Bir kadın düşünün elinde sigarası, makyaj nedir bilmeyen, kominist, ateist ve son derece şahsına münasır.
Bu kadın ki, öyle bir çevrenin içersinde yaşamıştır, kıskanmamak, imrenmemek elde değil. O zamanlarda, o sanat çevresinde yaşamak isterdim kendi adıma.
Onun bu otobiyografik romanını bir çırpıda okursunuz, sonra tekrar okumak istersiniz.
Çok iyi bir öğretmen ve çevirmen olmasının yanı sıra, hür ve modern bir kadın olarak her kadının örnek alması gereken bir insan olduğunu görüyorum.
Bu kitabın çok satıldığını gördükten sonra "sanırım kötü bir kitap yazmışım" der. Aksine bizler için önemli iki eser yazmıştır.
Kitapta bol bol Sait Faik, Abidin Dino, Halide Edip, Necip Fazıl olması insanın keşke o dönemde böyle bir çevrede olsaydım diye dedirtir. Öyle bir çevredir ki, şimdiki sanat çevresinin samimiyetsizliği yoktur onlarda.
En çok etkileyici bölümlerinden birisi, bir gün Mina Urgan yurt dışında trende bir rahiple karşılaşır. Tabi ki, ateist olduğundan rahiple bu yönlü bir tatlı sert tartışmaya girerler.
Rahip ona; "umarım bir gün Tanrıya inanmak zorunda hissetmezsiniz" der.
Ve yıllar sonra oğlunun ölümünde rahibin bu sözü aklına gelir. Dua etmek ister lakin çaresizdir.
Necip Fazıl, " sen bir gün ipe gideceksin, sonun bu olacak" der Mina Urgan'a. Ve Mina kendine Urgan soy adını öyle alır.
O dönemlerden güzel bir otobiyografik roman okumak istiyorsanız, bu samimi ve güçlü kadını kesinlikle öneririm.