8 Ocak 2011 Cumartesi
Nana | Emile Zola
Fahişelik dünyanın en eski mesleği bildiğiniz gibi. Üstelik eski Avrupa'da, günümüzdeki gibi aşağılanan bir meslek de değilmiş. Dönemin genelevleri en revaçta olan eğlence mekanları, fahişeleri de kat kat kıyafetler, parfümler ve boyalar içinde olan, sanattan anlayan, şarkı söyleyen, resim yapan hanımefendilermiş... İşte Nana da bu dönem Fransa'sında bir tiyatro oyuncusuyken fahişe olmaya karar veren bir kadın. Romanda Nana'nın fahişe olma sürecini okuyoruz, bir kadının erkeklerin ilgisini çekebildiğini fark ettiği zaman ne kadar da büyük bir silahı olduğunu fark etmesiyle başlayan bir süreç bu.
Kitap açıkçası dünya klasikleri arasında bulunan diğer fahişe romanlarının arasında okuduğum kadarıyla en ilgi çekicisi çünkü diğer romanlardaki gibi bir fahişenin hayatını anlatmıyor da bir kadının neden ve nasıl fahişe olmaya karar verebildiğini anlatıyor. Ucuz tiyatrolarda oyunlar sergilemeye gönül vermiş bir kadın olan Nana elinde hiçbir zaman bulunduramadığı lüksün erkeklerin yatağından geçtiğini fark ettiği zaman nasıl da dünyasını değiştiriyor bunları izliyoruz. Romanın arka kapağında yazdığına göre bu kitap basıldığı ilk gün Fransa'yı ayağa kaldırmış ve on binlerce satmış. Emile Zola'nın kendi kitabıyla ilgili yaptığı yorum ise şu: "Nana'nın konusu özetle şudur ki: kıçı üzerinde hayatını sürdüren bir toplum... Henüz kızışmamış ve peşindekilerle sürekli alay eden dişi bir köpeğin ardından koşan köpekler sürüsü."
Etiketler:
Emile Zola,
sweet leaf
23 Haziran 2010 Çarşamba
Dışı güzel, içi çürük: Nana
Nana bir Emile Zola romanı. Bir Man-eater ın biyografisi de diyebiliriz. Kendisi fevkalade bir klasik olmakla beraber, Idefix'te yer alan şu meşhur ölmeden önce okunması gereken 1001 kitaptan biri, ayrıca zamanının Best Seller'ı. Tabi o zamanlar için oldukça açık saçık bulunup eleştirilmesi de cabası!Nana, bir tiyatroda sahneye çıkması ile beraber yükselişe geçen kibar bir fahişenin adıdır. Kibar fahişe diyorum canım, anlayın işte, zengin, kaymak tabakadan erkeklerin parasını yiyen, faydacı bir kadın. Aslında, Nana'ya kötü kadın damgası vurmak da doğru değil, öyle garip bir kadın ki, kötü desen değil, iyi desen alakası yok. Nana, düşüncesiz, bencil, yalnızca kendine yaşayan, hayatına giren erkekleri mahveden bir kadın. Ama kurnaz değil, bilerek kötülük yapıyor değil, hırsızlık, katillik yapıyor değil, kimseyi dolandırıyor değil... Hatta onu günahlarından dolayı mahkemeye çıkarsanız, kanunlar onu suçlu bulamaz!
O sadece ahlak- iyilik- doğruluk gibi kavramlar yokmuş gibi yaşıyor.
İşte bu bakımdan, Nana orospudur esasında. Çünkü o cidden insanların mahvını umursamaz. Onun için iyi ve güzel olan şeyler devam ettiği müddetçe, kimin ne acı çektiği, onun yüzünden olup olmadığını sorgulamaz. Beyinsiz, kocaman bir bebek gibi, güzelliğini kullanarak yaşamını sürdürür. İşte bu yüzden çürümüştür içi Nana'nın. yoksa fahişeliğinden değil...Zaten ahlak'ın tanımını kim yapabilir ki? Bana göre halka açık alanda sevişmek ahlaksızlık olabilir, bir başkasına göre ise başı açık gezmek. Karışık mevzular bunlar.
Yazar Nana'nın güzelliğini ve erkeklerin ondan nasıl etkilenip, ona köpek olduklarını - ki mecazen demiyorum, cidden köpek olan var- saygın, soylu insanların şehvet için ne denli alçalabildiklerini bolca anlatmış ve zamanında oldukça sükse yaratmış, ancak bugünün dünyasında, kim kiminle nerde basıldı, kimin seks kasedi internete düştü, herşey o denli ortada ki, insan etkilenemiyor!
Sanırım Emile Zola, günümüzde yaşasaydı, çağımız orospularından etkilenerek bir Nana ansiklopedisi yaratabilirdi. Hayat böyle işte..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
