9 Mart 2013 Cumartesi

İçeriden Ölmek, Robert Silverberg



David Selig, kırklarının ortasında dışarıdan belirgin bir özelliği olmayan bir adamdır. Mezun olduğu üniversiteye yakın oturmakta öğrencilere karşılaştırmalı edebiyat sunum ve tezleri konusunda "hayalet yazarlık" yapmaktadır. Yalnızdır, ancak kafasının içinde herkesin düşüncelerini okuyarak büyüttüğü bir alem vardır, başka zihinlere dokunarak yaşamakta hayatını 3. kişilerin deneyimleri üzerinden algılamaktadır. Ancak tıpkı yeni başlamış olan kelliği gibi telepatisindeki dengesizlikler ve azalmalar bir gün söneceğini düşündürmektedir. Entropiye verilecek bir kurban mı olacaktır? Selig'in, geçmişini, gücünü, etkilerini ve ilişkilerini sorgulaması gerekecektir....

Orta yaş kriziyle beraber azalan güçleri, kelliği ile özdeşleştirilmiş ve iktidarsızlıkla vurgulanmış. Benmerkezci bir karakter olan Selig kendine acıma çukurunda gün geçtikçe çürüyen bir adam. Hayatları ve insanları transparan algılayan Selig dolaylı bir yaşam sürüyor. Şizoidliği gücünün kaybolşuyla özdeşleştiren karakter yaptığı şeyi röntgencilik olarak algılamasına rağmen bundan geri duramıyor. Selig'in başarısız ilişkileri ( aile, dost ve sevgili...) üzerinden yazar bize yalan söylenmesine muhtaç olduğumuz argümanını yürütmüş. Her bilgi parçacığına zahmetsiz sahip olmak ve kesinlikle bilmek karakteri insanlara güvensiz ve içine kapanık hale dönüştürmüş. Şiirsel tasvirler ve detaylı tanımlar son derece başarılı bir aktarımla okuyucuya sunulmuş. Selig'in yaptığı edebi incelemeler en son aktarılan konunun derinliğine güçlü vurgular yaparak anlatıyı zenginleştiriyor. Göndermeler ve incelemelerde vurgulanan kavramlar yerinde ve abartısız, net.

Selig'in özdeşleştiği karakter olan üvey kardeşi ile olan ilişkisi kendi gücüne atıf olarak da rahatlıkla algılanabilir. Sevgi / nefret ilişkisine sahip bir ailenin son üyeleri birbirlerine olan güvensizliklerini yenmek için ciddi çabalar harcıyorlar, araya karışan ensest korkusu gibi parazitler ilişkiyi vurgulamaktan ziyade Selig'in gücüne haddinden fazla abanması ve kendini bu koşul olmadan tanımlayamamasının altını çizen muhteşem bir metafor. Selig üzerinden yürütülen tartışmalar içedönük / dışadönük, bilgi / cehalet ikilemleri olduğu kadar uyum / uyumsuzluk'u da içeriyor. Freudyen göndermelerle katman kattığı kardeş ilişkisi, sevgi için rekabet kavramına dikkat çekiyor ve toplumdaki sosyal darwinist algıların altını çiziyor.

Karakter temas etmekten korktuğu için gücünü kullanarak önce güvence arıyor, kendini kabullenememiş, bir ucube olarak algılanacağını düşündüğü için sırrını paylaşamamış. Kendini değiştiremediği çin başkalarını değiştirmeye çalışması hüzünlü ve motif olarak, çarpıcı önermelerle okurla buluşuyor. Entropi açılımı yapılan pasaj gözden kaçacak gibi değil. Galathea göndermesi, karakterin benmerkeciliğini göz önüne koyan en güçlü öğe. Başka karakterlerin algıları üzerinden Amerikan Rüyası eleştirisi ve son bölümdeki Tanrı sorgusu çarpıcı ve sert önermelerle dolu. Kendi gibi bir telepat olan Nyquist karakteriyle olan zıtlıkları, kendini sorgulamasına neden olurken, gücünün onu nevrotik yapmadığı gerçeğiyle yüzleşmesine neden oluyor.

Akıcı dili, eleştirel yapısı, sert önermeleri, göndermeleri ustalıkla ve yerinde kullanması döneminin tarz ve akımlarını irdelemesi yoluyla geniş bilgi aktarması gibi özellikleri basit bir orta yaş krizi senaryosunun varoluşsal bir mücadeleye dönüştüğü kurguyla taçlandırılmış bir modern çağ klasiğine dönüştürüyor, bir okuma şöleni sunuyor. Tek eksikliği bu kadar kompleks bir kurgu içindeki öğeleri çevirirken aradan unutulmuş son derece basit ve esere yakışmayan çeviri hataları. Ancak rahatsızlık verecek düzeyde değiller. Gözüm kapalı öneriyor, keyifli okumalar diliyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.


6 Mart 2013 Çarşamba

Kayıp Cennet, John Milton



İngiliz edebiyatının önemli şairlerinden olan John Milton'ın klasik kabul edilen eseri. Milton, monarşiye karşı Cromwell'i desteklemiş ancak huzursuzluk dönemi sona erip monarşi tekrar kurulduğunda hapse atılmıştır. Hapiste kör olan şair İngilizce'ye en çok kelime kazandıran kişi olarak da bilinmektedir ( 630 kelime ). Epik tempoda yazdığı serbest vezinli romanında Şeytan'ı demokratik bir lider olarak resmettiği için eleştirilmiştir.

Metin Cehennemin Prensinin konseyi toplayarak fikir alışverişinde bulunmasıyla açılıyor. Ardından yeni yaratılan ırk olan insanların temsilcilerini bulması, Havva'yı baştan çıkarıp yasak meyveyi yedirme çabası ve insanların atalarının Cennet'ten kovulmasıyla gelişen kurgu Mikail'in Adem'e Tufan'ın görüsünü, geleceği göstermesi ve çocuklarına iletmesi gereken uyarılarla kapanıyor.

Her pasajın başlangıcındaki özetler son derece açıklayıcı olmuş. Dipnotlar çok sayıda mitik karakter ve göndermenin yer aldığı metinde göze batacak kadar sık kullanılmamış, göz yormuyorlar. Bazı yerlerdeki ufak çeviri hataları bu kadar karmaşık ve zorlu bir metni ustalıkla çeviren ve lirik tempoya bozmayan çevirmenlere yakışmayacak kadar önemsizler.

Tanrı, monarşiyi ; şeytan ise hükümdeki yeniliği temsil ediyor. Havva'yı narsisist yansıtan yazar tüm metni boyunca cinsiyetçi çıkarım ve yorumlarla dokuyor kurgusunu. Bir çeşit iç tartışma yürüttüğü gözden kaçmıyor yazarın : otoriteye itaat ve itaatsizlik, özgür irade ve kadercilik arasındaki gidiş gelişler bu muhasebeye dikkat çekiyor. Püriten algılara başkaldıran metni cinselliği, arzuları yücelten ( elbette evlilik bağı altında 17 yy. da yazıldığı gözden kaçırılmamalı ) cesur görüşlere de ev sahipliği yapıyor. Metin boyunca "tasarımdan doğan argüman" kullanılmış ve Tanrı'ya methiye ve yergi arasında gidiş gelişler bulunuyor. Doğayı anlayarak Tanrı'nın anlaşılabileceğine dair görüşler çağın çeşitli buluşlarını yapılan göndermelerinde vücut buluyor. Tanrı'nın hükmünü oğlu olan İsa'ya devretmesi monarşi atfı yapıyor ve bu ilişki üzerinden monarşi yergisi sıkça dile getiriliyor. Özgür iradeyle ilgili olarak ket vurucu bir sosyal kontrol tehdidi, itaatın kabülüne sebep oluyor. Günahın Cennet'te anlam bulması ve cisme gelmesi gibi son derece çarpıcı yorumlamalar gözden kaçmıyor. Metinde ciddi tutarsızlık ve mantık hataları göze çarpıyor: Dünya Henüz yaratılmışken melekler ve Şeytan'ın Norveç köpüğünden, İtalya vadilerinden bahsetmesi gibi.

Metin önce isyankar ve sorgulayıcı bir tonda kendini geliştiriyor sonunda ise itaatkar ve kabullenmiş ( aynı zamanda yitik ) olarak kapanıyor. Milton, daha sonraları Tanrı ve din sorgusunda kullanılacak o kadar çok cephane üretmiş ki bilmeden, hayranlık duymamak elde değil. Lirik dili, akıcı kurgusu ve farklı bakış açısı önemli artıları. Klasiklerden biri olduğunu hatırlatmama gerek olduğunu sanmıyorum. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

5 Mart 2013 Salı

Mit ve Anlam, Claude Levi-Strauss



Giriş kısmında yazarın biyografisi ele alınmış. Ardından "Avrupamerkezci" yaklaşım eleştirisi ile yazarın görüşlerinin özetine yer verilmiş. Avrupa'ya hakim olan İlkel / Uygar ikiliğine vurulan son darbelerin yazara ait olduğu belirtilmiş. Geleneksel antropolojinin hatasının unsurlara odaklanmak ve unsurlararası ilişkileri gözden kaçırması olduğu vurgulanmış. Anlam kendi başına değil sadece ilişki içinde var olabilir diyen yazar, bütün kültürlerin esasen gösterge sistemleri olduğunu ifade etmiş. Mit'in ilkel insanların hayati problemler üzerine düşünme biçimi olduğu; kuşakların birbirleriyle iletişimi demek olduğunu belirten yazar,  düzensizliğin ardındaki düzeni aramış.

Bütünsel düşünce siteminin bilimsel düşünceye son derece zıt olduğuna dikkat çeken yazar, modern insanın yapabileceği en iyi şeyin verebileceği cevapların sayısını ve niteliğini arttırması olduğunu ve bunu ancak bilimle gerçekleştirebileceğini belirtmiş. İlerlemenin farklılık sayesinde gerçekleştiğini belirten yazar, globalleşmeyi yermiş; kültürün sadece eksik iletişim koşullarında üretici olacağını savunmuş. Tüketim kültürü eleştirisine giren yazar, özgünlüğün yitirilmesi tehdidi altında olduğumuzu belirtmiş. Mitlerin, insana evreni anladığı ve anlayabileceğei ilüzyonu aracılığıyla kontrol hissi verdiğini ifade etmiş.

Düalizme övgüde bulunan ve çoğu çıkarımında baş köşeye oturtan yazar, tekrar eden örüntüleri bulup çıkarmaya çalışmış, Kuzey ve Güney Amerika mitleri üzerinde yaptığı çalışmaların ve ikisinin karşılaştırılmalarının üzerinde durmuş. Mitolojinin nerede bittiği tarihin nerede başladığı tartışmasına değinen yazar, modern toplumda mitolojinin yerini tarihin aldığını belirtmiş. Mitin olaylar sekansı ile değil olaylar destesiyle aktarıldığını dikkat çekmiş. Müziğin içindeki giriş-gelişme-sonuç sekanslarının üstüste yığılıp altında anlamın ancak bu şekilde ortaya çıkarılacağını belirtmiş. Müzikteki diyalektiğe geniş yer veren yazar, tıpkı dil gibi müziğin de  fonemlerin ( nota veya tonem ) bir kombinasyonu olduğunu ifade etmiş. Müzik ve mitoloji, dilden doğan ama farklı yönlere giden kardeşler benzetmesiyle metnini kapatmış.

Çok katı bir determinizm savunusu altında bazı temel aldığı kavramlara zıt yönde hareket eden yazarın metninde "arketip ve kollektif bilinçaltı" öykünmesi seziliyor. Konformist olgulara önce saldıran ardından uysalca teslim olan metin bazı tutarsızlıklarına rağmen çok önemli görüş ve çıkarımlara ev sahipliği yapıyor. İthaki'nin çevirisinde çok başarılı olduğu bir başka önemli eser olarak raflardaki yerini alan kitap, düşünce dünyasını sarsan görüşleriyle okurlarını beklemekte.  Keyifli okumalar dilerim, başka incelemelerde görüşmek üzere.


4 Mart 2013 Pazartesi

Ağır Görev, Hal Clement



Mesklin, Dünya'nın bir kaç katından daha büyük ve Jüpiter'dan daha fazla kütleye sahip bir gezegendir. Bu gezegene gönderilen insansız araştırma gemisi kutup bölgesine yakın bir yere düşmüş ve kaydettiği bilgileri gezegenin ayında konuşlanmış olan Dünya'lı bilim insanlarına iletememektedir. Tek çözüm Mesklin'e inip Kütle çekiminin Dünya'nın 660 katı olan kutup dairesinden geminin kara kutusu ve kayıtlarını almaktır. Ancak şu anki teknolojiyle bile bir insanın koruyucu giysileriyle bu basınca dayanması mümkün gözükmemektedir. Sıvı metan denizlere sahip, hidrojenden atmosferi olan ve bir gününü 18 Dünya dakikasında tamamlayan bu garip gezegenin halkına mensup kişilerle iletişime geçen insanlar onları bu zorlu göreve ikna etmeyi ummaktadır...

Kurgu kimya bakımından güçlüyken, fizik ve biyolojide tökezliyor. Tüm problemler enlem bölgeleriyle beraber değişen kütle çekiminin yarattığı anomalilerden kaynaklanmakta. Ekvatorda 3 atmosfer basınç kutuplarda 660 atmosfer basınca dönüşüyor. Ancak kendi içinde tutarlı metni ve bu kadar yabancı ve dengesiz bir ortamda kültür ve biyoloji kurgulamak kolay değil. Bu açıdan yazar alkışı hak ediyor, aynı zamanda gezegen fiziği konusunda yanılgısını ortaya koyan hesaplamalar yapan okurlarına da şu cevabı veriyor sunuş kısmında : " Biri oturup hesaplayacak kadar kafa yorduysa veya ilgi gösterdiyse amacına ulaşmıştır." Yazarın ağırbaşlılığı ve elindeki bilgilerle mümkün olduğunca inandırıcı olan kurgusu kendini okutuyor. Bunun bir nedeni de merak öğesini güçlü kullanmış olması.

Ortamın kültür üzerindeki etkilerini son derece başarılı vurgulayan yazar hikayesini 2 ana parçaya bölmüş. İlk bölümde bir insanın bölge yerlileri ve yabancı ortamlar olan ilişkisi ve algısı ön plandayken diğer bölümde kurgu Mesklin'li kaptan ve çevreyle, tayfası ve sorunlarla etkileşimine kayıyor. Önemli bir karakter olan Barlannen adlı Mesklin'li, fırlatma, uçma gibi kavramları daha önce hiç duymamış; evlerinin çatısı yok. Bunun gibi ufak detaylar 30 santimlik bir düşmenin bile sakatlayıcı olabileceği bir kütleçekim alanın yaşayan bir uygarlıktan beklenecek tutarlılıkta algılar. Detayların üzerinde durması açısından da başarılı. Mesklin'lilerin bilim için yaptıkları pazarlık bilgi birikiminin ve bilimin önemine vurgu yapan bir pasaj olarak gözden kaçmıyor. Keyifle okunabilecek hoş bir bilim kurgu romanı. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Eve Dönüş, Ray Bradbury



Bir Cadılar Bayramı masalı. Hortlak ailesinin buluşmasını heyecanla bekleyen Timothy'i diğerlerinden ayıran bir şey vardır: O fanidir. kanatları yoktur, kan içmez, sülfür kokusuna katlanamaz, ektoplazması da yoktur, bedenden bedene atlayamaz... Kendi ailesi içinde bir yabancıdır. Tek isteği ailesi içine karışmak, o ölümsüzlerle beraber eğlenebilmektir.

Yazar, bir klasik haline gelen hikayesinde son derece  etkileyici şiirsel bir üslup kullanmış. Tüm kelimeler bir sonrakini tamamlamak için sıraya girmişçesine akıcı. Çeviri çok başarılı, sıfır hata. Yazarın yabancılaştığı toplumu ve aileyi bu gerçeküstü hikayeyle aktarmasını küçük Timothy sağlıyor. Timothy'e faniliğinin ve farklılığının kıymetini fark etmesini her ailede var olan uçuk bir amca sağlıyor. Kız kardeşinin eşek şakası onun soyutlanmasına vurgu yapsa da aile içinde dargınlık olmaz hele Cadılar bayramında. Annesinin sevgisi ve çocuğunu kabullenmesi de çok güçlü bir motif. Sevgi dolu bir aileye bile yabancılaşabileceğini belirten pasajlar ve arada vurucu olabilen hüzünlü dokusu, gerçekten usta işi.

Genelinde yabancılaşılan toplum ve uyumculuk kavramları üzerinde durulan bir eser. Dave McKean'ın ilustrasyonları donuk ve sert hatlı olmasına rağmen hareketli bir aile toplantısı temasına çok güzel bir tezat olarak göz dolduruyor. Gölge ve renk seçimleri çok başarılı. Mezar taşı grisi temayla uyumlu olsa da fazlasıyla kullanılmamış, bu da ressamın ustalığının göstergesi. İthaki'nin güçlü yayınlarından biri olan bu 2 ustanın emeğiyle yoğrulmuş eseri gözüm kapalı öneriyor, keyifli okumalar diliyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

3 Mart 2013 Pazar

Şok Dalgası Süvarisi, John Brunner



Uzak gelecek. Kabilelere dönüş yaşanmış, iktisadi kıyametin ardından külçe birimi nakit yerine geçmiştir. Ağ, herşeye bağlıdır, her şey de Ağ'a. Ekonomik ve sosyal koşular üzerine bahis oynanan bu gelecek kendi "felaket" borsasını yaratmıştır. Tahakkümde son noktalara ulaşan insan genetik shirbazlıkları ve insan mühendisliğine soyunmuştur. Modern çağın heykeltraşları Davranış bilimciler, toplumu ve bireyleri uyumlu bireylere dönüşmeleri için törpülemekte, insanlar baskı karşısında bir boşalma olanağı ( catharsis ) aramaktadı: Bu olanak İşitme Cihazıdır. Bir ağlama ve hakaret duvarı görevi gören bu araç modern toplumun tutkallarından biridir. Sosyal kontrolün geri kalan öğeleri, grup baskısıyla oluşan konformite, göz kapaklarına kadar sakinleştiricelere gömülmüş insanlardır. İşte bu insanlar arasından biri... Nick Haflinger adlı bir adam tüm sisteme savaş açar...

Kitabın geneli Nick karakterinin kendini arayışı ve sorgusu sırasında karakterin özelliklerinin ve geçmişinin yapısının aktarılmasından oluşuyor. Son kısım da ise toplumun ters- otopsisine ayrılmış. Nick,  üstün yönetici sınıfın yetiştirildiği akademide eğitim alan bir adamdır. Polis ve çete devletinin okullara kadar sızmış olduğu vahşi ve güvenilmez bir çağda kimseye temas etmeden büyümüştür. Büyük bir "düşünce deposu" ( think tank) olan Tarnover zamanla en nefret ettiği şeyleri sembolize eder hale gelecektir. Nick, Tarnover'dan kaçar ve kendine yeni bir hayat inşa eder. Ancak tüm yaşadığı hayatlar ona uyumcu olmasını salık veren toplumla birleşince her seferinde hayal kırıklığına uğrar. Çağın nevrozlarını sırtında taşıyacak kadar güçlü değildir, yakalanır. Bu noktadan itibaren bir toplum ve karakter sorgusuna girer yazar.

Yazar, freudyen çıkarımlara fazla yaslanmış ve açıkça davranışçılara saldırmış. Sanal seksle, en insani dürtülerinde biri ayıklanmış bir toplum kurgularken aynı zamanda alt metindeki güvensizlik ve izlenme paranoyasını da desteklemiş. Sosyal darwinizmi en uç noktalarda kurgulayan yazar, kayıtsızlık eleştirisi ne yer vermiş. Evrimsel yaklaşım üzerinden grup psikolojisini açılımlayıp sosyal kontrol mekanizmalarını göz önüne sermiş. Karakterin geçmişinin muhasebesinde her personasının çökmesinin nedenini kendisi olmamasına bağlayan yazar, varoluşçular ve evrimsel yaklaşım psikologlarının görüşlerini melezlemiş. Son derece başarılı benzetmeler ve sürükleyici yapısı, eleştirel dili önemli artıları. Bilimin de dinleri olduğuna dokunan yazar, zamanla kuramların kemikleştiğini ve dogmatik bir gözü dönmüşlükle savunulduğunu hoş bir biçimde belirtmiş.

Şirket maskeleri, telefonda günah çıkarmak ,her köşe başında bekleyen panik atak gibi başarılı motifleri ustalıkla kullanmış: dijital bir 1984. Bazı yerlerde fazlasıyla yalın kaçmasına rağmen alt metini destekliyor: Saklanan tüm gerçekleri açığa çıkarmak için Don Kişotvari bir adanmışlıkla çabalayan toplum dışı biri olan Nick'in, bir kara ütopyayı, ütopyaya dönüştürme çabası. Yazar farkında olmadan yerdiği elitizmi bazı yerlerde yüceltmiş ancak bu pasajlar metne zarar vermiyor. Geneli itibariyle çok başarılı bir roman. Rahatlıkla önerir keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

25 Şubat 2013 Pazartesi

Kral Fare, China Mieville



Saul, sarhoş halde evine evine döner, son günlerde anlaşamadığı babasıyla karşılaşmamak için odasına çekilir ve sızar. Sabah polisler tarafından apar topar götürüldüğünde, tutuklanıp babasını öldürmekle itham edildiğinde tüm dünyası tepesine çöker. Ancak leş kokulu hücresinin kapısını açan ona özgürlük ve bir krallık vaad eden gizemli yabancı tüm gerçekliği algılayış biçimini değiştirecektir. Kral fare, krallığını geri almak niyetindedir ve eğitmesi gereken küçük bir fareciği vardır artık. Böylece Saul, Londra'nın gerçek yeraltı dünyasına girer...

Yazar, güçlü ve akılda kalıcı tasvirleriyle yabancılaşan bir aileyi, katılaşmış bir baba- oğul ilişkisini alıp karanlık bir intikam fantezisi kurgulamış. Freudyen göndermeler ve Jung'a dokunan imgeler arasında Lenin'e atıf da bulunmakta. Hikaye, Kavalcı'nın totem varlıkları olan Anansi, Hornebom ve Kral Fare'yi kastra edip hükümlerini sona erdirmesinin intikamı üzerine kurgulanmış. Totem varlıkları ve avcılarının kendi aralarında yarattığı mistik bir ekosistem var ve Saul, bir melez olduğu için 2 dünyaya da ait değil. O ne fare, ne de insan. Esasında yazar, Fareli Köyün Kavalcısı masalını, karanlık ve pis Londra arka planında tersten anlatmış okuruna. Kavalcı karakteri, hırs, açgözlülük, kayıtsızlık ve oral fiksasyona bağlanan tüketim güdüsünün, doğaya tahakkümün vücut bulmuş hali. Kısacası, modern çağa dair eleştirilebilecek tüm olgular bu karaktere toplanmış.

Yazar, kurgusunda emperyalizm eleştirisine, karşı kültür savunusuna varan yüceltmelere, bireyselcilik savunusuna, kayıtsızlık eleştirilerine yer vermiş. Hayvan ve insan arasındaki gidiş gelişler aynı zamanda, ilkel ve modern ( doğal / yapay ) arasındaki dönüşümlü ilişkiye güçlü vurgular yapıyor. Totem varlıklarının doğanın kendisini, pisliği, çamuru ve günümüzde kabul edilmeyen şeyleri simgelemesi aynı zamanda doğa üzerindeki tahakküm eleştirisi olarak da alınabilir. Kavalcının müziği yerine konulabilecek çok fazla sayıda simge var; isterseniz para deyin, saygınlık veya trend olma gibi konformist olgular güçlü bir tiksinti nesnesi olarak karşımıza çıkıyor. Vahşi ve çılgın bir karşı - masal bu eser.

Sürükleyici yapısı, çoğu yerde samimi dili, güçlü çıkarımları büyük artıları. Totem varlıkları gibi tanıdık ve sık kullanılan kurgu öğeleri bulundurmasına rağmen taze fikir ve açılarla dolu yepyeni bir eser olduğunu hissini veriyor. Karakterleri çok boyutlu ve yeraltı Londra'sının coğrafyasına aşina olan yazarın mekan tasvirleri özellikle göz alıyor. Son derece başarılı bir eser. Rahatlıkla önerir, keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Kişisel notum: Gaiman'ın Yokyer'i kadar güçlü, o eseri beğenen veya bu yazarın başka bir kitabını okumuş herkesin keyif alacağını düşünüyorum.

24 Şubat 2013 Pazar

İlginç Psikiyatrik Sendromlar, M. David Enoch, Hadrian N. Ball



Psikiyatri tarihinde çok az karşılaşılan ve son derece ilginç olguların toplandığı bir kitap. Yazarlar, Edebiyat eserlerinden alıntı yaparak sendromlara giriş yapıyor, tarihçe ile devam ediyorlar. İlk defa bildirilen vakalar üzerindeki olgu analizlerini ve hasta kayıtlarını paylaşıp, sendromun psikodinamik özellikleri, adli yönleri, yaklaşım stratejileri, tedavi önerileri ve prognozdan bahsederek her açıdan ele alıyorlar. Çoğu sendromun nörolojik arkaplanları ve psikopatolojide yer aldığı bölümlere de değinen yazarlar çalışmayı yapan araştırmacıların isimlerini ve tarihleri de vermeyi unutmamışlar. Her sendromun sonunda en az 3-4 sayfa kaynakça sunmaları ciddi bir retrospektif araştırma yaptıklarını kanıtlıyor.

Tam olarak bir tıbbi metin sayılmasa da, çevrilmeden bırakılmış veya dipnotla açıklanmamış olan olguların çoğu konuyla alakası pek olmayan okura hitap edecek açıklıkta değil. Dil akıcı ve bakış açısı son derece tarafsız. Olgu üzerinde görüş bildirmiş olan tüm ekoller ve araştırmacıların alıntıları, önermelerle çok fazla tartışmaya girmeden açıklamaya yönelik olarak yazılmış kitabın dokusuna son derece uygun. Sinema ve edebiyatta cisim bulmuş değişik vakalar tek tek mercek altına alınmış. Örneğin Cotard Sendromuna sahip kişiler, öldüklerini iddia ediyor ve gömülmeyi talep edebiliyorlar. Gıda tüketimi ve günlük ihtiyaçların karşılanması onların ölü olduğu sanrısıyla hiç çelişmiyor... Kimi zaman bu sanrılarını kötü koku yaydıkları ( çürüdüklerini düşündükleri için ) veya aldıkları kötü tatlar gibi sanrılarla da pekiştiriyorlar...

Son bölümde cin çarpması, medyumluk ve hayalet görme gibi sanrılara geniş yer verilmiş. Yazarlar iddiaların gülünçlüğü karşısında bazen tökezlemiş ve tarafsız kalamamışlar. Geneli itibariyle insan zihni ve ruhunun kırılganlığına adanmış olan kitapta Tourette gibi çoğu zaman nörolojinin ilgi alanına giren nerede yer aldığı ve kökenleri tam tespit edilememiş vakalar, konuyla ilgilenen kişilere hayli ilginç bir okuma sunacaktır. Ancak dipnot eksikliği ve tıp terimlerinin yoğunluğu kimi okuyucunun canını sıkabilir. Başka incelemelerde görüşmek üzere.


23 Şubat 2013 Cumartesi

Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin



Cont Adasında doğmuş olan Duny, "Sanat" 'a ilgi göstermektedir. Annesini çok genç yaşta kaybeden ve çobanlıkta veya tunç işçiliğinde pek gözü olmayan Duny'i köyün cadısı olan halası yetiştirir. Çocuğun içindeki büyük gücü Yörenin büyücüsü Ogion'da sezmiştir. Ailesinden ayrılıp Ogion'un yanına çırak giren Duny, çok güçlüdür ama disiplinsizdir, içindeki hırs onu ustasından ayrılmaya zorlar. Roke Adası'na gidip Büyü eğitimi görmeye başlar, hikayesi tam anlamıyla bitmeden Yerdeniz'in en güçlü büyücüsü olacak bu genç adam önce hasedi ve kıskançlığıyla, gururuyla sınanacaktır...

Kendini bulmak için yolculuk yapan genç bir adamın lirik destanını kaleme almış olan yazar, karakterine katman kakmada son derece başarılı. Düalist çıkarımlarla süslenmiş olan Sanat ve felsefesi, yaratılan dünyayla uyumlu. Kıskançlık, gurur, haset gibi özelliklerle boyut kazanan karakterin büyüme ve bilgeleşme yolunda yolculuğu ders çıkarılacak çok öğe taşıyor. Algı farklılığı ve üst üste bindirilen imgeler usta işi sahiden. Konformizm eleştirilerine de yer veren metinde yalnızlık, günlük yaşamda rutinleşen yaşam gibi motifler imgeler altına çok güzel gizlenmiş. Kahramanın kendi karanlığına, kendi kötülüğüne karşı giriştiği varoluşsal mücadele etkileyici. Taoist öğretilerden etkilendiği belli olan yazar, kurgusunda insan ruhunun ikiliği üzerinde detaylı durmuş.

Çok güçlü bir eser, fantezi edebiyatının kültlerinden biri ( haklı olarak ). Rahatlıkla öneriyorum, şiirsel dili, sürükleyici doğası önemli artıları. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.
Related Posts with Thumbnails