12 Mayıs 2017 Cuma

Seyrek Yağmur, Barış Bıçakçı



 Barış Bıçakçı'nın son kitabı Seyrek Yağmur'u, sanırım toplam bir saatte falan bitirmiş olabilirim. Sevdiğimiz yazarlardan birinin kitabı olunca bu kadar süre, çok da kısa olmuyor, üstelik kitabın uzunluğu da minicikken...

 "Kitabı, kitabın..." diyorum çünkü okumaya başladığım andan, bitirdiğim ana dek bunun roman olup olmadığını düşünüyordum. Bir kişi etrafında şekillenen yaşam öyküleri, denemeler, şiirsel bir anlatı diyebiliriz bu kitap için, bütünlük içeren bir hikaye anlatmıyor, Rıfat adlı ince düşünceli, sevgilisinden yeni ayrılmış, orta yaşlı bir sahafı anlatıyor ama kendisinin gündelik hayatına ya da başından geçen olaylara değil de, gündelik hayat karşısında hissettiklerine bizi misafir ediyor Barış Bıçakçı bu kitapta. Bölümler, başlıkları ve bazen bir paragraf olmalarıyla çok şık, çok sevimli küçük öyküler, hatta dediğim gibi şiirler gibi. Bolca alıntı olan kitabı elinizde not defteriyle okuma dürtüsü hissetmeniz neredeyse kesin, bir noktadan sonra ben de bunu düşünüp "Başta kaçırdığım alıntıları nasıl yakalarım?" diye üzülmüştüm, yapılmışı var:

 https://eksisozluk.com/entry/57632517

 Kitap, Gezi Parkı Direnişi sonrasında yazılmış, bazı bölümlere direniş zamanının etkisi olmuş. Üstelik en sevdiğim yeri de, kahramanımız Rıfat'ın kitapçı dükkanında Latin Amerikalıların büyülü gerçekçiliğinden söz ederken bizim ülkemizde büyülü gerçekçiliğin gelişmeyiş sebebini, ülkenin direniş kültürü ve geçmişi olmamasına bağladığı anda o bölümün çok tatlı bir şekilde Gezi Parkı olayları ile büyülü gerçekçiliğe bağlandığı yerdi galiba, kendi kendini geliştirip besleyen bir bölümdü, Barış Bıçakçı çok yalın bir ustalıkla yapıyor bunu. Sadece o bölümde değil, donmuş bir göl ile ilgili bölümde de büyülü gerçekçiliğin göz kırptığını fark ediyorsunuz ve gülümseyerek bir sonraki bölüme geçiyorsunuz.

 Barış Bıçakçı okurlarının zaten şimdiye dek çoktan okuduğu bir kitaptır diye düşünüyorum ama henüz okumayıp kararsız olanlar hiç çekinmeden sevdikleri yazarla yeniden buluşmalılar. Kitaba ilk başladığım dakikalarda "Fakat bu kadar da alıntı üzerine alıntı, minicik paragraflar, kitap mı okuyoruz, yazarın not defterini mi allasen?" diye düşündüğüm için kendimi affetmem, birkaç dakika içinde alışıverdim ve kitabı bitirdiğimde "Ne kadar kısacıktı..." diye üzüldüm.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Barış Bıçakçı | Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra



Merhaba!
Bu seferki kitap seçimimde polisiye - gerilim türlerine biraz ara verip Barış Bıçakçı'dan ve bu eşsiz kitabından bahsetmek istedim. Beni etkileyen o kadar kitap hakkındaki yorumlarımı sizlerle paylaşıp Barış Bıçakçı'nın kitaplarından biriyle ilgili fikirlerimi paylaşmazsam eksik bir şey yaptığımı hissedecektim. 

"Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra" ilgili fikirlerimi yazmadan önce, Barış Bıçakçı'yla ilgili beni etkileyen şeylerden bahsetmek istiyorum. Elime aldığım her kitabı bitirmeden bırakmama huyum vardır ancak bir yazara körü körüne bağlanıp her yazdığını zevkle okuyabilen biri değilimdir pek. Lakin Barış Bıçakçı söz konusu olunca şu ana kadar onun hangi kitabını elime aldıysam sadece okumadım; zevkle okudum. O kadar sade ve müdahalesiz bir şekilde yazıyor ki, ister istemez bu doğallığa kapılıp o cümleleri kalbinizde hissediyorsunuz. Kısacası bu etkileyiciliğin sebebi, süslü ve upuzun cümleler değil, okuyunca bir şarkı mırıldanıyormuş hissi veren o sade cümleler. Onun hiçbir sözcüğü birbirinin ardından zorla gelmiyor, sanki O her defasında o sözcüğün yanına yakışacak bir diğerini ustalıkla buluyor. Öte yandan etkileyici olan bir diğer unsur da şu ki, Barış Bıçakçı'nın eserleri gerçeklikten uzak değil, hem de hiç değil. 

Kitaba gelecek olursak, Başak adında bir kızın intiharıyla ilgili bir kitap bu. Kitabın adıyla bir bağlantı kuracak olursak, Başak bir süre yere paralel gidiyor ve ardından kendini yere bırakıyor; intihar ediyor. Ancak kitabımız bu intiharın etrafında gerçekleşen olayları, intihardan etkilenen insanları ve bu insanların geçmişi eşelemesini, düşüncelere dalmasını konu alıyor. Başka bir deyişle, bir intiharın kaç kişiyi ne şekillerde etkileyebileceğini, kaç kişinin hayatını nasıl değiştirebileceğini sorguluyorsunuz kitabı okudukça. 

Kitabın içeriğiyle ilgili başka bir bilgi vermeye hiç gerek yok. Sözü hemen Barış Bıçakçı'ya bırakalım. Siz de kitabı elinize alın, akmasına ve akarken sizi de gittiği yere götürmesine izin verin. 




Keyifli okumalar!

26 Ekim 2012 Cuma

Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Barış Bıçakçı


Barış Bıçakçı'nın okuduğum ilk romanıydı Bizim Büyük Çaresizliğimiz ve bu romandan sonra yazarın hayranları arasına katıldım bile.

Nihal, Ankara'da ailesiyle yaşayan üniversite ikinci sınıf öğrencisi bir genç kızdır, Nihal'in kişiliğiyle ilgili pek fazla ayrıntıya sahip değiliz çünkü roman, Nihal'den apayrı ama Nihal'i de merkezine alan bir bakış açısıyla anlatılmış bir dostluk hikayesi. Ve yazarın, Ender'in ağzından dediği gibi, önce aşk var oluyor, aşık olunan kişi, ondan sonra belirginleşiyor, bu yüzden Nihal'le ilgili pek fazla şey bilmemize gerek yok, sadece Çetin'le Ender'in ona aşık olduklarını bilsek yeter.

Çetin ve Ender ise yine Ankara'da birlikte yaşayan orta yaşlarında iki erkektir ve Nihal'in ağabeyi Fikret de bu iki dostun yakın arkadaşıdır. Talihsiz bir trafik kazasında anne ve babalarını kaybettikten sonra Fikret, Amerika'da çalıştığı için Nihal'i tek başına Ankara'da bırakmak istemeyecek ve okulunu bitirene kadar Çetin ve Ender'in yanında yaşamasını onlardan rica edecektir. Arkadaşlarının ricasını cevapsız bırakmayan ikili, Nihal'in de aralarına katılmasıyla birlikte dostluklarında yeni bir deneyime yer açacaklardır: Aynı kadına aşık olmak.

Ender, çevirmen ve edebiyata ilgi duyan bir karakter, Çetin'se yaşamayı ön plana koyan, mesaili bir işi olan bir karakter, Nihal'e olan aşkları ile ilgili Ender, Çetin'e "İkimiz bir adam ediyorduk," der bir yerde, hatta zaten roman da Ender'in Çetin'e olan biteni baştan sona hatırlatmak için anlattığı uzun, upuzun bir mektup diye nitelenebilir. Ve yine Çetin'e bu mektubun bir yerinde der ki: "Bizim büyük çaresizliğimiz ikimizin de Nihal'e aşık olması değil, sesimizin dışarıdaki çocuk sesleri arasında yer almayışıydı."

Türk edebiyatında okunması gereken eserlerden biri olan romanın aynı isimle filme uyarlandığını da ekleyip imkanınız varsa, Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Pamuk ve hatta Sait Faik seviyorsanız bu romana da bir göz atmanızı öneririm.

20 Nisan 2012 Cuma

Sinek Isırıklarının Müellifi (Barış Bıçakçı)





Sometimes It Hurts by Tindersticks on Grooveshark

"Çoğu zaman her şey önceden bellidir; mucize, evin bugün yarın ölecek ihtiyar kedisidir. Bütün gün bir köşede kımıldamadan uyur. Uyansın isteriz, ama yazık değil mi, uyusun isteriz"
Böyle başlıyor Sinek Isırıklarının Müellifi. Barış Bıçakçı'nın anlatımı yalın, sade, küçük mutluluklar ve üzüntülerle dolu. Başlıyorsunuz, okuyor, okuyor ve bir yandan da bitecek diye okumaya kıyamıyorsunuz. Bitmesin diye bekliyorsunuz.

Bir Ankara ve toplu konutta geçen yaşam romanı. Özellikle yazar olmak isteyen, günümüz edebiyatında yazar olmaya çalışmanın nasıl bir şey olduğunu sorguluyor. Küçük zevkler, banyodan suyun akması, komşular, insanlar, çilek reçeli, arkadaşlar ve aşkın orta yaşta, şimdiki zamanda insanda bıraktığı etkileri görüyoruz.

Kitabın karakteri Cemil ile birlikte ruh sökükleri içinde yol alırken kendi söküklerimiz aklımıza geliyor. Twitter da biri Barış Bıçakçı ve Tindersticks'in aynı etki yaptığını yazmıştı, çok katıldım. İkisi de hem huzur veriyor, hemde insanı sarsıyor, düşünmeye itiyor. Yalın anlatımları ile onları hiç bırakmak istemiyorsunuz, saatlerce dinlemek, okumak için can atıyorsunuz.

Sometimes It Hurts mesela şarkıyı sanki karakterler Cemil ve Nazlı söylüyor. (Ilasa de Sela için üzülmek de cabası)

"Şiir çok güzeldi. İçinde hemen eve dönme isteği uyandırdı. Cemil için güzelliğin şaşmaz ölçütü bu olmuştu. Hemen eve dönme isteği uyandıran şey güzeldi."

Ankara, geçen ilk gençlik yılları, sanat, kadınlar, aşk, toplu konutta yaşam üstüne güzel bir anlatımı var.

Benim en çok "Cemil’e hayatın bir şölen olduğunu hissettiren şeylerin üstünkörü yapılmış bir listesi" ilgimi çekti. Hatta kitabı bitirince tek tek araştırdım, üstünden geçtim. Yeni keşifler yaptım, çok hoşuma gitti. Birçok yapıta selam çakmış Barış Bıçakçı. Furuğ Ferhuzzad'ın Sonsuz Günbatımı, Lale Müldür'ün Üzünç, Sevgilim yada Nane Otları şiiri, Seymour Glass/ Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün öyküsü gibi.

hatta bir yerinde;

" Zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüs'at O. Bener okurudur" der.

Haydi Cemil'e hayatın bir şölen olduğunu hissettiren şeylerin üstünkörü yapılmış listesine bir göz atalım beraber ve o listeden şarkıyı da dinleyelim;

The Ballad of the Fallen by Charlie Haden and Carla Bley on Grooveshark

Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway romanı.
John Cheever’ın öyküsünden uyarlama: Yüzücü. Frank Perry yönetmiş, Burt Lancaster oynuyor.
Joshua Logan’ın Piknik filmi. Kim Novak ve William Holden başrollerde.
Seymour Glass: Ah! Edebi bir kahraman.
Charlie Haden ve Carla Bley’den The Ballad of the Fallen: Düşenin dostu olmaz şarkısı, şiiri olur.
Patrice Leconte’un Monsieur Hire filmi. Michel Blanc başrolde.
Ezginin Günlüğü’nün Bahçedeki Sandal albümü.
Mehmet Günsür’ün Hırça Mapası öyküsü.
Ali Osman Coşkun’un resimleri.
Raymond Carver’ın öyküleri, hepsi.
Nazlı’nın Palamutbükü’ne doğru yürürken söylediği Yeşil Ayna türküsü.
Melihat Gülses’ten Kapıldım Gidiyorum.
Pars Tuğlacı’nın Okyanus ansiklopedik sözlüğü.
Wynton Marsalis’in The Majesty of the Blues albümü.
Henri Rousseau’nun resimleri. Gümrükçü Rousseau.
Led Zeppelin’den The Battle of Evermore ve diğerleri.
Italo Calvino’dan Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler.
Julio Cortazar’ın Oyunun Sonu adlı öyküsü. Yani, heykeller ve duruşlar.
Stevie Smith’in El Sallamıyordum, Boğuluyordum adlı şiiri; Cevat Çapan çevirisi.

Böyle insanı alıp götüren sakin, kendi halinde romanı mutlaka okuyun derim. Bende okurken bana mutluluk veren şeyleri yanımda bulundurdum, taze ekmekle yapılmış sandviç, mis gibi kokan sümbüller, not defterim.

Tıpkı söylediği gibi;

"Her şey bir şeyin etrafında döner, insanın payına düşen sarhoşluktur"

bitince insanı sarhoş bırakıyor ve bir süre başka bir şeye geçemiyorsunuz önceden uyarımı yapayım.

Related Posts with Thumbnails