29 Mayıs 2016 Pazar

Kafe Puşkin



Merhabalar, bugün sizinle değişik bir Ünlü Raflar bölümü yapacağım çünkü aslında burada olan raflardaki kitaplar sadece bir mekanın dekorasyonu. 

Ama mekan yani cafe ismini ünlü Rus edebiyatçı Aleksandr Sergeyeviç Puşkin'den alıyor.  
Bunun da ayrı bir hikayesi var. 
Şöyle ki; ünlü Fransız şarkıcı Gilbert Bécaud 1964 tarihli Nathalie isimli şarkısında Rusya'ya giden bir adamın rehberi Nathalie'ye duygusal hislerini anlatır. Şarkıda Puşkin kafe'de sıcak çikolata içmeye gitmeyi hayal eder şarkıcı. Birçok kişi bu nedenle Moskova'da böyle bir kafe olduğunu sanır.

Kafe'nin açılış hikayesi esasen böyle. İnsan ismini duyunca çok köklü bir tarihi olduğunu sanıyor. Halbuki 1999 yılında Andrey Dellos tarafından açılmış. 


Kafe Puşkin'i aslında burada da kitabını tanıttığım ödüllü şef Ömür Akkor'un instagram paylaşımı sayesinde keşfetmiştim. 

Mükemmel bir kafe görüntüsünde olduğundan hayran kaldım. Sonra hakkında araştırma yapınca klasik ölmeden önce gidilmesi gereken yerler listeme aldım hemen.


Üç katlı bir bina olan Kafe Puşkin ciddi bir şekilde masalsı bir mekan. Christmas zamanı bu şekilde ışıklandırıyorlarmış, görüntüye hayran olmamak elde değil. 


Eczane salonu yani giriş katındaki barda içkinizi, kahvenizi yudumlayabilirsiniz. 
Burada ikinci dünya savaşından kalma antika eşyalar da var. 

Diderot, Seneca, Voltaire, Molière, Lomonosov, Socrates ve Cicero büstleri de tezgahı süslüyor.

Eczanenin yanında da tarihi Pera Palastaki gibi görülmeye değer bir asansör var. 




Kütüphane konseptinde de kitapların antika eşyaların, kocaman dünya küresi, teleskop eşliğinde Rus tatlarının keyfine varabilirsiniz. 
Açıkçası tam Rafların Arasından bloğuna uygun bir mekan. Ben bu salonda yemek yemek isterdim. 

Bu cafe'de adeta bir Rus klasiğinin içine girmişsin gibi his var. 
En azından fotoğraflara bile bakınca anlaşılıyor. Dediğim gibi zaten Kütüphane salonunun fotoğrafını görünce aşık olmuştum. 
Çalışanlar bile kostüm giyiyorlarmış, o derece bir titizlik var. 



Ortam o kadar görkemli ki, Çarlık Rusya'sında hissetmeniz çok normal.  Hatta bu kısım gerçekten var mı diye baya araştırdım. 

Daha önce bahsini ettiğim Faberge yumurtalarına girmişsiniz de içinde yemek yiyormuş gibi bir hava veriyor. 






Araştırırken mesela aşağıdaki salonda moda gösterileri falan bile düzenleniyormuş. 
Moda gösterisi derken, podyum tarzı düşünmeyin gayet pastalı, yemekli eğlence demek daha doğru olur. 



Ayrıca kafe'nin tuvaletleri bile çok görkemli. 



Yaz aylarında teras katında manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

Yemekleri de çok dikkat çekici. Geleneksel Rus mutfağından örnekler olsa da, dünya mutfakları ve pastaları iştah açıcı. Araştırdığım kadarıyla yemeklerden de müşterileri çok memnun. 
Borscht çorbası, Beef Stroganoff, Rus mantısı Pelmeni yiyebilirsiniz. 

Yalnız burası Moskova'nın ve ülkenin en önemli restoranlarından biri olduğunda ötürü baya baya pahalıymış. Ama ben bir kere gideceğim nasılsa diyip gözünüzü karartıyorsanız, ciddi bir miktarı şimdiden ayarlamanızı tavsiye ederim. 
Bir de rezervasyon ile giderseniz ortamın daha çok tadına varabilirsiniz.

Ama sadece bir kahve yanına pasta alıp da ortamın tadını çıkarmanız mümkün. 
Zaten olayın özü ortam. 

Ayrıca bir güzel tarafı da 24 saat açık olması. 



Size cafe/restoran ile ilgili video bırakayım buraya.
 Ve Gilbert Bécaud'un Natalie'yi mutlaka dinleyin. Ben bu yazıyı araştırıp yazarken çok dinledim zira. 



Adres;
Tverskoy Blvd, 26А, Moscow, Rusya, 125009


İyi Okumalar...

-Sycorox-

23 Mayıs 2016 Pazartesi

[Blog Tur] Kan ve Tuz - Kim Liggett | Yazar Tanıtımı




Kitap: Kan ve Tuz
Yazar: Kim Liggett
Orijinal Adı: Blood and Salt 
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Basım Yılı: Mayıs 2016
Tür: Genç Yetişkin, Mistik, Gerilim
Puanım: 3 


"Âşık olduğun zaman, derin bir okyanusa yüreğinden bir parça söküp atmış gibi hissedeceksin. Seni sarıp sarmalayan tek şey kan ve tuz olacak." Kan ve Tuz...

 Ash Larkin'in annesinin, uzun süredir kaçtığı ruhani halkına geri dönmeden önce ağzından çıkan son kelimelerdi. Annesini arayan Ash'in yolu Quivira'ya düştüğünde, zamanın ötesindeki bu kasabada uğursuz ve kadim bir şeylerin varlığı onu tutsak etmişti. 

Ash bir yandan, atalarından kalan, kavuşamayan âşıklarla ve ölümle, simyayla ve ölümsüzlükle bezenmiş anılarla başa çıkmaya çalışırken, bir yandan da sırlarla dolu ve kan bağıyla yasaklanmış Dane'den uzak durmaya uğraşıyordu. 


Bu esnada Quivira halkı 500 yıldır süregelen bir törene hazırlanırken, Ash sadece annesini kurtarmak için değil kendisi için de savaşmak ve çok geç olmadan Quivira hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak zorundaydı. Tamamen kan ve tuzla sarıp sarmalanmadan önce..."


Kan ve Tuz turunda bugün bize konuksunuz. Yabancı yayınlarından çıkan kitap, baskısıyla göz dolduruyor cidden. Cildi ayrı güzel, iç kapağı ayrı güzel. Kitabın fotoğrafını göstereyim dedim ama tabletten çektiğim için çok da başarılı olmadı idare ediverin.



Bu kitaba karşı arada kaldım açıkçası. Çünkü öncelikle gizemli, mistik havasını beğendim. Ama yazar bence biraz fazla abartmış gibi geldi.

Kitaba ilk başladığınızda biraz gerilebilirsiniz çünkü bir kahvaltı sofrasında tavana asılmış bir kızın eşliğinde başlıyor. Ben başlangıç itibariyle pek beğenmiştim. Çok sıkı başladı. Sonra baş karakter Ash okula kütüphaneye gider orada tuhaf ve güzel bir kadınla karşılaşır. Kadın bir kitap verir, Ash'ın ve kendi avuç içlerini çizerek birleştirir ve enerji akışı sağlar. Sonra bir anda kaybolur, boynundaki eşarp Ash'ın boynudadır. Ondan sonra Ash'da nemfoman tuhaf hareketler belirir. Kendi gibi değil, çok rahat ve cüretkar davranmaya başlar. Gerçi çok pısırık bir genç kız değildi ama enerji akışı geçince abarttı kızcağız. Akşam katıldığı partide elbisesini falan sıyırıp atacak biri de değildi tabii.

Ash aslında ailesinin kökenleri, neden kendilerinden bir şeyler sakladıklarını merak ediyor ve arkadaşıyla gizlice araştırıyor ama pek başarılı olamıyorlar. O gelen kadın sayesinde işler karışıyor daha da tuhaflaşıyor. Eve geldiğinde annesi kanlarını korumaları gerektiğini söyleyip, kardeşi ve onu pasaportlarını alıp kaçmaları gerektiğini söylüyor. Sonunda da camdan kendini atıyor.

Kitabın şiirsel bölümlerini, o gizemli havasını beğendiğimi söylemiştim. Ama karmaşık yapısından pek hoşlanmadım. Yeri geldi su gibi okudum, yeri geldi hiç elime almak istemedim. Hatta bazı yerlerde ne yapıyor bunlar, şimdi ne oldu diye kaldım.

Yani ne çok beğendim ne çok beğenmedim, dediğim gibi baya arada kaldım bu kitapta.


Gelelim sevgili yazarımızın tanıtımına;



Kim Liggett aslında küçük yaşlardan beri şarkıcılık ve oyunculukla ilgileniyormuş.

New York'a 16 yaşında gidip, fırsatlar şehrinde şansını yakalamaya çalışmış. American Academy of Dramatic Arts'ta devam ederken bir yandan da seksenlerin ünlü rock grupları ile işlere de imza atmış, back vokallik yapmış. Sonra sanatla uğraşan çocuklar ve müzisyenler için tur girişimine başladı. Jazz sanatçısı Ken Peplowski evli ve iki genç çocukları ve nevrotik köpeği ile Manhattan'da yaşayıp yazarlık yapıyor.

Kitap sizde merak uyandırdıysa şayet facebook sayfamıza bekleriz.

İyi Okumalar...

-Sycorox-


12 Nisan 2016 Salı

Sıfır Noktasındaki Kadın, Neval El Seddavi


 Kitabı, Kitap ve Film Kulübümüzün Nisan ayı kitaplarından olması sebebiyle okudum fakat zaten okunacak kitaplar listemdeydi. Şöyle ki, hakkında hiçbir şey bilmediğim bu kitabın kapağı ve ismi, Goodreads'te karşıma çıktığında beni bir şekilde sebepsizce etkilemişti, hatta kapak resmini Bahadır Baruter'in sanatsal çizimlerine benzettiğim için Nisan kitaplarından biri olunca tutup da kitabın kapağı kimin eseriymiş, acaba haklı olabilir miymişim diye baktığımda şu fotoğraf sanatçısıyla da beni tanıştırdı: Andre Kertesz. Metis Yayınları'nın kitap kapağı seçimlerine bayılıyorum.

 Bu kısa roman, Neval El Seddavi'nin bir proje için Mısır'da cezaevlerindeki kadın hükümlü ve tutuklularla yaptığı röportajlardan doğmuş fakat tüm röportajlardan değil, özel olarak bir kadın, yazarı çok etkilemiş ve bu kadının hikayesi Sıfır Noktasındaki Kadın'ı yaratmış. Firdevs adlı bir kadın hükümlü, idam gününü beklediği Kanatır Cezaevi'nde kimseyle konuşmamakta, kendisiyle röportaj yapmaya gelen herkesi reddetmekte, ziyaretçi kabul etmemektedir. Neval El Seddavi, Firdevs'in bu tutumundan etkilenerek kendisiyle konuşmak için ısrarcı davranır ve kendisinin önce bakışlarından ve insanı buz gibi bir gerçeğe taşıyan hikayesinden çok etkilenir ve Firdevs'in öyküsünü yaşatmaya karar verir. Firdevs, çocukluğundan beri lokmalarını sayan erkeklerin himayesinde yaşamış, özgürlüğünü ancak vücudunu erkeklere pazarlayarak elde edebilmiş bir fahişedir ve yeryüzündeki tüm erkeklerden, içinde yaşamak zorunda kaldığı koşullar nedeniyle nefret etmektedir. Bunu dile getirişi yazarı o kadar etkiler ve Firdevs'in saptamalarını o kadar altı dolu bulur ki araştırmasını bir kenara bırakır, Firdevs'in çocukluğundan başlayarak onu fahişelik yapmaya iten koşulları, fahişelikten nasıl vazgeçmeye çalıştığını ve neden yeniden fahişeliğe geri döndüğünü, gerek ailesindeki erkeklerin, gerekse kendisine bir kurtarıcı edasıyla yaklaşan erkeklerin kendisini asla birey olarak görmediklerini, kız çocuklarının ve kadınların eğitilmesinin önündeki engelleri, yoksulluğun çaresizliğini ve daha pek çok şeyi Firdevs'in ağzından bizlere aktarır. 

 Kanatır Cezaevi'nin (ah o sesteşlik...) duvarları arasından doğup pek çok dile çevrilen roman Metis Yayınları tarafından özenli ve güzel bir çeviriyle basılmış, dünya edebiyatı severler kadar kadın sorunlarına eğilen okurlara da gönül rahatlığıyla önerebileceğim gibi edebi zevki ne olursa olsun herkesin de okuyabileceğini düşünüyorum, kısacık olduğu kadar etkileyiciydi. Üstelik tesadüfen kitabı Şakran'daki cezaevinden dönerken bitirdim, belki tam da hayatımda ilk kez bir cezaevinin duvarları arasına girdiğim için beni gereğinden fazla etkilemiştir.

Not: Film ve Kitap Kulübümüz için: https://www.facebook.com/groups/385668214976401/



 Süper-kuralsız ve sayaçsız bir kulüp olarak her ay öneri ve oylama sistemiyle birer kitap ve film seçip onları okuyup izliyoruz, öneriler sayesinde okuma ve izleme listelerimizi genişletip oylamalar sayesinde de heyecansız hayatlarımıza minik hareketler getiriyoruz, olabildiğince kendi halimizde ve sakiniz, eğer bize katılmak isterseniz Facebook grubumuza üye olup bir sonraki ay için önerilerinizi yazmanız yeterli. ^.^ İsim konusunda bile aşırı heyecansız ve kararsız olduğumuz için tekdüze bir isim almış olmamız sizi yanıltmasın, her ay okuduğumuz ve izlediğimiz şeyler tekdüzelikten ve sıkıcılıktan epey uzak. 

26 Şubat 2016 Cuma

[Blog Tur] Linger No: 1 Ölüm Vahşi Bir Gecedir - Edward Fallon | Ön Okuma

Her yeni başlangıç, bir başka başlangıcın sonundan gelir



Kitap: Linger : Ölüm Vahşi Bir Gecedir  (Linger No:1)
Yazar:Edward Fallon
Orijinal Adı: Linger: Dying is a Wild Night (A Linger Thriller, Book #1)
Çeviri: Mertcan Ölçer
Yayıncı: İndigo Kitap
Basım Yılı: Şubat 2016
Sayfa Sayısı: 285
Tür:Gizem, Suç, Paranormal
Puanım: 4

"Karanlık bir zihnin sizi nereye sürüklediğini tahmin etmekle geçer dedektiflik, o size fısıldadıkça peşinden gidersiniz.
Bazı zihinlerin karanlığı çok derindir, hatta belki karanlık olan kendi zihninizdir."




Merhabalar, yeni turumuzda ilk gün bize konuksunuz. Aslında blog, tur bloğu gibi göründüğünün farkındayız, bir süredir yazmıyor olsak da bu duruma bir el atmanın zamanı geldi de geçiyor. Bu yazıyı yazarken bir yandan da suçluluk içinde kıvrandığımı eklemek isterim. Zira bir çok kitap okusak da yorum neden girmiyoruz anlamış değilim. Maalesef ki, bloglara ilginin yitirilmesi de bunda etken. Bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağız diyip, yazıma başlayayım.

Kitap İndigo Yayınlarından yeni çıkan Linger Ölüm Vahşi Bir Gecedir.

Konusu baya gizemli bir suç hikayesi. Branford ailesi anne, baba ve üç çocuğu, köpekleri olmak üzere vahşice öldürülür. Polisler olay yerinde çok da ipucu bulamazlar, aile örnek gösterilen bir ailedir.
Dedektif Kate Messenger gece olay yerine gittiğinde hiç beklemediği iki kişiyi evde bulur. İşte zaten olayı paranormal ve gizemli yapan konu buradadır. Sonrası artık spoiler bence -bu kadarı bile çok aslında-



Kitabı beğendim, gayet sürükleyici ve temiz bir anlatımı var. Yalnız tabi yazım hataları saç baş yolduruyor. Kate Messenger karakterini ünlü polisiye dizisi Castle'ın baş karakteri Kate Beckett'e çok benzettim. Onun da geçmişten gelen bir travmatik olayı vardı mesela.
Gizem kısmına bayıldım, baya merak ettim ne çıkacak altından falan diye. Bir de aşırı hızlı bir şekilde okunuyor. Akşam elinize aldıysanız, gecelemeyi hatta sabahlamayı göze almanız gerekiyor.

Ama dediğim gibi yazım hatalarına puan kırdım baya. Bence yayınevinin buna cidden dikkat etmesi gerekiyor. Onun dışında iyi bir polisiye diyebilirim. Gerçi çok iyi bir polisiye okuru da değilim, diğer kitaplarla ve yazarlarla karşılaştırma yapabilecek kadar en azından.

Şimdi size kitaptan ufak bir tadımlık ön okuma bırakayım buraya ama yetmeyecek, merak edeceksiniz.





İyi Okumalar...

-Sycorox-

4 Şubat 2016 Perşembe

[Blog Tur] Cadı Avcısı - Virginia Boecker | Yazar Tanıtımı



Kitap:Cadı Avcısı
Yazar: Virginia Boecker 
Orijinal Adı: The Witch Hunter
Çeviri: Onur Özkan
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Basım Yılı: Ocak 2016
Sayfa Sayısı: 338
Tür: Fantastik, Tarihi Fantastik
Puanım:4


Tenime dağlanarak işlenmiş mühür.
Beni koruyan ve ne olduğumu gösteren mühür. 

Ben On Üçüncü Yazıt’ın bir uygulayıcısıydım. 
Bir cadı avcısı. 

Korkulması gereken kişi bendim. 
En büyük düşmanınız dövüştüğünüz şey değil, korktuğunuz şeydir.



Merhaba yeni turumuz Virginia Boecker'ın Cadı Avcısı kitabı. Cadılı kitaplara bayıldığım için bu kitabı çok sevdim.

Elizabeth ailesini veba'da kaybetmiş, ona destek olan arkadaşı Caleb ile büyümüş ve onunla beraber cadı avcısı olup on üçüncü yazıt uygulayıcılarından, ülkedeki en güçlü avcılardan biri. Kitap Elizabeth'in yaptığı dikkatsizlikler sonucu ve ceplerinde cadıların kullandığı otların bulunması ile hapse atılması ve ölüm fermanının çıkışı ile başladı. 
Sonra hapishaneden kaçıp, hiç beklemediği insanların onu kurtarışı ile hayatı ve yönü değişiyor. Bir de bunlara onunla ilgili bir kehanet eklenince

Cadılar, hayaletler, küçük kahinler, o tekinsizlik en sevdiğim konular. Kitabın tarihi atmosferi ile okuyucu orta çağ'a gidiyor, cadı  yakilma olaylarına şahit oluyoruz Ayriyeten fantastik ağaçlar, peri ışıkları falan çok hoş bir hava veriyor.

Elizabeth karakteri erkeklerin arasında büyüdüğü için sert, hırçın bir karakter. Ben başlarken Elizabeth'in cadıların tarafında olacağını tahmin ederken cadı avcısı çıkması ile ters köşe oldum. Bir de bulunduğu donemin kadınları gibi olmayışı, sert yapısından dolayı arada bir yerde kalışı, aldigi eğitimlerin de etkisi ile erkek fatma modunda olmasi, bu tip kitap karakterleri açısından bakarsak hoşuma gitti.

Yabancı yayınları bu kitap kapağında aşmış iyice. İlk geldiği an gözlerimden kalpler çıkıyordu. Bence cadılı kitap ayracım da çok yakıştı. Çeviri gayet iyiydi, zaten Yabancı yayınlarında çeviri sorunlarına çok rastlamıyoruz.




GelelimYazarımızı tanımaya;






Virginia Boecker çok tatlı bir yazar. O da bizler gibi, kitabın Yabancı Yayınlarından çıkan kapağına bayıldı.

Yazarımız eşi, iki çocuğu ve köpekleri ile beraber Portland'da yaşıyor. Onun bu fantastik havasını yaşadığı yere kolayca bağlayabilirim (zira Grimm dizisinden sonra Portland benim için Amerika'nın en fantastik bölgelerinden)
The Witch Hunter yazarın ilk kitabı ve serisi. Ne diyelim Portland dolaylarında bol bol fantastik kitaplar yazmaya devam etsin.


Tur Programı:

3 Şubat http://sssuigenerisss.blogspot.com/ Kitap Yorumu  | Ön Okuma
4 Şubat http://raflarinarasindan.blogspot.com/ Kitap Yorumu | Yazar Tanıtımı
5 Şubat http://mirielenda.blogspot.com/ Kitap Yorumu |Tanıtım Videosu
6 Şubat http://segesegese.blogspot.com/ Kitap Yorumu  | Kitap Kapakları
7 Şubat http://pinucciasbooks.blogspot.com.tr/ Kitap Yorumu  | Alıntılar
7 Şubat http://thcodex.blogspot.com/ Bunları Biliyor Musunuz?

İyi Okumalar

-Sycorox- 







14 Aralık 2015 Pazartesi

[Blog Tur] Kan Kırmızı Yol | Moira Young - Kitap Yorumu / Yazar Tanıtımı




                                                                                                                                                                                                                            Kitap: Kan Kırmızı Yol (Toz Diyarları #1)                                          Yazar: Moira Young 
Orijinal Adı:Blood Red Road
Çeviri: Eyüp Timur Avarkan
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Basım Yılı: Kasım 2015
Sayfa Sayısı: 444
Tür: Distopya, Genç Yetişkin
Puanım: 4

"Saba kum fırtınaları tarafından harap edilmiş çorak bir diyarda yaşamaktadır. Çok sevdiği ikizi Lugh kaçırılınca gözü pek Jack ve Özgür Şahinler'le birlik olup Lugh'u aramaya koyulur.


 İkizi Lugh'u bulmak için pek çok güçlükle savaşmak durumunda kalan genç kız, zekası ve iradesiyle tüm zorlukların üstesinden gelmeye, düşmanlarını yenmeye çalışır. Üstelik bu süreçte hem mücadelelerinde yenilmez biri olduğunu hem de aşkı ve dostluğu keşfeder. Heyecan ve aksiyonun bir an olsun hız kesmediği Kan Kırmızı Yol soluksuz okunacak bir roman."


Distopya severlerin uzun süredir beklediği kitap şimdi raflarda yerini aldı. Bizim raflarımızda da yerini buldu. Kitap Oburları ekibi olarak ıskalamadık bu kitabı. Bu ara ekip olarak 3. yılımızı kutluyoruz. Nice yıllara bize, nice güzel kitaplara. 

Kan Kırmızı Yol bu türü çok aşırı sevmesem de beğendiğim bir kitap oldu. Yazar'ın kaleminin usta olduğunu hissediyorsunuz. Çeviriye rağmen hissediliyor. 

Baş karakter Saba ikizinin gölgesinde kalmış karakter olarak güçlü ifade ediyor. İkizi kaçırıldığında küçük kardeşini alıp onu bulmak için kendini yollara vuruyor. Okurken çocuk baktığımdan ve bu anlamda cinnet geçirme sınırlarında olduğum için Saba'yı küçük kardeşi Emmi konusunda en iyi ben anlardım, o kısımlarda kızmadım kıza. Kızılacak tavırlar sergilese dahi.

Saba'nin yol hikayesini, onun yasadiklarini ve ayrica aşk'ini cok begendim ben. Dedigim gibi muhtemelen ceviriden kaynaklanan sorunlar var ve bazi kitaplar dilimize cevirilirken degisebiliyor. Tugce'nin Kitapligi'da yazisinda bu durumdan bahsetti. Nida hanim orijinalini de okudugundan dolayi bu duruma daha hakim.

Ceviriden kaynakli sorunlardan dolayi puan kirdim, 4 puan verdim. Kitabin ciltli kapagi harika ama bayildim.

 "Lugh bir güneş gibi ışıldar. Bu durum onu bulmalarını kolaylaştırmış olmalı. 

Tek yapmaları gereken Lugh’un ışığını takip etmekti. sf10 " 


Gelelim Yazar Tanıtımına;

Moira Young Kanada'nınVancouver'a yakın New Westminster kasabasında büyümüş. Şimdi İngiltere'de yaşayan yazarımız, daha önce oyunculuk ve opera sanatçılığı yapmış. Kan Kırmızı Yol ilk romanı olarak büyük beğeni toplar ve bir çok ödel alır. Ünlü yönetmen Ridley Scott'un da ilgisini çeker, film haklarini alir. Merak ediyor muyuz? tabi ki evet!

İyi Okumalar...

-Sycorox-





30 Kasım 2015 Pazartesi

[Blog Tur] Kızıl Kraliçe | Victoria Aveyard - Kitap Yorumu / Yazar Tanıtımı

İKTİDAR TEHLİKELİ BİR OYUNDUR


Kitap: Kızıl Kraliçe
Yazar: Victoria Aveyard
Orijinal Adı: The Red Queen
Çeviri: Onur Kınacı Birler
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Basım Yılı: Kasım 2015
Sayfa Sayısı: 388
Tür: Distopya, Genç Yetişkin
Puanım: 3,5


İnsanların Kana Göre Sınıflara Ayrıldığı, Bir Düzen… Büyülü, Tanrısal Yetenekleriyle Diğerlerine Hükmeden Gümüşler, Onların Gölgesinde Hayatta Kalmaya Çalışan, Sıradan Kızıllar… 
İktidar Tehlikeli Bir Oyundur. 
Peki, Kazanmak İçin Ne Kadar Kan Kaybetmek Gerekir? Kanla Bölünmüş Bir Dünyada, Kazananı Belirsiz Bir Varoluş Mücadelesi… 

Mare Barrow'un dünyasında kanın rengi, varoluşun biçimini belirlemektedir. Doğaüstü yeteneklerle donatılmış Gümüşler, köle gibi çalıştırdıkları ve savaşta ölüme gönderdikleri Kızıllara hükmetmektedir. 

Yoksul bir Kızıl kasabasında yaşayan on yedi yaşındaki Mare, talihsiz olaylar sonucu bir Gümüş sarayında çalışmaya başlar. Ancak Kızılların başkaldırı hareketini örgütleyen Kırmızı Muhafızlar'ın davasını ateşleyecek kıvılcımın kendi parmaklarının ucunda ol-duğunu fark edince bambaşka bir oyunun ortasında kalır. Yalanlar üzerine kurulu bir düzende Kızılların Gümüşlere, bir prensin diğer prense ve Mare'nin kendi kalbine karşı mücadele ettiği bu tehlikeli oyunda tek mutlak gerçek, ihanettir.


Distopya severlerin merakla beklediği Pegasus yayınlarından çıkanThe Red Queen / Kızıl Kraliçe turunda bize konuksunuz. 

Öncelikle kitap konusunda ciddi ruh geçişleri yaşadım. Önce sevmedim, sonra aaa güzel ilerliyor bir dakika ya diyerek okudum. Sevmeme nedenlerimden beri diğer emsallerini çok andırıyor olması. Pierce Brown'un Red Rising'e benzeyerek başlaması çok sinir etti. Çünkü ona da aynı eleştirileri yaparak okumuştum. Bir yandan okumadığım ama konusunu bildiğim Beni Seç romanı akla getirdi.
Son dönemlerde çıkan distopyalar çok mu aynı oldu nedir, konuları az çok tahmin eder oluyoruz. Yani sonunda sevdiğime şaşırdım, çünkü gerçekten kötü başlamıştım.

Mare'nin yaşadığı dünya kanlarına göre Kızıllar ve Gümüşler diye ayrılıyor. Kızıllar ayak işlerini yapan sıradan insanlar. Gümüşler ise süpernatural güçleri olan soylular.

Mare usta bir yankesici ve bir gece bir oğlanı soyarken yakalanıyor, oğlan tüm parasını veriyor, Mare'de ona hikayesini açıyor. Ertesi gün onu alıp kralın huzurunda çalışması için muhafızlar götürüyorlar.

Prenslerin kendilerine eş seçeceği bir etkinlikte çalışmaya başlıyor ve burada kaza ile inanılmaz bir olay oluyor Mare kendini bambaşka ve tehlikeli dünyada bir Prensin nişanlısı olarak buluyor. Sonrası hep spoiler :)

Baş karakter Mare kimi zaman hoşuma giden, kimi zaman da sinir olduğum karakter oldu. Aslında karakterler çok derinlikli yazılmadığı için kendinizi kitaba fazla veremiyorsunuz. Ben açıkçası kitapta hiçbir karakteri bayılarak sevmedim. Gerçi Cal'ın bir adım önde olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Yani içinde çok klişe barıdırdığı ve yavan anlatımı yüzünden baya puan kırdım. Onun dışında kitabın büyülü dünyası güzeldi. Daha ustaca ele alınabilseydi belki harikalar yaratabilirdi.

Kitap geldiğinde şaşaasına bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Hele o kutusuna bayıldım, Pegasus yayınları çok iyi iş çıkarmış bu konuda. Çevirisi de kusursuzdu zaten. 






Gelelim yazar tanıtımına;






Victoria  Massachusetts'in küçük bir kasabasında yaşarken Güney Karolina üniversitesinde  yazarlık okumaya gider. Okul bittikten sonra The Red Queen serisini yazmaya başlar ve büyük bir başarı sağlar. Ülkemizde kitabı yeni çıktı ama serinin ikinci kitabı'nın da çok bekletmeden çıkacağına dair duyumlar aldık.


Eğer kitabı merak ediyorsanız turumuzu ve bizi facebook'da takip etmeyi unutmayın. 

Tur Takvimi:

29 Kasım: fanboyungunluguu.blogspot.com.tr/ Kitap Yorumu / Ön Okuma
30 Kasım: raflarinarasindan.blogspot.com/ Kitap Yorumu /Yazar Tanıtımı
1 Aralık:mirielenda.blogspot.com/ Kitap Yorumu / Bunları Biliyor Musunuz?
2 Aralık: thcodex.blogspot.com/ Kitap Yorumu 
3 Aralık: segesegese.blogspot.com/ Kitap Yorumu
4 Aralık: suigenerisss.blogspot.com/ Kitap Yorumu
5 Aralık: pinucciasbooks.blogspot.com.tr/ Kitap Yorumu

İyi Okumalar...

-Sycorox-


20 Ekim 2015 Salı

[Blog Tur] Karanlık Yalanlar - Alessandra Torre | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı


HER ŞEY BİR YALANSA AŞK SÖZ KONUSU OLABİLİR Mİ?




Kitap: Karanlık Yalanlar
Yazar: Alessandra Torre
Orijinal Adı: Black Lies
Çeviri: Onur Kınacı Birler
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Basım Yılı: Eylül 2015
Sayfa Sayısı: 334
Tür: Erotik,
Puanım: 3,5


"Bu bir aşk hikâyesi ama okuması kolay olanlardan değil... 

Brant: Yirminci yaş gününde bir teknoloji milyarderi oldu. Benimle üç yıldır beraber. Dört kere evlenme teklif etti. Dört kere reddedildi. 

 Lee: Ev hanımlarıyla aşna fişne yapmadığı zamanlarda çim biçiyor. Elleri ve vücudunun diğer parçaları son derece yetenekli. Bilse de bilmese de, iki yıldır benim tarafımdan takip ediliyor.

 Durmayın. Yargılayın beni. Benim aşkımın nelere yol açtığı hakkında en ufak bir fikriniz bile yok. Daha önce bu hikâyeyi duyduğunuzu düşünüyorsanız güvenin bana… duymadınız"


Yabancı yayınlarından çıkan erotik roman Karanlık Yalanlar ile turda bize konuksunuz.

Bu kitapla ilgili objektif yaklaşacağım. Karakterlerimiz zenginler dünyasının bireyleri. Biri zengin ve umarsız kızımız Layana yani Laya diğeri de sıfırdan kendini yazılım milyarderi yapan dahi çocuk Brant.

Tabi bir de Lee var. Sorumsuz, serseri çocuğumuz.

Şimdi ben Layana'nın Brant'ı Lee ile aldatmasına gıcık değildim. Her kitapta hep iyi, doğru şeyler yapan, sıkıcı, sarsak kadın karakterlerden ciddi anlamda sıkılmıştım.

Layana o bağlamda kuşkucu, arkadan iş çeviren, hesapçı havası ile sevgimi kazandı. Çünkü Brant bir yerde ona yetmiyordu belki, heyecan arıyordu ve zaten boşlukta gibiydi.

Brant onu prenses olarak görüyor, Lee ise zengin, şımarık ve asla onun olmayacak bir kadın.

Kitabın içinde çok farklı yerlere giden bir konu olduğu için fazla açamıyorum. Ama o konu benim ilgimi çektiği için beğendim. Bir de aynı yayınevinin başka bir romanına benzettim lakin olsun.

Yalnız benim baya bir puan kırdığım yeri, karakter tasvirlerinin çok aza yakın olması. Bunu yazar özellikle gizem olsun diye mi yaptı, yoksa aklına mı gelmedi bilemiyorum ama ciddi bir şekilde sinirlenerek okudum. Sen karakterlerin tiplerini, neye benzediklerini hiç yazma ama onun dışında her bir taraflarını santim santim incele. Artık Layana'nın esmer ya da kumral olduğunu Lee'nin çıktığı sarışın'ı tarif ederken benim tam tersim dediğinde anlıyoruz. Diğer karakterleri de böyle keza.
O yüzden bir türlü karakterleri gözümde canlandıramadım.

Çeviri gayet iyiydi, böyle sorunsuz çevirileri seviyorum.



Yani severek erotik bir kitap okuyayım, değişik bir konusu olsun derseniz doğru yerdesiniz.

Şimdi gelelim Yazar Tanıtımına;


Alessandra Torre Florida'da evli ve bir oğlu ile yaşayan, yaşamının bir kısmını yazı yazmaya ayıran erotik romanlar yazan bir yazar. 
İlk kitabı Blindfolded Innocence ile dikkatleri üzerine topladı. Sırasıyla Innocence serisi,  serisi, Sex Love Repeat, Hollywood Dirt ve en son olarak Black Lies'ı yazıp alanında ilgi topladı. 


Ha bu kitabı istiyorum derseniz bizi facebook'ta takip etmeyi unutmayın. 

İyi okumalar...

-Sycorox- 

Tur Programı :

19 Ekim :  http://sssuigenerisss.blogspot.com/ Kitap Yorumu / Ön Okuma
20 Ekim :  http://raflarinarasindan.blogspot.com/  Kitap Yorumu / Yazar Tanıtımı
21 Ekim: http://mirielenda.blogspot.com.tr/ Kitap Yorumu / Bunları Biliyor musunuz? 
22 Ekim:  http://thcodex.blogspot.com/ Kitap Yorumu 


4 Ekim 2015 Pazar

Okuma Etkinliği


Ekim ayı ile beraber blog'da yeni bir etkinliğe başlıyoruz. Bu bizi çok heyecanlandırıyor çünkü ilk defa bir kitabı, aynı bloğu paylaştığımız arkadaşımızla beraber okuyup, iki farklı bakış açısı ile ayrı ayrı yorumlayacağız.  

Bizimle beraber daha önce sinema klübü yaptığımız ve beraber harika filmler izlediğimiz (o olaya da tekrar başladık) arkadaşlarımız Selin,  kitabını, kitaplığını burada tanıttığımız Melda ile kararlaştırdık. 

Yalnız biz dört kişi bu etkinliği sürdürme amacında değiliz. Bloğu olan olmayan ama etkinliğe katılmak, bizimle beraber okuyup fikir teatisi yapmak isteyen kitapseverlere kapımız sonuna kadar açık. Hep beraber kitabı okuyup fikir paylaşımında bulunuruz çok hoş bir etkinlik olur.
Katılmak isteyen bu post'un altına yorum yazabilir, bizimle irtibat halinde olabilir. 

Ekim ayının kitabı; Ursula Le Guin'in Rüyanın Öte Yakası.
Seçtiğimiz film ise Woody Allen'ın Manhattan.




14 Ağustos 2015 Cuma

[Blog Tur] Kafes - Josh Malerman | Kitap Yorumu - Ön Okuma



SAKIN GÖZLERİNİ AÇMA

Kitap: Kafes
Yazar: Josh Malerman
Orijinal Adı: Bird Box
Çeviri: Aslı Dağlı
Yayıncı: İthaki Yayınları
Basım Yılı: Ağustos 2015
Sayfa Sayısı: 330
Tür: Korku, Gerilim
Puanım: 4

"Görülmemesi gereken korkunç bir şey...
Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. 
Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor." 


Kafes turumuzun ilk gününden merhaba.
Merakla beklenen kitaba biz de kayıtsız kalamadık tabii. 
İthaki yayınlarından çıkan kitabın çevirisini daha önce bizim blogda yazar olan şimdi ise yirmidortsaatacikkitapci bloğunda yazan arkadaşımız Aslı Dağlı yapınca merakımız daha bir arttı. 

Ben ciddi anlamda bu kitabı çok beğendim. Kitabı elinize aldığınızda dalıp kayboluyorsunuz. Sonra nasıl bitti, anlamıyorsunuz. 

Ağaç dalları, kesif, tekinsiz hava, kuşlar, gözlerini açamayan insanlar. 

Konusu bir anda ortaya çıkan bir yaratık ya da virüs. İnsanlar anlayamıyorlar, çünkü ona bakan delirip karşısındakine zarar veriyor ve intihar ediyor. İlk başlarda insanlar pek umursamasa bile sonraki  boyutları, şehirleri hayalet hale getiriyor. Telefonlar çalışmıyor, internet gidiyor ve hayatta kalanlar ya açlıktan ölüyor ya da gizlenerek yaşıyorlar. 

Dışarı çıkarken gözlerini bağlamak durumundalar çünkü o şeyi görmemeleri gerek. Ve baş karakter Malorie bu şekilde 4 yıl yaşadıktan sonra, saklandıkları yerden kurtulmak için bir yolculuğa çıkıyor. Yanında çocukları oğlan ve kız var. 

Yolculuğu ve başlarından geçenlerin akıbetini yazmayacağım tabii.



-Spoiler-

 Kitapta en beğendiğim şey aşk meşk olaylarına hiç girilmeyişiydi. Malum bu tip kitaplarda gençlerin ilgisini çeksin diye mutlaka o tarz bir durum atarlar ortaya. İşte öyle olunca ben sevemiyorum. Direkt sinir oluyorum. 

Malorie'nin o çocukları yetiştirişi, onların ciddi anlamda ses konusunda birer uzman olmaları çok iyiydi. İnsan zor durumda kaldığı zaman ister istemez yaratıcılık sınırlarını zorluyor. 

Havai bir genç kadının yaşama savaşı ile sert bir kadına dönüşümünü okuyoruz.

 Tom favori karakterimdi. Her durumla başa çıkabilmesi, çözümler üretmesi ile böyle durumda kalsak yanımızda olmasını isteyeceğimiz karakter profili. Mesela ben öyle bir durum olsa liderlik edecek, çekip çevirecek biri değilimdir. Çoğunluğa uyarım genelde. Ama o karakterde birinin yanımda olmasını isterim. Acil durum çantasında olması gerekenlerden gibi.

Gary'nin gelişi ile ev bölünüyor evet, Gary ortalık karıştırıcı bir karakter. Ama ben Gary'nin olayını pek beğenmedim. Mantıklı gelmedi bana. Mantık çerçevesinde, olayların gidişatına bağdaştıramadım.  Ayrıca korku diyorlar konusu için ama ben açıkçası korkmadım ya da çok gerilmedim. Ha merakla okuyorsunuz tamam ama okurken kalp krizi geçirtecek gerilimi göremedim. 
Zaten puan kırdığım yeri oydu.

Kitapta en çok köpek Victor delirip, öldüğünde çok aşırı üzüldüm. Tamam diğer ölümlere, yaşananlara da üzülmüştüm evet ama o kısım beni aşırı etkiledi.

Sonunda oğlan ve kız'ın aldıkları isimler insanın gözlerini yaşartıyor tabii. 


Çevirisi ise gayet iyiydi. Beni rahatsız edecek hiçbir düşük cümleye falan rastlamadım.





Genel olarak sessiz bir yere kıvrılıp dünyadan kopmak için harika bir kitap. Sonra dünyanıza dönüp oh ya başımıza daha bu tarz bir şey gelmedi diye şükredebilirsiniz. Zira dünya çok çabuk değişiyor ve olmayacak şey değil. 



Siz de merak ettiyseniz şayet tadımlık ön okumayı ekliyorum buraya.

Turu takip etmek ve çekilişlere katılmak için ise facebook sayfamızı takip etmeyi unutmayın.

Tur Takivimi: 

14 Ağustos Cuma: http://raflarinarasindan.blogspot.com/ - Ön Okuma
15 Ağustos Cumartesi: http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com.tr/ - Kitap Yorumu 
15 Ağustos Cumartesi :  kutsalyorumcu.blogspot.com/ - Alıntılar
16 Ağustos Pazar: pinucciasbooks.blogspot.com.tr/ - Bunları Biliyor Musunuz 
16 Ağustos Pazar: thcodex.blogspot.com.tr/ - Tanıtım Videosu
17 Ağustos Pazartesi:  segesegese.blogspot.com/- Yazar Tanıtımı


İyi okumalar...

-Sycorox-
Related Posts with Thumbnails