16 Mayıs 2012 Çarşamba

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar



Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Hayri İrdal'ın başından geçenleri, Hayri İrdal'ın ağzından anlatan bir roman.

Hayri İrdal, arkadaşı Halit Ayarcı'yla birlikte kurduğu enstitünün kuruluş hikayesini anlatırken bizi kara mizah ve ironi dolu bir öyküye sokuyor. Henüz son Osmanlı ve erken cumhuriyet yıllarında, yoksul bir ailenin çocuğu olarak başladığı öyküsüne, Halit Ayarcı'nın ölümüyle son verirken okuyucuyu hem zaman içinde gezdiriyor, hem bürokrasiye, devlet dairelerinin işlevlerine, işlemlerine, cemiyet hayatına, ülkeye yeni gelen ve bir nevi moda olan spiritüalizm ve psikanalize, yoksulluğa ve zenginliğe, eğitime ve cehalete dair pek çok ayrıntı ve olayla ince ince ördüğü bir hikaye anlatıyor. Pek parlak bir öğrenci olmayan Hayri İrdal'ın çocukluğu, Nuri Efendi adındaki bir saat ustasının çıraklığını yaparak geçer. Hayri, askerliğini savaş yıllarında yapıp memleketine döner, evlenir, kendisine kaldığı sanılan uydurma bir miras yüzünden girdiği akıl hastanesinde Doktor Ramiz'le ahbaplık kurar, hastaneden çıkar, eşi ölür, yeniden evlenir ve hiçbir işte dikiş tutturamaz, İspiritualizm Derneği gibi cemiyetlerle oyalanır ve yoksulluğun en kötü evresindeyken, kızlarını, baldızlarını birileriyle evlendirip de yoksulluktan bir nebze olsun kurtulmayı planlarken hayatını değiştirecek adamla, Halit Ayarcı'yla tanışır. Açıkçası okuduğum en iyi Türk romanlarından biri olan bu roman hakkında ben de bir tanıtım yazısı yazmadan edemedim, daha önce bu blogda konuk yazar olarak yer almış Vodvil'in bu roman hakkındaki yazısı için: buraya bakabilirsiniz, ben bir alıntı daha paylaşıp gidiyorum.



***

Emine’nin ölümüyle son tutunduğum dal da kopmuş gibi büsbütün boşlukta kaldım. Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu anlayamadım. Ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim. Sade içimde simsiyah ve çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. Bir baskıdan kurtulmuştum. Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanamazdı da. Orada, zihnimin bir köşesinde, olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felaket gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu. Her an onun hastalığının arasından etrafa bakmayacak, o azapla yaşamayacaktım. Korku içimden doğru kabarıp büyümeyecek, dört yanımı kaplayamayacaktı.

Vakıa evim yıkılmıştı, iki çocukla başbaşa kalmıştım, çalışmanın lezzetini kaybetmiştim, hepsinden fenası, artık hiçbir şeye inanmıyordum. Fakat korkmuyordum da. Olabilecek şeylerin en kötüsü olmuştu. Artık hürdüm.



***



14 Mart 2010 Pazar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü


Ahmet Hamdi Tanpınar bana çok yakın gelirdi esasen, ama hiç bir kitabını okumamıştım, bir kaç şiirinin olduğundan haberdardım sadece; Mithat Körler gibiydi bir nevi, adamı çok iyi tanıyordum, ama hiç bir şarkısını bilmiyordum.Bu kitabı okuduktan sonra deyeceğiniz bir çok cümle, gark olacağınız bir çok düşünce olacaktır, lakin birisi şudur, "bu kitabı daha önce nasıl olur da okuyamam ulan?"

Kutsal kitaptır Saatleri Ayarlama Enstitüsü!Türk modernleşmesinin düştüğü kavram kargaşasını, doğunun batıya dönmek istemesi ve yönleri karıştırmasını, olmayacak kurgularla tiye alan şaheser.

Bu kitabı okurken bir çok yerde kahkaha atacaksınızdır.Bu kadar komik, bu kadar mükemmel mizah hatta daha ağırı kara mizah zor bulur, okursunuz hayatınızda.

Şu an ne yazacağımı bilmiyorum ha, ne yazmak istesem "ama bir de şu var, ama onu yazmiyim merak etsinler, ama orası da harika, bari biraz anlatayım, yok ama büyüsü kaçmasın..." gibi sayıklamalarla boğuşuyorum...

Bir kere ne kadar anlatsam, övsem de bu kitabın hak ettiği iltifatların hakkını veremem.Neyse devam ediyorum...

Sıradan bir adam olan Hayri İrdal, kendi hayatını ve kendi hayatı etrafında gelişen olayları anlatır kitapta, asıl olan budur.Ve işin ilginci Hayri İrdal, asla ve asla farklı, merak edilecek bir hayat yaşayacak adam değildir, zaten Hayri İrdal hayatını anlatırken en çok kendi şaşırır, delirir, kudurur.Yaşadığı hiç bir şeye anlam veremez, tamamıyle hiç bir şeye...Ve okuyun siz de anlam veremeyeceksiniz...

Aslında her şey Halit Ayarcı ile mi değişiyor deye düşünürsünüz, zira Hayri İrdal'da biraz böyle sanar, ama hayır, Hayri İrdal gibi sıradan, gereksiz bir adam, çok ilginç, saçma, trajikomik bir hayat yaşar istemeye istemeye.İnanın bana bu olmayacak olay, nasıl bu kadar olağan hal almış anlam veremedim.Bu yazıdan sonra tekrar okumama sebep olacak bu yazı, çünkü acayip gülüyorum yazarken, o kadar mükemmel ki...

Daha ilginci kitabın kurgusuna yön veren olgulardır aslında; saatler, psikoloji, rüya terapileri, astroloji günleri, metafiziğe olan inanç ve düşkünlük, nazar, büyü, hayaletler, iblisler...
İnanın kafayı yeyeceğim, bu kadar güzel bir roman nasıl yazılabilir aklım almıyor...

Kaybettiğiniz her saniye zararınıza, "Ayar saniyenin peşinden koşmaktır." Hemen gidin ve alın şu kitabı, "Saatin kendisi mekan , yürüyüşü zaman , ayarı insandır.." burayı okurken bile zaman kaybediyorsunuz, ben yazarım sayfalarca siz gidin...

Not: kaç kere yazıp-sildim bilmiyorum.böyle bırakacağım.olmuyor işte, bu kitabı hak ettiği gibi anlatamıyorum, anlatamayacağım.pişman oldum deyebilirim, kalkıştığım için, gidin okuyun işte!Benden tekrar okumaya başlıyorum.

Sadece 360 sayfadır ve.


Related Posts with Thumbnails