese hiç batmaz, sırıtmaz.
Ayrıca Kitap Oburlarının Tı Obur Nıvs haberlerini de soğukkanlılıkla karşıladı hehe. Takım olarak bence sevdik bu adamı.


Ben tabii durur muyum, kitabı okurken yine ilham perileri iş başındaydı kaplumbağa mumluk ve Eversea taşlarından yaptım. 
Zaten Yabancı Yayınlarının kitap ayracına aşık oldum onu söylememe bile gerek yok.

"Tanrım!" dedi sonunda, umutsuz bir ses tonuyla. Parmağıyla ikimizi göstererek devam etti, 
"İkimiz aynı odada yalnız kaldığımızda hissettiğimiz şey her neyse, sence bu normal mi? Belki senin hiçbir fikrin yok ama benim var. Bu. Pek. Olmaz. En azından bana." 
Durdu, itiraf ettikleri karşısında kendisi bile şaşırmış gibiydi. 

Kitap bünyenizde yazın ılık bir esinti etkisi yaratan bir roman. Çoğu yerde kıkırdaya kıkırdaya okuduğumu eklemek istiyorum. Hatta okurken annem telefonla konuşuyordu ve benim kıkırtılarıma "neye gülüyorsun sen?" dedi. Bayan Weaton ve Keri Ann'a gülüyorum demişim.

Yaz günü plajda kafanızı tamamen boşaltıp, size iyi vakit geçirtecek bir roman arıyorsanız doğru yerdesiniz. Kitaptan tadımlık ön okumayı ekliyorum



Bu turda bizimle olan Yabancı yayınlarına da ayrı teşekkür ederiz. 
Kitap Oburları ise bu kitabı size yazardan imzalı olarak veriyor. Açıkçası kıskandım ne yalan söyleyeyim.
Onun için yapmanız gereken şey Çekiliş sayfamıza gidip, katılmak.

İyi Okumalar

-Sycorox- 





Kirpinin Zarafeti, Muriel Barbery



Pinuccia'nın Okuma Şenliği'nde Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinden üç kitap okuma kategorisi için okuduğum ilk kitap Kirpinin Zarafeti'ydi. Aslında bu kitabı Sycorox da fazlasıyla okumak istiyor, Rafların Arasından bloğu olarak en çok okumak istediğimiz kitaplardan biriydi ve piyasada bulunmaması nedeniyle bir türlü okuyamıyorduk. Bir gün kitabı ilçe halk kütüphanesine yeni gelen kitaplar arasında görünce hemen aldım ve kitabı şenlik kategorilerinden birine saydırabilip saydıramayacağıma baktığımda Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinde bulunduğunu gördüm. Listeye göz atmak isteyenler şuradan listeyi inceleyebilirler: https://www.goodreads.com/list/show/952.1001_Books_You_Must_Read_Before_You_Die

Kitabı resmen çok güzel bir yemek yer gibi, çok iyi bir arkadaşımla usul usul dertleşip şakalaşır gibi, tatlı tatlı uyuşukluk yapar gibi okudum ve hiç abartmadan söyleyebilirim ki okuduğum en güzel kitaplar arasına girdi. Hatta çok ciddi anlamda kütüphaneye kitabı geri verirken zorlanacağım çünkü ilerde tekrar okumak isteyeceğimi biliyorum ve kitap piyasada bulunmuyor, çevrimiçi kitap satış sitelerinde stok dahilinde değil ve çevrimiçi satış yapan sahaflar da kitaba, bulunmadığı için 35 - 40 lira arası fiyat biçiyor. Umarım bir gün yeniden basılır, piyasada bol bol bulunur, böylece tekrar satın alıp okuyabileceğimiz hale gelir. Tabii ben de piyasada bulmanın zor olduğu bir kitap hakkında yazı yazarak ve iştahınızı kabartarak kötü bir şey yapıyorum, farkındayım ama bu kitaptan kesinlikle bahsetmem gerekiyor, o kadar çok sevdim ki kitabı, mutlaka hakkında bir şeyler yazmalıyım.

54 yaşındaki kapıcı Renee Michel, yoksul bir aileden gelmiş, başından bir evlilik geçmiş, eşini kaybettiğinden beri de birlikte çalıştıkları kapıcı dairesinde tek başına çalışmaya devam eden, kendi halinde bir kadındır. Apartmanın rutin işlerine bakar ve mesaisi bittikten sonra Lev adındaki kedisiyle birlikte kendisini dairesine kapatır, apartman sakinlerinin gözünde neredeyse görünmez olan Renee'nin, herkesten sakladığı bir sırrı vardır ki o da değme filozoflara, edebiyatçılara ve sinemacılara taş çıkaracak kadar yontulmuş, biçimlendirilmiş bir kültür düzeyine sahip olduğudur. En büyük zevki kafasının içini doldurmak olan Renee, sürekli olarak kütüphaneden ödünç aldığı kitaplar ve filmler ile hem boş vakitlerini değerlendiriyor, hem de içinde bulunduğu yaşam hakkında oldukça güzel tespitler yapıyor, klasik bestecileri, Uzakdoğu sineması yönetmenlerini, modern filozofları, Rus edebiyatçılarını seviyor ve tüm bunların sıradan bir kapıcı tarafından gerçekleştiriliyor olması nedeniyle kendini olduğundan daha değişik bir konuma koymamak için kimseye bu gizli zevkleri hakkında hiçbir ipucu vermiyor, sıradan bir kapıcı gibi yaşamayı, sahip olduğu entelektüel düzeyin kendisine bir beklenti katmamasını istiyor, bu nedenle de kapıcı dairesinde gizleniyordur.

Aynı apartmanda parlamento üyeleri, ünlü hukukçular, sosyetik aileler de yaşamaktadır ve parlamentodaki sosyalist üyelerden birinin 11 yaşındaki kızı olan Paloma Josse, içinde bulunduğu sahte, abartılı, gösterişçi ve amaçsız yaşamdan oldukça sıkılmış olup 12. yaşgününde kendini öldürmeyi planlamaktadır. Bu planını adım adım şekillendirip ölüm yöntemleri üzerine düşünürken bir yandan da son bir yılını nasıl geçirdiği hakkında iki günlük tutmaya karar verir, günlüklerden biri Paloma'nın düşüncelerini yansıtacak olan Derin Düşünce adında, diğeri de Paloma'nın gündelik hayatında yazılmaya değer olan olayların kaydını tutacak olan Dünyanın Hareketi Günlüğü adında iki döküman olacaktır. Böylelikle Paloma, kendisini intiharına yönlendiren sebepleri daha net görebileceğini düşünmekte, bir yandan da geride bırakacağı günlükler sayesinde toplumu sarsmayı planlamaktadır. İçinde bulunduğu hayatta kendi özünü korumakta zorluk çeken Paloma, büyük bir sıkışmışlık içinde, büyüdüğü zaman ailesinin hayatını sürdürmek istemeyen fakat bu sıkışmışlıktan nasıl kurtulacağını da bilemeyen bir kızcağızdır.

Renee gizli gizli zevkleriyle uğraşıp apartman içerisindeki hayatı kendi gözünden yorumlayadururken aynı çatı altında Paloma da apartmandaki hayattan kurtulmaya çalışır ve birbirlerinden tamamen habersiz olan bu ikilinin bir araya gelmesini sağlayacak ve ikisinin de hayatını tamamen değiştirecek olan kişi, dairelerden birinin sahibinin ölümü üzerine o daireye yerleşecek olan Japon beyefendi, Kakuro Ozu'dur. Kakuro Ozu, batının insanı sürekli koşuşturmaya zorlayan o modern dünyasının aksine dinginlik içinde yaşamayı öğütleyen doğu kültüründen geldiği için etrafına ve olaylara daha dikkatli bakabilecek ve hem Renee'yi, hem de Paloma'yı içinde bulundukları "görünmezlikten" kurtarabilecektir.

Romanın her şeyi çok güzel, resmen roman anlatımı, dili, felsefi altyapısı, tekniği (roman genellikle Renee'nin ağzından anlatılıyor olsa da Paloma'nın tuttuğu günlükler de kronolojik olarak bölüm bölüm, ilgili yerlerde karşımıza çıkıyor) ve hatta adıyla, her şeyiyle beni kendine sımsıkı bağlarla bağladı. Hakkında internette yapılmış bazı yorumları okuduğumda "Yazar ders notlarını bir roman haline getirip bastırmış," diyen insanları da gördüm. Muriel Barbery, romanı yazdığı sıralarda genç bir felsefe eğitmeniymiş, gerçekten zaman zaman modern felsefeyle ilgili pek çok düşünce ve bilgiye de yer vermiş romanında ama bu, romanı kesinlikle sıkıcı bir hale getirmiyor, tek bir sayfasında bile sıkılmadım, aksine sonlara yaklaştıkça yavaş yavaş kitabın bitiyor olmasından dolayı üzüldüm ki ben normalde "Kitap bitmesin diye yavaş okuyorum," diyenlerden ziyade elindeki kitap bitince bir sonraki okuyacağı kitabı düşünenlerdenim.

Uzun lafın kısası, bu blogda size bu kadar şiddetle başka bir kitabı önermemiş bile olabilirim, kesinlikle ama kesinlikle okumalısınız, dünyanın en güzel kitaplarından biri Kirpinin Zarafeti olabilir.

Bir de kitaptan uyarlanmış, Le Herisson isimli bir film de var: 



Filmi de henüz izlemedim ama izleyenlerin yorumları da oldukça güzel film hakkında. Karakterler, tam gözümde canlandırdığım gibi seçilmişler onu söyleyebilirim. Belki kitabı hiç bulamıyorsanız en azından filmle yerini doldurabilirsiniz gibi, kitaba oldukça sadık kalındığını da okudum ama tabii gönlümüz her zaman kitaptan yana.

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Mim



Merhaba, sevgili Gevezekitapkurdu ve Saklamakabı blogları bizi mimlemişlerdi, çok teşekkür ederiz.

Şimdi mime geçelim, iki kişi olduğumuzdan röportaj gibi olacak eheh.


1. Ne sıklıkla kitap okuyorsunuz?

Sweet Leaf- Sürekli olarak okuduğum en az bir kitap oluyor, çoğu zaman da birkaç kitabı aynı anda okuyorum, değişik durumları saymazsak hemen hemen her gün kitap okuyorum denebilir.

Sycorox- Değişiyor. Genelde iki üç kitap birden okurum, bitince yeni kitaba geçerim. Lakin yılın bir dönemi hiç okuyasım gelmiyor o zaman öykü okumaya başladım. Böylelikle o türe acayip ısındım.

2.En sevdiğiniz yazarlar hangileri?

Sweet Leaf- Samuel Beckett, Albert Camus, Jean-Paul Sartre, Hermann Hesse, Ursula K. Le Guin, Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft, Hemingway, Gorki, Dostoyevski, Aldous Huxley, Samed Behrengi, Roald Dahl, Etgar Keret, Ferhan Şensoy ve Jane Austen diyerek kısa kessem iyi olacak yoksa akşama kadar isim sayacağım.

Sycorox- J.R.R Tolkien, Dostoyevski, Kafka, William Blake, Jane Austen, Stephen King, Yasmine Galenorn, Dan Brown, Nazım Hikmet, Barış Bıçakçı, İhsan Oktay Anar, Birhan Keskin -çok karışık oldu evet-


3. En beğendiğin kitaplar hangileri?

Sweet Leaf- Yine çok fazla cevap vereceğim bir soru daha. :)

Şöyle kısa kesmeye çalışarak birkaçını söyleyeyim: Arthur C. Clarke - Bir Uzay Efsanesi, Sartre - Bulantı ve Uyanış, Ferhan Şensoy - Karagöz ile Boşverin Beni, Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Elias Canetti - Körleşme, Kazuo Ishiguro - Beni Asla Bırakma, Orhan Pamuk - Masumiyet Müzesi, Oğuz Atay - Tutunamayanlar, Ayn Rand - Hayatın Kaynağı, Betty Smith - Bir Genç Kız Yetişiyor, Salinger - Çavdar Tarlasında Çocuklar, Vasconcelos - Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım ve Delifişek, Ursula K. Le Guin - Mülksüzler, Reşat Nuri Güntekin - Çalıkuşu, Nabokov - Lolita, Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna, Samed Behrengi - Küçük Kara Balık, Ulduz ve Kargalar, Ulduz ve Konuşan Bebek, Antoine de Saint-Exupery - Küçük Prens, Lewis Carroll - Alice Harikalar Diyarında, Carlo Collodi - Pinokyo, Louisa May Alcott - Küçük Kadınlar, Rıfat Ilgaz - Hababam Sınıfı (tüm oyunları ve romanıyla birlikte) ve Mary Shelley - Frankenstein ile Bram Stoker - Dracula'yı da sayarak bitirmezsem daha satırlarca kitap adı yazacağım.

Sycorox- Son zamanlarda okuduklarımın çoğunu çok beğendim. En sevdiğim kitaplar diye genelleyince aklıma gelmiyor tabii çok var.

Mesela William Blake'in Cennet ve Cehennem'in Evliliği dönüp dönüp okuyacağım kitaplardan, Barış Bıçakçı'nın Sinek Isırıkları Müellifi eskittiğim, defalarca okuduğum ve baş karakter Cemil ile bir gün Ankara'da karşılaşacağıma, bir çay içip kitaplardan konuşacağımıza (onun benim bazı okuduklarımı beğenmeyip muhtemelen tavsiye üstüne tavsiye vereceğine) inandığım bir kitap.

İhsan Oktay Anar ile mesela çok geç tanıştım Puslu Kıtalar Atlası o kadar benlik bir kitapmış ki, keşke daha erken okusaydım dedim.

Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sı çoğu kişiye ceza gibi gelirken benim bir dönem en sevdiğim dönüp dönüp okuduğum kitaptı. Beyaz Geceler'i de öyle.

Tabii doğal olarak Yüzüklerin Efendisi üçlemesi de öyle.

4. Yerli Yabancı hangi yazarları tercih edersin?

Sweet Leaf- Başka bir soruda en beğendiğimiz yazarları yazmışız zaten.

Sycorox- Bknz. 2. soru

5. Bu güne kadar en beğendiğin kitap serisi?

Sweet Leaf- Pıtırcık serisi, Şeker Portakalı ve devam kitapları, Açlık Oyunları serisi, Behrengi'nin Ulduz serisi, Dune serisi, Özgürlüğün Yolları serisi (Sartre'ın Uyanış, Bekleyiş ve Tükeniş olarak çevrilen üçlemesi kimi yayınevlerinde başka başka adlarla çevrilmiş, Hürriyetin Yolları serisi olarak da biliniyor.)

Sycorox- Yüzüklerin Efendisi, Robert Langdon serisi, Ayın Kızkardeşleri serisi, Mercy Thompson serisi, Gece Avcısı, Angelogy

6. Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?

Sweet Leaf- Kendimi cidden çok seçici bir okur olarak görmüyorum, çok değişik türlerde kitapları severek okuyorum ama sanırım en çok gerçekçi romanları okumaktan zevk alıyorum, özellikle varoluşçu yazarların romanlarını daha severek okuyorum gibi geliyor ama bilim kurgudan da, fantastik edebiyattan da, korku edebiyatından da, öykülerden de çok hoşlanıyorum.

Sycorox- Fantastik, Epik Fantastik, Urban Fantasy (bunun tam karşılığını bilmiyorum, yani kadın karakterin baskın olduğu tür) Tarihi, İçinde sanat tarihinin olduğu her şey

7. En son hangi kitabı okudun?

Sweet Leaf- En son Philip K. Dick romanı Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi?'yi bitirdim.

Sycorox- Schopenhauer / Hayatın Anlamı

8.Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?

Sweet Leaf- Kitap bloglarını okumayı çok seviyorum ama Sycorox'un da söylediği gibi bana da çoğu kitap bloğu aynı geliyor. Ya kitap blogları arasında bir moda oluyor ve çoğu kitap bloğu yazarı aynı kitabı okuyor, ya da kitap bloğu olarak başlayan bloglar daha sonra kırtasiye bloğuna dönüşüyor, sanırım belki de ben çok fazla kitap bloğu bilmiyorum ama bildiklerimi de pek yeterli bulmuyorum.

Sycorox-
Yeterli değil. Bana son zamanlarda kitap blogları hep aynı gelmeye başladı. Yeni çıkan kitaplar bloglarda ama değişik bir keşif yapmayı istesek çok az blogda yorum görebiliyoruz. Eski kitapları okuyanlar zaten azınlıkta. Değişik türlerde görmek de zor. Onun için eşitlilik olmasını çok istiyorum.

9. Kitap okumak senin için ne ifade ediyor?

Sweet Leaf- Açıkçası hala bir akıllı telefon sahibi olmayan biri olarak benim için hala en etkili vakit geçirme yöntemlerinden biri. Çok küçük yaşlarda okumayı öğrendiğim ve kendimi bildim bileli kitap okuma alışkanlığım olduğu için o an okuduğum bir kitap bulunmuyorsa kendimi rahatsız hissediyorum, bir yere biriyle buluşmaya giderken karşımdaki kişi geç kalacak diye her ihtimale karşı yanımda bir kitap götürüyorum, bir yerde beklemem gerekiyorsa kitap okuyorum, okumak istediğim kitapları listeliyorum, elimdeki kitaplar bitince bir sonra başlayacağım kitapları planlıyorum, hangi kitaplar hakkında ne düşüneceğimi aşağı yukarı kestirebiliyorum... Fakat kitap okumak bana şunları da ifade etmiyor, kitap okuma alışkanlığı olmayan insanlara faşistçe davranmıyorum, arkadaşlarımı kitap okuma alışkanlıklarına göre seçmiyor, kitap okuma alışkanlığımı ve özellikle hangi kitapları okuduğumu sürekli başkalarının gözüne sokmuyor, göndermeli satırların fotoğraflarını çekmek için kitap okumuyor ya da kitapları ve yazarları metalaştırmıyorum, bunlar aksine edebiyat sevgisinin içini en azından kendi adıma boşaltmamak için kaçındığım davranışlar, hahah hatta Sycorox'un cevabını okumadan önce soruya ben de onun gibi bir de "benim için ne ifade etmiyor" açısından bakmışım ve hemen hemen aynı şeyleri söylemişiz, şu an ağzım kulaklarıma vardı. Uzun lafın kısası kitap okumak benim için bir ihtiyaç gibi ve kitap okuma alışkanlığım olmasaydı pek çok zaman, pek çok yerde sıkıntıdan patlardım.

Sycorox- Benim için normal bir şey. Yemek yemek, su içmek gibi. Lakin bunun üstüne anlamlar yüklemenin de gereksiz olduğunu düşünüyorum. Nasıl su içmenin üzerine su içenle evlenilir gibi bir anlam yüklemiyorsak, kitap okuyan insana da aynı gözle bakmak gerek -özellikle son zamanlarda kadının üstünde meta olarak kullanması sinirimi bozmaya başladı- Kitap okumak insanın kendine kattığıdır, kalkıp ben kitap okuyorum diye kibirlenmenin de bir anlamı yok.

Bizi mimlediğiniz için teşekkür eder ve bu mimi yapmak isteyen herkese yollarız


- Sweet Leaf, Sycorox -





Related Posts with Thumbnails