7 Kasım 2012 Çarşamba

Gece Yolu, Kristin Hannah

"Yanına oturabilir miyim?" 

"Sosyal intihar olur bu" dedi kız yüzüne bakmadan. 

İşte bu şekilde başlıyor bir dostluk hikayesi. Kristin Hannah'ın önceki kitaplarında olduğu gibi olaylar Seattle'da geçiyor, kahramanların derin hikayeleri var. 

Bu kitapta yetiştirme yurdundan teyzesinin yanına gelen Lexi, okulun ilk günü sınıfın ikizlerinden önce Zach ile, sonrada Mia ile tanışır. Zach her ne kadar sağlam ve dışa dönük ise, Mia onun tam tersi fazlasıyla kırılgan, içe dönüktür. Lexi bu kendi gibi kitap kurdu, yapayalnız kıza hemen ısınır, Zach'a da görür görmez vurulur. 

Sonrasında olaylar gelişiyor ve bir anda büyük bir trajedinin içinde buluyoruz kendimizi. 

Kitabı okurken istemsizce gözyaşlarımın aktığını gördüm ki, çok ağlayan bir yapım yoktur. Lexi'ye ve diğer bütün karakterlere çok üzüldüm, zaman zaman sinirlerim bozuldu. 

Ama yine diğer Kristin Hannah kitapları gibi sürükleyici ve bir solukta okunuyor. Yazar her çıkan kitabında gözyaşının dozunu arttıyor gibi geldi bana. 

Kitap tanıtımlarında sürekli olarak "battaniyenize sarınıp yanınıza mendillerinizi alın" diyordu, gerçekten öyle. 

Kışa yaklaştığımız bu günlerde hem sizi sarmalayacak, hemde duygulandıracak bu kitabı öneririm. 

İyi okumalar...



23 Mayıs 2012 Çarşamba

Gerçek Renkler (Kristin Hannah)

Mamas Don't Let Your Babies Grow up to Be Cowboys by Willie Nelson on Grooveshark

Aile ilişkileri, bağlılık, aşk ve Seattle üzerine yine bir Kristin Hannah romanı.

Kristin Hannah'ın romanları hani manzaraları çok güzel olan filmler vardır ya, bana hep o etkiyi verir. Deniz veya göl kıyısında, bir kasabada, bağlılık üzerine olan insan ilişkileri.

İlk çıkan kitap Ateş Böceği Yolunda arkadaşlık ilişkisi üzerineydi konu. Öyle bir dostluk vardı ki, insan ister istemez benim niye yok diyordu.

İkinci kitap Kış Bahçesinde ise anneler ve kızları arasındaki sorunlara değilmişti Hannah. Hele öyle bir Leningrad kuşatması anlatımı vardı ki, bence sırf o bölüm için bile okunur.


Bu kitap ise ilgisiz babalar ve kızlarını ele alıyor. Aynı zamanda üç kız kardeşin sevgisi, bağlılığı, kıskançlığı ve aşkın iyileştirici etkisini anlatıyor.

Benim en sevdiğim şey yine kitabın Seattle'da bir çiftlikte geçmesi ve atlar, kovboy arka planı olmasıydı.

Eleştirdiğim şey üç kızı anlatırken ortanca kardeşi atlaması oldu. Yani onun hayatında da ciddi sorunlar var ama öbür iki kızın olaylarından yazar kıza gelememiş. Sanki arada sırada uğrayan teyzeleri gibi olmuş. Tek fonksiyonu o iki kızın arasını yapıp durmak olmuş. Onun yaşamına, ailesine daha fazla yer verilebilirdi. Bariz sırıtmış o durum.

Bu Willie Nelson şarkısı da kitapta çok yer veriliyordu, eklemeden geçemedim.

Yani kafanızı dağıtacak, insan ilişkileri, aile ve aşk üzerine bir roman arıyorsanız tam sizlik bir kitap. Arkasında yazılan yazıda dediği gibi, kıvrılın en sevdiğiniz koltuğa ve bir solukta okuyun.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Kış Bahçesi (Kristin Hannah)



"Adı Vera ve o zavallı bir kız. Bir hiç"

Kristin Hannah’ın Kış Bahçesi kitabı çok etkileyici bir kitaptı. Başlarında bir anne neden bu kadar soğuk ve acımasız olur kızlarına karşı demiştim. Hayatlarında hep varla yok arasında bir yerlerde. Bir yanlarını babaları hep sevgisiyle doldurmaya çalışırken, diğer yanları anneleri ile aralarında oluşmuş buz gibi duvar sayesinde hep bomboş kalmış. Anneler ve kızlarını anlatan etkileyici bir roman. Bir masalın ışığında geçmişe uzanan, yer yer içi acıtan, masalla gerçeğin birleştiği yerde insanı şok eden bir dramın olduğunu görüyoruz.


Kızların anneleri Leningrad kuşatmasını yaşamış. Çok fena oldum okurken. Yer yer gözlerim doldu. Eski adıyla Leningrad yeni adıyla St. Petersburg, Prag’dan sonra gitmeyi çok istediğim yerlerden biridir. Fontanka köprüsü, beyaz geceler Sasha ve Eva ile aklıma gelecek mesela.


Çok merakla okumama rağmen ara ara bıraktım elimden. Düşündüm… Ne kadar saçma şeylere üzüldüğümüzü. Aman onu beğenmedim ben diyerek burun kıvırdığımız yiyecekleri. Düşünmeden kırdığımız ve umursamadığımız insanları. Bir anda onları kaybetsek, yaşam savaşı içinde kalsak mesela ne olurdu.

Ayakta kalma mücadelesi vermiyoruz. Açlıktan bayılacak durumda değiliz. Ve sevdiklerimize yarın ölür mü acaba diye, her gün son görüşümüz olarak bakmıyoruz. Bu mutlu olunacak bir şey. Çünkü savaş Leningrad’la son bulmadı. Bu dünyada savaşlar halen devam ediyor. Bizim dertlerimiz çok basit geldi okurken.



Kızların anneleriyle aralarında oluşan o buzdan duvarı çabayla, merakla yıkma çabaları, onun ardından gelen o yıllarca süren boşluğun dolmasıyla hayatlarının düğüm olan kısımlarının bir anda çözülüşünü okuyoruz. Aynı zamanda annelerini tanırken bir anda birbirlerini de tanımaya ve anlamaya başlıyorlar. Ellerinde ne kadar değerli bağların olduğunu ve bunları hiç göremediklerini fark ediyorlar. Yaşamadıkları anne sevgisinden dolayı, karşılarına sevgiyi nasıl yansıtacaklarını bilemiyorlar mesela. Sonunda o boşluğu öyle güzel kapatıyorlar ki, kitabı bir iç çekişle ve mutlu gülümsemeyle kapatıyorsunuz.



"Vera ışığın olduğu yerde gölgeler, aşkın olduğu yerde korku görüyor"



Aynı zamanda kitapta şu zamanda çok ender rastlanabilecek masalsı bir aşk gizli. Bazen düşünüyorum da, hayatımızda dakikaların çok önemi var. Bazen bir dakika insan hayatını tamamen değiştirecek güçte etki ediyor. Ve yıllar geçse bile aşkı unutmuyor, hep kendinden nefret edip, suçlu suçlu yaşıyor Vera. Masalını özlüyor.


Bu insanın içine buz gibi işleyen masalsı kitabı öneriyorum. Kristin Hannah'ın kitapları beni hep etkiliyor, olayların genelde Seattle dolaylarında gelişmesi, insan ilişkileri falan okumak hoşuma gidiyor. Maeve Binchy yavanlığı yok onun yazdığı romanlarda. Yakında Night Road da çıkıyormuş, merakla bekliyorum. Ateş Böceği Yolu'da çok güzeldi ama Kış Bahçesi ondan daha etkiledi beni. Alın elinize kahvenizi, mendilinizi, en sevdiğiniz köşeye kıvrılın ve saatlerce kitaba dalın.

Not; bu kritiği Pegasus yayınlarının "bizi bize anlatın" yarışmasına yollamıştım üç kitap kazandım sayesinde, o yüzden de bu kitap benim için özel.

10 Temmuz 2011 Pazar

Ateş Böceği Yolu / Kristin Hannah



"You are the dancing queen young and sweet, only seventeen"


Diye Abba'nın en popüler şarkısı Dancing Queen nakaratıyla başlıyor kitabımız. Bu kitabın en sevdiğim yanı arka fonda çalan (çalmayan ama kulağınızda hissettiğiniz) müzikleri oldu. Abba, David Cassidy, Prince, Jackson 5, Calamity Kiddle, Care Of Business, The Isley Brothers, Pat Benater, Madonna, Rolling Stones hatırladıklarım. Bu sevmem bunlardan dolayı olabilir.

Yıl 1974. Tallulah Hart yani Tully'nin Ateş Böceği Yolu'na taşınmasıyla başlıyor. Tully çarpıcı, güzel ve nereye gitse popüler olan biri. Ama aile yaşantısı berbat, annesi uyuşturucu bağımlısı.

Komşu kızı Kate ise onun tersine korumacı bir ailede yetişen kendi halinde biraz geek biri.

Tully'nin başından geçen kötü bir olay onları birbirine bağlar ve 30 yıl sürecek sımsıkı dostluk başlar. Tully bir süre sonra Mullarkey ailesinden biri olur ve Kate ile üniversiteye oradan sıkı bir iş yaşamına atlarlar. Dahasını anlatmayayım...

Kitap önce çok güzel ve hızlı okunuyor. Merakla bekliyorsunuz olanları ve eğleniyorsunuz onlarla. Ancak bir süre sonra sıkmaya başladı beni. Ne olacak ya, nereye bağlayacak yazar derken konu öyle noktalandı ki, insan gerçekten üzülüyor sonuna.

Güzel bir dostluk, bağlılık romanı Ateş Böceği Yolu. Okuduktan sonra sizde istiyorsunuz aynen böyle birini hayatınızda. Yazar akıcı bir dille anlatmış, hızlıca okuyorsunuz. Ama dediğim gibi bazı yerlerinde sıkılmadım dersem yalan olur.

Bu sıcacık romanı tavsiye ediyorum. Okurken şarkıları da not edip bir yerlerden dinleyin, harika oluyor öyle.
Related Posts with Thumbnails