haftasonuna kadar yazabileceğimi sanmıştım, sanırsam yanılmışım:)))
"Fırat BUDACI"; Uykusuz Dergisinde yazar ve çizer kendileri...
o yazar ve çizer bende bayıla bayıla okurum...
en sonunda 2009 yıılnda topladı bol bir kısım yazılarını ve bir kitap halinde sundu ahaliye!!!
kendisi benim başucu kitaplarımdan olup, arada bir keyfim kaçtıkça açar, 2-3 yazısını okurum... gülümsemeye başlayınca da tadında bırakarak- ki illa ki tekrar ihtiyacım olacaktır- aynen başucuma oturturum... çoğu zaman kıvrak zekasını, muazzam gözlem yeteneğini, zihninin etrafındaki herşeyi ince bir ironiyle kayda geçişini kıskanırım...
aynı şeyi bende yaşamışımdır ama asla bu gözle bakmamışımdır....
mizah sevenlere, hele ki ince mizah sevenlere, belden aşağı muhabbete gerekmedikçe girmeyen bir adamı; Fırat BUDACI'yı okumalarını öneririm... kitap 2009-Mürekkep Basım Yayın-İstanbul.... ayrıca her hafta "Uykusuz" da yazar... makasla gazete dergilerden kesilen ve saklanan yazılardır benim için...
sistemi bozmak gibi olmaması umuduyla birde mekandan bahsetmek istiyorum İstanbulda ki okuyucuyuya...
"Haymatlos"... İstiklal'de Rumeli Han'da bir mekan burası... kelime anlamı vatansız demek... alternatif ve etnik müzik dinlemek için, aynı zamanda rahat rahat içmek-eğlenmek-dans etmek için...bir de oturup sohbet etmek için...
öncelikle söylemek isterim ki hiçbir gidişimde asla rahatsız edilmedim...lüzumsuz tanışmaya çalışma yılışıklıkları ile uğraşmak zorunda kalmadım....
sigara içilebilen kapalı ve havalandırması çok iyi bir alanı var... sigara içtiğimiz için dışlanmıyoruz ama içmeyenlere de rahatsızlık vermiyoruz...
ayrıca kensinlikle önemli bir ayrıntı; giriş ücretleri ve içecek fiyatları son derece makul, istediğimiz kadar dibine vurabiliyoruz:))))
içeride bir sürü insan var, farklı görüşlerden, farklı ülkelerden...
homofobik olmadıklarını belirten yazılar asmışlar duvarlara...
yani insan her haliyle insan orada ve eğlenmeyi hakediyor...
Göçebe Şarkılar, Luxus, Bandista gibi gruplar mekanda sıklıkla sahne alıyor... bu tarz müziklerden hoşlanan insanlar için rahat edilebilecek bir mekan....
ve son olarak bu hafta bütün hafta, buraya yazdığım her yazıyı yazarken, ve başka yazdığım herşeyi yazarken, ve okurken, ve yolda yürürken...
bir şekilde takılmış bir şekilde Yüksek Sadakat dinledim... sonunda yetmedi haftasonu gittim bir de yerinde dinledim...
ayda bir defa Jolly Joker Balans'ta çıkıyor Yüksek Sadakat...ve söylemek istiyorum Türkiye'de izlediğim en başarılı, en profesyonel sahnelerden biriydi... gecenin ayrıntılarını kendi sayfamda yazarım ama okumak kadar önemliyse dinlemekte, bir yerlerde denk gelirse dinleyin, izleyin onları da...
İYİ HAFTALAR...
29 Mart 2010 Pazartesi
24 Mart 2010 Çarşamba
Yaralı bir aklın marifeti: Boyalı Kuş
Bazı insanlar ayaklı birer yaradır. irin olur akarlar kendi içlerinde. sürekli iltihaplanırlar, kendilerini delice kaşıdıkları için kabuk tutamazlar.işte bence Jerzy Kosinski de bunlardan biriydi.
I am going to put myself to sleep now for a bit longer than usual. Call it Eternity... diyerek intihar etmiş olan bu adam, dünyanın en rahatsız edici kitaplarından birini yazmadan edememişti: Boyalı Kuş.
Boyalı Kuş, etrafındaki herkesten farklı fiziksel özelliklere sahip bir çocugun savaşın süpürdüğü diyarlarda tek başına hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. yer yer rahatsız edici, yer yer tiksindirici, mide kaldırıcı, ağlatıcı, düşündürücü...
Kuşlar aralarındaki boyalı kuş'u farkedip öldürüyorlar mı, öğrenmek için kitabı okumalısınız.
Okudukça insan doğasından tiksinebilirsiniz, insan arzularından, hatalarından, kötülüklerinden...çünkü boyalı kuş dehşeti tanımlayıp detaylarına inmekten kaçınmayan, çarpıcı bir kitap. yaralı bir hayvanı detaylıca anlatıyor, aklınıza hayalinize gelmeyecek şekillerde parçalanan bir kadını ürpertici bir gerçeklikle tarif edebiliyor, iç kaldıran bir sapıklığı, çaresiz yalnızlığı ve yine de alay edercesine yaşama- hayatta kalma arzusunu/sevincini içinde taşıyor! intihar edenleri yüceltmek modasına uymak gibi bir niyetim yok ancak bu kitabın sahibinin gözümdeki karizması başka. şiddeti çocuk gözlerinden görmek insanı çok derinden etkiliyor..
Yazarın 1 kitabını daha okudum, adını şu an anımsamıyorum ancak çok yogun cinsellik içeren bir kitaptı ve hoşlanmamıştım..fakat boyalı kuş'un nazarımda yeri çok başka. okuyunca savaş'a bakış açınız değişecek inanın...
I am going to put myself to sleep now for a bit longer than usual. Call it Eternity... diyerek intihar etmiş olan bu adam, dünyanın en rahatsız edici kitaplarından birini yazmadan edememişti: Boyalı Kuş.
Boyalı Kuş, etrafındaki herkesten farklı fiziksel özelliklere sahip bir çocugun savaşın süpürdüğü diyarlarda tek başına hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. yer yer rahatsız edici, yer yer tiksindirici, mide kaldırıcı, ağlatıcı, düşündürücü...Kuşlar aralarındaki boyalı kuş'u farkedip öldürüyorlar mı, öğrenmek için kitabı okumalısınız.
Okudukça insan doğasından tiksinebilirsiniz, insan arzularından, hatalarından, kötülüklerinden...çünkü boyalı kuş dehşeti tanımlayıp detaylarına inmekten kaçınmayan, çarpıcı bir kitap. yaralı bir hayvanı detaylıca anlatıyor, aklınıza hayalinize gelmeyecek şekillerde parçalanan bir kadını ürpertici bir gerçeklikle tarif edebiliyor, iç kaldıran bir sapıklığı, çaresiz yalnızlığı ve yine de alay edercesine yaşama- hayatta kalma arzusunu/sevincini içinde taşıyor! intihar edenleri yüceltmek modasına uymak gibi bir niyetim yok ancak bu kitabın sahibinin gözümdeki karizması başka. şiddeti çocuk gözlerinden görmek insanı çok derinden etkiliyor..
Yazarın 1 kitabını daha okudum, adını şu an anımsamıyorum ancak çok yogun cinsellik içeren bir kitaptı ve hoşlanmamıştım..fakat boyalı kuş'un nazarımda yeri çok başka. okuyunca savaş'a bakış açınız değişecek inanın...
Tomris Uyar- İpek ve Bakır
Geç tanışmış olduğum Tomris Uyar'ın kitapları hakkında daha çook yazacağım. Bulabildiğim bütün kitaplarını aldım ve bir solukta okumak ama tüketmemek için araya başka kitaplar da sokarak, okuyup duruyorum.
İpek ve Bakır, Tomris Uyar'ın öykülerinden oluşuyor. Öykülerin ortak noktası, insanlar ve insan ilişkileri hakkında olması. Akıp giderken; aniden çarpıcı bir finalle sona ermesi. Her öyküden sonra bir an durup, kalıyor ve düşünmeye itiyor insanı.
Her öyküde, kahramanlarının hayatına girip, onların yerlerine geçip, öykünün bitmesiyle de son buluyorsunuz. Yeni karakterlere yolculuk, yeni bir öyküyle yeniden başlıyor.
Bir kitaptan daha ne beklenir ki?
Herkese tadı damakta kalan bu güzel öykü kitabını ve henüz okumadığım ama seveceğimden emin olduğum diğerlerini de öneririm.
Görsel: nadirkitap.com
Etiketler:
Tomris Uyar
"An ve Anlam"..bir cinayetin psikanalizi...
polisiye romanlar, seri katil hikayeleri, dedektif hikayeleri oldum olası ilgimi çekmiştir... okuyucuyu içine çeken, 3D duygusu veren içeriklerdir bunlar... "Bir Cinayetin Psikanalizi" hem bir cinayet romanı, hemde psikanalitik bir roman... 1900'lü yılların başlarında Freud ve Jung'un Amerika'da geçirdikleri bir dönemde, orada işlenmiş bir cinayet, arkasından katilin elinden kıl payı kurtulmuş bir kadın ve bu kadının tedavi süreci konu ediliyor... bu konu kapsamında psikanalize, Freud'a, Jung'a ve Hamlet'e dair bildikleriniz de gözden geçiriliyor, belki yeniden şekilleniyor...
kitabın en sevdiğim yeri;
"Mutluluğun esrarlı bir yanı yoktur. Mutsuz insanlar birbirlerine benzer. Uzun zaman önce açılmış bazı yaralar, gerçekleşmemiş bazı dilekler, ayaklar altına alınmış gururlar, retle, daha da kötüsü ilgisizlikle karşılanan aşk kıvılcımları onlara yapışıp kalır ya da kendileri ona yapışır...
dolayısıyla hergün dünün bulutları altında yaşarlar.
Mutlu insan ise arkasına dönüp bakmaz! İleriye de bakmaz! böyle bir kişi anda yaşar...
ama bunun da bir kusuru var. "An" asla birşeyi vermez; Anlamı...
Mutluluğun ve anlamın yolları aynı değildir... Mutluluğu bulmak için kişinin anda yaşayabilmesi gerekir; sadece an için yaşamaya ihtiyaç duyar, ama eğer anlam istiyorsa, hayallerinin, sırlarının anlamı....
kişi ne kadar karanlık olursa olsun geçmişte, ne kadar belirsiz olursa olsun gelecek için yaşamalıdır...."
seçim sizin "An" mı? "Anlam" mı?
Kitap an ve anlam arasındaki farkı, Amerika üzerinden ama aslında bir çok ülke hatta varoluşumuzun doğası için geçerli olan zorbalık, vahşilik,saldırganlık, suçluluk gibi içgüdüsel duyguları, katil ve maktül olmayı yalın bir dille anlatıyor...
hem bir Freudyen olarak, hemde cinai romanlar okumayı seven bir okur olarak; üstüne üstlük anlamları sorgulamaktan, an'ı yaşamaya fırsat bulamayan bir insan olarak; arşiv kitaplarım arasına özenle yerleştirdim...
"The İnterpretation of Murder"-Bir Cinayetin Psikanalizi
Yazar:Jed RUBENFELD/ Çeviren: Selim YENİÇERİ
Koridor Yayıncılık/2006
Hoş'a yakın kalın...
Beyazın İstilası:)))
kitabın en sevdiğim yeri;
"Mutluluğun esrarlı bir yanı yoktur. Mutsuz insanlar birbirlerine benzer. Uzun zaman önce açılmış bazı yaralar, gerçekleşmemiş bazı dilekler, ayaklar altına alınmış gururlar, retle, daha da kötüsü ilgisizlikle karşılanan aşk kıvılcımları onlara yapışıp kalır ya da kendileri ona yapışır...
dolayısıyla hergün dünün bulutları altında yaşarlar.
Mutlu insan ise arkasına dönüp bakmaz! İleriye de bakmaz! böyle bir kişi anda yaşar...
ama bunun da bir kusuru var. "An" asla birşeyi vermez; Anlamı...
Mutluluğun ve anlamın yolları aynı değildir... Mutluluğu bulmak için kişinin anda yaşayabilmesi gerekir; sadece an için yaşamaya ihtiyaç duyar, ama eğer anlam istiyorsa, hayallerinin, sırlarının anlamı....
kişi ne kadar karanlık olursa olsun geçmişte, ne kadar belirsiz olursa olsun gelecek için yaşamalıdır...."
seçim sizin "An" mı? "Anlam" mı?
Kitap an ve anlam arasındaki farkı, Amerika üzerinden ama aslında bir çok ülke hatta varoluşumuzun doğası için geçerli olan zorbalık, vahşilik,saldırganlık, suçluluk gibi içgüdüsel duyguları, katil ve maktül olmayı yalın bir dille anlatıyor...
hem bir Freudyen olarak, hemde cinai romanlar okumayı seven bir okur olarak; üstüne üstlük anlamları sorgulamaktan, an'ı yaşamaya fırsat bulamayan bir insan olarak; arşiv kitaplarım arasına özenle yerleştirdim...
"The İnterpretation of Murder"-Bir Cinayetin Psikanalizi
Yazar:Jed RUBENFELD/ Çeviren: Selim YENİÇERİ
Koridor Yayıncılık/2006
Hoş'a yakın kalın...
Beyazın İstilası:)))
23 Mart 2010 Salı
müzik masala karıştığında...
öğrendiğim ilk şarkıdır "bak bir varmış bir yokmuş eski günlerde"...
ve hatırladığım en eski masaldır " memleketin; yaramaz çocukları geceleri alıp götüren delisinin" hikayesi:)))
sitenin formatını bozmadığımı umut ederek bu 5'li takımdan bahsetmek istiyorum...
benim çocukluğumda klasik müzik, hayatımda TRT'nin "Pazar Konserleri" ve Hikmet Şimşek'ten ibaretti... evde abla, abi ne dinlerse o dnilenirdi işte -ki inanın bu konuda hiç bilgi vermek istemiyorum-
:((
çok uzun yıllar sonra hayatıma girdi Beethoven, Vivaldi, Mozart, Bach ve Çaykovski...
çocukken girselerdi, yinede sever miydim? bilmiyorum... ama daha sakin bir ruhum olurdu diye düşünüyorum...
bu seti bir arkadaşımla Tepe Nautilius'ta dolaşırken çocuk kitapları satan bir standta gördüm... set olarak alınması zorunlu olmadığından, bende aklımdan geçen 3 "fan" arkadaşım-yetişkin arkadaşım- için, Bach, Mozart ve Vivaldi'yi kaptım hemen... güsel yeniyıl hediyesi olur diye düşündüm:)))....bundanda anlaşılacağı üzere yılbaşından önce oldu bu olay....ve sonrasında şöyle gelişti...
eve gider gitmez "açıp önce ben okusam ne olur ki?" dedi içimdeki ses.... ve diğer bir sesin ona cevap bile vermesini beklemeden açıp hem dinlemeye hem de okumaya başladım... dinlemeye diyorum çünkü her bir kitabın içinde aynı zamanda birer müzik cd'si bulunmakta...Cd'lerde kitabın içinde bahsedilen eserler var.. sanatçıların hayatlarından kesitler masallaştırılarak anlatılmış...
itiraf ediyorum... sözüm ona yeniyıl hediyesi olarak alınmış bu kitaplar hala evimde masamın üstünde durmakta.... asla sahiplerine ulaştırılamadılar..:((())))
"Bay Majör'le Klasik Müzik Masalları Seti" Neşe Türkeş'in kaleminden...
benden size tavsiye; almaya karar verirseniz ve amaç birilerine hediye etmekse sakın ola ki içinizdeki sese uymayın... yoksa hediye yerine ulaşamıyor:)))
hem zaten neden masallar sadece çocuklar için yazılıyor:(((
Hoş'a Yakın Kalın..
Beyazın İstilası:))
ve hatırladığım en eski masaldır " memleketin; yaramaz çocukları geceleri alıp götüren delisinin" hikayesi:)))
sitenin formatını bozmadığımı umut ederek bu 5'li takımdan bahsetmek istiyorum...
benim çocukluğumda klasik müzik, hayatımda TRT'nin "Pazar Konserleri" ve Hikmet Şimşek'ten ibaretti... evde abla, abi ne dinlerse o dnilenirdi işte -ki inanın bu konuda hiç bilgi vermek istemiyorum-
:((
çok uzun yıllar sonra hayatıma girdi Beethoven, Vivaldi, Mozart, Bach ve Çaykovski...
çocukken girselerdi, yinede sever miydim? bilmiyorum... ama daha sakin bir ruhum olurdu diye düşünüyorum...
bu seti bir arkadaşımla Tepe Nautilius'ta dolaşırken çocuk kitapları satan bir standta gördüm... set olarak alınması zorunlu olmadığından, bende aklımdan geçen 3 "fan" arkadaşım-yetişkin arkadaşım- için, Bach, Mozart ve Vivaldi'yi kaptım hemen... güsel yeniyıl hediyesi olur diye düşündüm:)))....bundanda anlaşılacağı üzere yılbaşından önce oldu bu olay....ve sonrasında şöyle gelişti...
eve gider gitmez "açıp önce ben okusam ne olur ki?" dedi içimdeki ses.... ve diğer bir sesin ona cevap bile vermesini beklemeden açıp hem dinlemeye hem de okumaya başladım... dinlemeye diyorum çünkü her bir kitabın içinde aynı zamanda birer müzik cd'si bulunmakta...Cd'lerde kitabın içinde bahsedilen eserler var.. sanatçıların hayatlarından kesitler masallaştırılarak anlatılmış...
itiraf ediyorum... sözüm ona yeniyıl hediyesi olarak alınmış bu kitaplar hala evimde masamın üstünde durmakta.... asla sahiplerine ulaştırılamadılar..:((())))
"Bay Majör'le Klasik Müzik Masalları Seti" Neşe Türkeş'in kaleminden...
benden size tavsiye; almaya karar verirseniz ve amaç birilerine hediye etmekse sakın ola ki içinizdeki sese uymayın... yoksa hediye yerine ulaşamıyor:)))
hem zaten neden masallar sadece çocuklar için yazılıyor:(((
Hoş'a Yakın Kalın..
Beyazın İstilası:))
22 Mart 2010 Pazartesi
"karda izler bırakıyorum, avcılar peşime düşsün diye.."
şiir...
derdin di'il duygunun sesi...
içindeki başkaldırının sesi...
ve Ahmet Telli...
şiirin sesi...
aslında bütün kitaplarından biraz biraz bahsetmekti niyetim ama hepsini alıp tek bir yazıya sığdırmamın mümkün olamayacağını gördüm...
"Kalbim Unut Bu Şiiri" Ahmet Telli'nin seçme şiirlerinden oluşturulmuş bir kitap...
birçok şiir kitabı gibi bu da bir başucu kitabı aslında...
şiir eleştirmenleri anlaşılması zor şiirin iyi şiir olduğunu söylerler... Ahmet Telli anlaşılması en kolay ama sindirilmesi en zor şairlerden biridir.... Atiila İlhan'ı hatırlatır bize biraz... çok romantiktir.. isyankardır... toprağın sesidir...doğanın sesidir... gerçeğin sesidir biraz da... yüzündeki her çizgi yaşanmışlıklarından miras kalmıştır ona... yaşıyla ilgili değildir kırışıklıkları....
"Kalbim Unut Bu Şiiri" kitabın adı...ama aynı zamanda benim en sevdiğim yaklaşık 15 tane "en" şiirlerinden birinin adı... hiçbirini alıp kendi aralarında bile bir sıralamaya koyamam.. her okuduğumda aynı şeyi okurum aslında... anladığımda aynı şeydir.. nettir Ahmet Telli'nin kalemi...ama sümeni kaldırıp altına bakıldığında canınız acır...tatlı tatlı acıtır içinizi... kitabı mı tanıttım, şairi mi bilmem... ama ne farkeder ki siz alın sırayla bütün kitaplarını okuyun... şiir geceleriniz için arşivinize eklensin... şarapla mı iyi gider rakıyla mı diye bir karar veremeyin... ama sonra bir bakın ki ne farkeder ki, ikisinde de şiirin verdiği tat aynı...
biten aşklarınızın ardından;
"Biten bir aşk için
Söylenecek söz şu olmalı:
- Güzeldi yine de..." diyebilin mesela...
ya da
"Yanlış, daha baştan yanlış
bir şiirdi bu, biliyorum
ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
bu kadar doğruydu ancak, kimbilir
Kalbim unut bu şiiri ..." diye kendinizi gerçeklere verebilin...
ya da;
"gidersen yıkılır bu kent" diye savurun içinizdekini.....
Kalbim Unut Bu Şiiri- Piya Kitaplığı yayınlarından... 2000-4. Basım...
bu yazının adı aynı zamanda kitabın arka kapak yazısıdır....
*Dün İstiklal'de gezerken önümüzdeki cumartesi Ahmet Telli'nin imza günü olduğunu gördüm... bu yazıyı yazmak or'dan düştü aklıma... Mephisto'da, sevenler için...ben orada ol'cam... konuşmak istediğim o kadar çok şey var ki acaba istesem bana özel imza günü yapar mıydı ki:////???
hoş'a yakın kal'ın...
beyazınistilası:))
derdin di'il duygunun sesi...
içindeki başkaldırının sesi...
ve Ahmet Telli...
şiirin sesi...
aslında bütün kitaplarından biraz biraz bahsetmekti niyetim ama hepsini alıp tek bir yazıya sığdırmamın mümkün olamayacağını gördüm...
"Kalbim Unut Bu Şiiri" Ahmet Telli'nin seçme şiirlerinden oluşturulmuş bir kitap...
birçok şiir kitabı gibi bu da bir başucu kitabı aslında...
şiir eleştirmenleri anlaşılması zor şiirin iyi şiir olduğunu söylerler... Ahmet Telli anlaşılması en kolay ama sindirilmesi en zor şairlerden biridir.... Atiila İlhan'ı hatırlatır bize biraz... çok romantiktir.. isyankardır... toprağın sesidir...doğanın sesidir... gerçeğin sesidir biraz da... yüzündeki her çizgi yaşanmışlıklarından miras kalmıştır ona... yaşıyla ilgili değildir kırışıklıkları....
"Kalbim Unut Bu Şiiri" kitabın adı...ama aynı zamanda benim en sevdiğim yaklaşık 15 tane "en" şiirlerinden birinin adı... hiçbirini alıp kendi aralarında bile bir sıralamaya koyamam.. her okuduğumda aynı şeyi okurum aslında... anladığımda aynı şeydir.. nettir Ahmet Telli'nin kalemi...ama sümeni kaldırıp altına bakıldığında canınız acır...tatlı tatlı acıtır içinizi... kitabı mı tanıttım, şairi mi bilmem... ama ne farkeder ki siz alın sırayla bütün kitaplarını okuyun... şiir geceleriniz için arşivinize eklensin... şarapla mı iyi gider rakıyla mı diye bir karar veremeyin... ama sonra bir bakın ki ne farkeder ki, ikisinde de şiirin verdiği tat aynı...
biten aşklarınızın ardından;
"Biten bir aşk için
Söylenecek söz şu olmalı:
- Güzeldi yine de..." diyebilin mesela...
ya da
"Yanlış, daha baştan yanlış
bir şiirdi bu, biliyorum
ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
bu kadar doğruydu ancak, kimbilir
Kalbim unut bu şiiri ..." diye kendinizi gerçeklere verebilin...
ya da;
"gidersen yıkılır bu kent" diye savurun içinizdekini.....
Kalbim Unut Bu Şiiri- Piya Kitaplığı yayınlarından... 2000-4. Basım...
bu yazının adı aynı zamanda kitabın arka kapak yazısıdır....
*Dün İstiklal'de gezerken önümüzdeki cumartesi Ahmet Telli'nin imza günü olduğunu gördüm... bu yazıyı yazmak or'dan düştü aklıma... Mephisto'da, sevenler için...ben orada ol'cam... konuşmak istediğim o kadar çok şey var ki acaba istesem bana özel imza günü yapar mıydı ki:////???
hoş'a yakın kal'ın...
beyazınistilası:))
Çavdar Tarlasında Çocuklar / Gönülçelen
The catcher in the rye, Çavdar Tarlasında çocuklar veya Türkiyede ilk basıldığı adı ile Gönülçelen; pek yakın bir zamanda rahmetli olan J.D. Salinger'ın az sayıdaki eserlerinden en ünlü olanı..
Ben de yeni okudum bu kitabı ve bende garip bir tat bıraktı. Her şeyden önce, kitapta öyle bir şeytan tüyü var ki, okuyan herkes kendine bir yer bulup, "ya ben de bunu hissettim, yaşadım" diyebilir. bu kitap bir öfke kitabı gibi. ama çok çocukça ve dışarıdan izlemesi oldukça eğlenceli bir öfke. Ergen öfkesi :)
kitabımızın kahramanı Holden Caufield e göre pek çok şey sahtekar-lanet ve rezil. Zaten kendisi de kitabın fanatikleri tarafından çoktan bir anti-kahraman olarak baş tacı edilmiş. Hiçbir nedeni olmadan ardarda yalanları dizebilen, kavga etmekten korkup sümsükleşen, klasik kız muhabbetlerinden tiksinirmiş gibi dursa bile aptal bulduğu kızlarla bile flört edebilen klasik bir ergen aslında. büyümenin çilesini çekiyor çekmesine ama çevresine çok duyarlı. nedenleri, niçinleri sorgulayıp biraz fazla çekiyor çileyi :)
kitap çok kısa... Holden'in bir iki gününü anlatıyor. sürükleyici ve okunması oldukça rahat bir şekilde yazılmış ve bir anda bitiveriyor. yalnız eski çevirisi yani Can yayınlarından çıkan Gönülçelen, güncel çevirisine göre daha "matrak" mış. orjinaline yakın, daha sert bir dille çevrilmiş... yani gidip yenisni almaktansa sahaftan bulup okumak daha mantıklı olur bence.
J.D. Salinger ile ilgili kısa kısa bilgiler geçelim bir de;
- Salinger tüm hayatı boyunca medyadan ve her türlü insan ilgisinden uzak durmuş. hatta kitapları ünlenince sırf insanlardan kaçmak için new york tan new hampshire a taşınmış. bu yandaki resim de bir market çıkışında resmini çekmek isteyen birine karşı tepkisi...sanırım gözden uzak kalma tutkusu hakkında fikir vermiştir!
- 2009 senesinde isveçli Frederik Coltig adında biri gönülçelen'in devamını yazmış, ancak Salinger bu girişimi dava etmiş ve kitap amerikada basılamamış. Holden in 60 sene sonraki halini anlatmaya çalışan ve ingilterede basılan kitap, zaten pek de beğenilmemiş..
- Gönülçelen john lennon un katilinin cebinden çıkmış...
- Salinger dini inançları sık değişen biriymiş. Çeşitli doğu felsefeleri ile bağlantılı inançlara merak sardığı gibi, scientology nin ilk tomurcugu olan bir oluşuma da çabuk sıkıldıgı halde katılmış. christian science denilen mezhebe de girmiş..
- Kızı margaret babasını dream catcher isimli kitabında bol bol afişe etmiş. tahmin edersiniz ki babası bundan pek hoşlanmamış!
- 53 yaşındayken 18 yaşındaki Joyce m. ile beraber olmuş, ilişkileri 9 ay sürmüş. bu ilişki uğruna Joyce okulunu bırakmış. Beraberken Salinger ın ona yazdıgı mektupları 99 senesinde 156 bin dolara satmış. alan kişi "bilişimci" peter norton mektupları yazara geri iade etmiş.
- pek çok kişi, Holden C. in aslında Salinger ın kendisi oldugunu düşünüyor çünkü Salinger da okudugu okulun en kötü ögrencilerinden biriymiş...
Ne diyelim! Allah rahmet eylesin. kitabı da tavsiye ediyorum. kendi hislerinizden bir parça bulma garantisi vererek!
Yazıya Kuyruk:
On üzerinden puanım- 7
Yazarı- J.D. Salinger
Orijinal Adı- The catcher in the rye
Çeviren- Coşkun Yerli
Sayfa Sayısı- 200
Tür- Roman
Kaç günde okudum- 1
Kaç kuruş- 8.9 @kitapyurdu
Öneririr miyim- açıkçası ben bir başyapıt bulamadım bu kitapta, ama okuması cidden eğlenceli ve ergenlik dönemini tebessümle hatırlamak için Evet diyorum!
On üzerinden puanım- 7
Yazarı- J.D. Salinger
Orijinal Adı- The catcher in the rye
Çeviren- Coşkun Yerli
Sayfa Sayısı- 200
Tür- Roman
Kaç günde okudum- 1
Kaç kuruş- 8.9 @kitapyurdu
Öneririr miyim- açıkçası ben bir başyapıt bulamadım bu kitapta, ama okuması cidden eğlenceli ve ergenlik dönemini tebessümle hatırlamak için Evet diyorum!
21 Mart 2010 Pazar
Boleyn Kızı-Philippa Gregory
Evet sonunda yazabiliyorum, affedin vallahi ders çalışmaktan zaman bulamadım.
Tanıtacağım kitap, Philippa Gregory'nin serinin ilk çıkan ve büyük yankılar uyandıran kitabı Boleyn Kızı.
Daha önce Mahkum Prenses'i tanıtmıştım hatırlayacaksınız. Ve bu kitapları arka arkaya okumayı tercih ediyorsanız önce ondan başlayın derim ben. Ve sonra Boleyn Kızı'na geçiverin.
Bende ilk Boleyn Kızı'nı okuyanlardanım. Okurken bir solukta yatağıma kıvrılmış ve bir akşam boyu deli gibi okuyup, bitirmiştim. Gregory'nin kitaplarında bu var sanırım, heyecanla bir solukta okuyup bitiriyorsunuz. Hani kafa dağıtmak için birebir.
Boleyn kızı'nın hikayesi, aslında Anne Boleyn'in değil, Mary Boleyn'in hikayesi.
Hiç istemediği halde Henry'nin gözdesi olan, ona çocuk veren Mary Boleyn.
Anne Boleyn ise; entrikalarla Henry'i baştan çıkaran ve sonunda o entrikaları ölümü olan diğer genç kız.
Bu kitapta insan o kızların, bir obje bir mal gibi oradan oraya sürüklenmesine üzülüyor. Başka şanslarının olmadığını görüyorsunuz. Ve Henry'e kızıyorsunuz sürekli. İnsanın feministlik damarlarını güçlendiriyor nedense.
Kitap beyaz perde'ye aktarıldı tabi, lakin sinema ve kitapseverlerden geçer not alamadı, oyunculara rağmen.
Eğer sıcak yatağımda, elimde kahvemle kıvrılıp sürükleyici bir kitap okuyayım da, kafam dağılsın diyorsanız hiç düşünmez öneririm.
Etiketler:
Philippa Gregory,
Sycorox
20 Mart 2010 Cumartesi
Yükseklik Korkusu - Paul Auster
Tam bütün kitaplarını okudum derken, beni sevindirmek için okumadığım bir kitabıyla karşılaşıyorum, Paul Auster'ın.
Bu seferki roman, kimsesiz bir çocuk ve onu sokakta bulup, havada yürüme vaadiyle yanına alan Ustasını anlatıyor. Masal mı gerçek mi anlamadan bir dolu olaylar zinciri ve renkli karakterle sürüklenip, gidiyorsunuz.
Bir ara "acaba uğraşsam ben de havada yürüyebilir miyim acaba" demedim, desem yalan olur. Kimseyi umursamayan ve yaşama daha küçücükken hırs ve kinle bakan bir çocuğun, sevgiyi, dostluğu, iyiliği öğrenmesine tanık oluyorsunuz.
Havada yürüyebilme ve Mucize Çocuk diye tanınma kısmı bütün olayın sadece bir parçası. Hikaye ve romanda yer alan karakterlerin yaşayacakları bununla kalmıyor.
Eğer bir kitap alayım elime, koştursun beni peşinden, başka bir şey düşünmeden sadece kitabımla baş başa kalayım diyorsanız, alın okuyun Yükseklik Korkusunu.
Görsel: ilknokta.com
Etiketler:
Paul Auster
Alınyazısını görmek için aynaya bakan kız; Titka
kitap klübümüzün 2. kitabı...
okuduğum kitapların ilk sayfasına illaki başladığım tarihi,sonuna bitirdiğim tarihi yazmayı seviyorum...ikisi arasındaki zaman diliminden hayatıma anlamlar çıkarıyorum...
bu kitabın ilk sayfasında 3 tane başlama tarihi var... ilk başlandığında ve diğer başlangıçlarda 20. sayfada bitti sanki... günlerce çantada taşındı ama bir türlü ilerlemedi... klüp kitabı olduğu için okunmak zorunda olmasını "zulm" gibi görmeye başlamıştım artık... ama oturum tarihi yaklaştı ve iş başa düştü... bir baktım ki bitsin diye di'il sonunu merak ettiğimden nefes alır gibi okuyorum... altını çiziyorum, sayfaya işaret koyuyorum, üstüne notlar alıyorum.... bu defa sanki hiç bitmesin istiyorum.....
Tu Ağacı yazarın ilk romanı... Everest Yayınları 2009 ilk roman ödülüne layık görülmüş... Titka ve Yavrukuşun öyküsünü anlatıyor... anlatıcı ses kahramanın kendisi... Bingöl'den İstanbul'a uzanan, hayatının gerçeklerini bir melodrama çevirmeden, hatta çoğun zaman acılarıyla eğlenerek anlatmış Titra... "ne garip, hüznün bir rengi yoktur, bir şekli de" diye başlıyor anlatmaya.... okurken dışardan bir hayata bakıyor gibi olmuyor insan... bir yerlerinizden yakalıyor illaki sizi... feminist bir bakış açısını da taşıyor içinde... kitabın kahramanlarının çoğu kadın... hırslı kadınlar, güçlü kadınlar, cesur kadınlar,sorgulayan kadınlar... anne olmuş, abla olmuş, kardeş olmuş, aşık olmuş, hayatta varolmuş kadınlar....
benim için bir kitapta önemli bir kriterdir kitabın sonu... okuduğuma, beni son paragrafa kadar sürüklediğine değsin isterim... tam olarak böyle bir kurgu hazırlamış Hamide Gönen.... okuduğun süre boyunca asla sonu ile ilgili tahminlerinize ulaşamıyorsunuz... bu da heyecanı gittikçe arttırıyor....
gölgenin doğuşunu ışığa borçlu olduğuna inanan bu ses, okuyucularında içini ısıtacak...
Hamide Gönen'in ellerine ve emeğine sağlık....
....her zaman içimizde yaşayan tüm annelere...
KÜNYE; Hamide Gönen "Tu Ağacı"
240 Sayfa- Everest Yayınları- 1. baskı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









