17 Şubat 2013 Pazar

Sevme Sanatı, Erich Fromm



Yazar metnine, sevginin bir sanat gibi bilgi ve çaba gerektiren bir edim olduğu savunusuyla girmiş, insanın sevilmek adına girdiği çabaları açılımlamış. Ün, para ve güç için her şeyi yapabilecekken sevmeyi öğrenmek adına hiçbir şey yapmadığımızı belirtmiş. Yalnızlığın yarattığı huzursuzluktan bahsedip İncil'den örnek olarak Cennet'ten kovuluş mitosunu vermiş. Alışveriş mantığı ve tüketim açlığı üzerine dönen bir kültürde insan ilişkilerinin mal mülk ve ticari açıdan geçerli olan yöntemlerle yönetildiğine şaşırmamak gerektiğini belirtmiş. Rank'a atıfta bulunup bir arada olmanın getirdiği güvenlik hissinin bireyin yaşı ilerledikçe azaldığına dikkat çekmiş. Kitleye teslim olmaktan bahsederken Le Bon'a gönderme yapan yazar, yalnızlığın bastırılması için alkol uyuşturucu ve seks kullanıldığını, dışlanma korkusunun kişiyi uyumcu veya toplumdışı yaptığını ifade etmiş. Bir olmak ve aynı olmak arasındaki farka değinip bireyselliği tatmak için sanat ve zanaatın önemine değinmiş.

Mazoşizmi ve sadizmi açılımlayan, etkinlik ve edilgenlikten bahseden yazar, Freud'un ataerkil önermelerini eleştirmiş.Viktoryen şovenizmden tam kopamadığı sezilse de yazar androjeni kuramına ve empatiye değinmiş. Sevginin paylaşımla doğduğunu ve geliştiğini belirten Fromm bu durumun güçlü bir duyguya kapılmanın ötesinde bir seçim, bir karar, söz verme ve yargı olduğunu söylemiş. Haklı olarak annenin çocuğuna duyduğu sevgiyi yüceltip anaerkil toplumdan ataerkile geçişi irdelemiş. Narsisizm, bencillik, çıkarcılık ve özgeciliği açtıktan sonra, Tanrı sevgisi kavramına girmiş ve tasavvufa geniş yer vermiş. Daha çok Doğu felsefesinin önermeleri üzerinden duran yazar, düalist ve tersinir çıkarımları ve diyalektiği metninde sıkça kullanmış. Metninde Totem ve Tabu öykünmeleri sezilen Fromm, Freud'un klasik psikanalizinden tam kopamadığını hissetiriyor. Lao Tse, Herakleitos, Aristoteles alıntılarına yer vermiş. Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sından alıntılar kullanarak kapitalist toplum eleştirisine giren yazar, özellikle yabancılaşma ve izolasyon üzerinde durmuş.

Çeşitli nevrotik edimleri ve yalancı sevgi türlerini örneklerle açıkladıktan sonra Oedipal kompleks'e dayalı görüşlerini sunmuş. Yaptığımız her şeyin zaman kazanmak adına olduğunu ancak kazanılan zamanla ne yapacağımızı bilemediğimizi, bu yüzden sadece zaman öldürmeyi tercih ettiğimizi ifade edip, modern toplumun doyumsuzluğunu oral fiksasyonla açıklamış. Seçici duyarlılık ve benmerkezci algıyı açıklayıp eleştirmiş. Son bölümde tüm görüşlerini toparlayıp özet halinde günlük yaşama uyarlamış. Marx etkilenmesi hala seçilse de metni boğacak yoğunluğa ulaşmamış. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

14 Şubat 2013 Perşembe

İtaatsizlik Üzerine, Erich Fromm



Kutsal kitaplardan alıntı yaparak, uygarlığın ve birey olarak insan olmanın savunusuyla açmış metinini yazar. İtaatsizliğin yozlaştırmayacağını aksine özgür kılacağını belirtmiş ve Cennet'ten kovuluş, Prometheus mitoslarını örnek olarak göstermiş. Asimov'la aynı çıkarımları yapmış ve sormuş : "Teknoloji ilerliyor ama biz ilerliyor muyuz?" İtaati ikiye ayırmış; güce yönelik itaati, dışa dönük olarak, akla yönelik yönelik itaati içedönük olarak sınıflandırmış. Otoriter vicdanın ( üst benlik ) dış bir güce boyun eğdiğini ve bu durumun "insani vicdanı" zayıflattığını ifade etmiş. itaatsizlik için yalnızlığa ve yanlış anlamalara karşı cesaret gerektiğini söylemiş. İtaatsizliğin yöneten azınlığın çıkarına olduğu için "günah" olarak kabullendirilidğini ifade edip emir kulu örneği olarak Nazi kasabı Eichmann'ı göstermiş ( biraz sert ve uç bir örnek esasen ).

Marx'tan fazlasıyla etkilendiği gözden kaçmayan yazar, mekanik materyalizm ve psikanalitği melezlemeye çalışmış eserinde. "Toplumsal kişilik" önermesinde kollektif bilinçaltı öykünmesi sezilen yazar, tüketim açlığını Freud'un oral fiksasyonu ile açıklamış: tüketici insanın bir şeylere sahip olmak amacında olmadığını, içindeki boşluğun ve anksiyetenin üstesinden gelmek için tükettiğini ifade etmiş. İnsanın rakama indirgenemeyeceğini, istatistik konusu olamayacağını savunup ardından sosyoloji ve istatistik çalışmalarını yüceltmesi tutarsızlık olarak göze çarpıyor. Mantığın evrensel olduğunu, tüm yasalardan üzerinde bir kavram olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtiyor, tıpkı vidan gibi. Bertrand Russell'ı yücelten yazar bolca alıntı yapmış. Göndermeleri arasında Cicero, Marx, Freud, Goethe, Sartre gibi isimler bulunmakta.

Konformizm, endüstriyel toplum ve bürokrasi eleştirilerinde bulunmuş ve çift kutuplu ( ABD Vs. SSCB ) bir dünyada, çıkarımları "Yeni Freudcular" ve "Varoluşçular" arasından sıkışıp kalmış. Sendika başkanlarının bürokratik yöneticilere dönüştüğünü belirtip Sosyalist hümanizm açılımı yapmış. insanın makinelerin efendisi değil uşağına dönüştüğünü alıntılayıp sosyalizm savunusu yapmış: Görüşün amacının tektipleştirmek değil bireyselleştirmek olduğunu iddia etmiş.Küresel silahsızlanmayı metninde ateşli bir şekilde savunan yazar, aç kalma ve dışlanma korkusunun insanları köleleştirdiğini belirtmiş.Ülkeler arasındaki gerginliğin tipik bir paranoya vakası olduğunu ifade edip yaşlılık, ölüm ve ölümden sonrası ile ilgili görüşlerini sunmuş. Telkin, kamuoyu ve sosyal istenirlikten bahseden yazar Freud'un yaşam ( libido ) ve ölüm ( thanatos ) güdülerini uç ve dayanaksız noktalara taşımış. Loren'in saldırganlıkla ilgili kuramını yüzeysel bulan Fromm, insanın idoller yaratma ihtiyacından bahsederken Freud'un "Totem ve tabu"suna gönderme yapmış. Son bölümde barışı tanımlayan ve bu konuda görüşlerini bildiren yazar, optimist bir havada kapatmış metnini.

Metnin çoğunluğuna dağılmış olan fazla iyimser ve kimi yerde safdil kaçan çıkarımlar okuru şaşırtabilir, kendi görüşlerinden çok başka kuramcıların çıkarımlarına yer vermesi okuru hayal kırıklığına uğratabilir. Ancak modern toplum üzerine genelinde güçlü eleştirilerde bulunduğu su götürmez bir gerçek. kişinin seçim şansını ve vicdanına güvenmesini savunması ise önemli artıları. Keyifli okumalar dilerim, başka incelemelerde görüşmek üzere.


Related Posts with Thumbnails