23 Mart 2015 Pazartesi

Bahar 2015 Okuma Şenliği


Pinuccia'nın Bahar Okuma Şenliği başlamış, uzun zamandır katılamadığım bu etkinliğe yeniden katılmaya karar verdim ve bu yazıyı, şenlikte ilerledikçe düzenleyerek listemi oluşturacağım.


5. Kategori (10 puan): Mizahi türde, eğlenceli bir kitap.

22 Mart - Gargantua - François Rabelais - Cem Yayınevi - 264 sayfa



Tam da dün okumaya başladığım Gargantua'yı bu kategoriye dahil edebilirim. Kitap, sıkı durun, 1534 yılında yayımlanmış ve Sabahattin Eyuboğlu'nun çevirisiyle şu dizelerle başlıyor:


Bu kitabı okuyan okur dostlar
Atın içinizden her türlü kuşkuyu
Okurken de irkilmeyin sakın 
Ne kötülük var içinde ne müdürlük
Doğrusu güldürmeden başka da 
Bir hüner bulamayacaksınız pek
Başka yola gidemiyor gönlüm
Sizleri dertler içinde görürken 
Gülen kitap yeğdir ağlayan kitaptan
Gülmektir çünkü insanı insan eden


22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.


30 Mart - Kör Baykuş - Sadık Hidayet - YKY - 100 Sayfa



Tema olarak ismi bir sıfat tamlaması oluşturan kitapları seçiyorum ve bu kategorinin ilk kitabı Kör Baykuş oluyor. 

2 Nisan - Eski Bahçe - Eski Sevgi - Tezer Özlü - YKY - 119 Sayfa


Sıfat tamlamalarından oluşan kitap isimlerine devam ederken bir yandan kitap seçimlerimi Yapı Kredi Yayınları'ndan sürdürdüğümü de fark ettim, diğer iki kitaba hala karar vermedim, onları da YKY'den bulursam iyice kompleks bir tema yaratmış olabilirim. :) Tezer Özlü'nün okuduğum ilk kitabı olan bu öykü kitabına bugün başladım.


2 Nisan - Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez - Can Yayınları - 119 Sayfa

Tezer Özlü'nün kitabını duruşma beklerken ve yemek yerken neredeyse bitirmiştim ve eve geldiğimde yarım kalan işimi de bitirmiş oldum, bir sonraki şenlik kitabı olarak yine bir sıfat tamlaması olan Kırmızı Pazartesi geliyor.


5 Nisan - Yeşil Peri Gecesi - Ayfer Tunç - Can Yayınları - 472 Sayfa


Kırmızı Pazartesi bugün bitti ve Yeşil Peri Gecesi'ne başlayacağım. Yıllar önce Ayfer Tunç'un Kapak Kızı adlı romanını okumuştum ve bu kitap, onunla bağlantılı bir hikayeyi anlatıyormuş, ne yazık ki Kapak Kızı'nı çok fazla hatırlamıyorum ama yazarı, kitapların birbirlerinden bağımsız olarak da okunabilen iki roman olduğunu belirtiyormuş. Bu konsepte uygun düşecek başlığıyla birlikte Yeşil Peri Gecesi de kendi seçtiğim temanın son kitabı olacak.


21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Karakterlerin bulundukları kitaba isim verdikleri dört kitap.

11 Nisan - Pedro Paramo - Juan Rulfo - Can Yayınları - 118 Sayfa


Dün gece Yeşil Peri Gecesi'ni bitirdim ve açıkçası içinde bulunduğum ruh halinden de olsa gerek, kitabı okurken kaç kere ağlama krizine tutuldum sayısını unuttum. 

Bugün karakter isimleri konseptinin ilk romanı Pedro Paramo'ya başlıyorum.


16 Nisan - Hannibal - Thomas Harris - İnkılap Yayınevi - 473 Sayfa


Kitabına isim veren karakterler temasında ikinci kitabım Hannibal. Hannibal Lecter'ın isim verdiği roman, aslında Hannibal serisinin sanırım üçüncü kitabı, hatta kapağında da kocaman "Kuzuların Sessizliği devam ediyor..." yazıyor ama olsun, karakteri biliyoruz, hikayeyi filmlerden, dizilerden biliyoruz, serinin yalnızca bu kitabını okusam olur diye düşündüm, kitaplığa göz atarken "Aa bu kitabı da ne zamandır okuyacaktım," diye bu temaya uyduruvermeye karar verdim. 


12 Mayıs - Locke Lamora'nın Yalanları - Scott Lynch - İthaki Yayınları - 584 Sayfa


Kitabına isim veren karakterlerden üçüncüsü Locke Lamora oluyor. Dün kitaba yolda başladım. 


19 Mayıs - Perlmutter Ailesi - Panait Istrati - Oda Yayınları - 134 Sayfa


E-kitap okumanın en büyük dezavantajı, tabletimin şarjının yarı yolda bırakma ihtimali oluyor. Bu nedenle Locke Lamora'nın Yalanları'nı e-kitap olarak okurken dün tablete güvenmeyip Perlmutter Ailesi'ni de yanıma almıştım. Bir yerde tableti şarj etmek gerekince bu kitaba da başladım. 


1. Kategori (10 puan): Yaşar Kemal'den bir kitap. Kısa bir süre önce kaybettiğimiz ustaya saygı kategorisi.

17 Nisan - Ağrıdağı Efsanesi - Yaşar Kemal - YKY - 120 Sayfa


Normalde bir kategoriyi bitirmeden diğer bir kategoriye başlamamaya çalışıyorum fakat cumartesi günü ekstra bir durum olup da Ege Üniversitesi Hastanesi içindeki Kit-Vak Misafirhanesinde kalmam gerekince misafirhanenin kütüphanesinde de bu kitabı bulunca araya sıkıştırıverdim.

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.

7 Mayıs - This One Summer - Mariko Tamaki - First Second - 320 Sayfa 


Ben galiba Hannibal'i hiç sevmedim, Hannibal bitmeden araya birsürü kitap sıkıştırıyorum. This One Summer aşırı tatlı bir çizgi roman bu arada, e-kitap versiyonunu okuyorum.


4. Kategori (10 puan): 1001 kitap listesinden bir kitap.

8 Haziran - Acı Çikolata - Laura Esquivel - Can Yayınları - 221 Sayfa




Zaman daralıyor, bu şenliğin performansı bayağı kötü. 


...derken bu kitap iyi geldi, resmen bir oturuşta okudum sayılır. Çok sevdim, çok fazla sevdim, zaten blogumuzun diğer yazarı Sycorox'un çok sevdiğini gördüğümden beri okumak istiyordum, hiç hayal kırıklığına uğramadım.

11. Kategori (10 puan): Bir öykü kitabı.

12 Haziran - Boğa Güreşi - Roddy Doyle - Sel Yayıncılık - 205 Sayfa


18 Mart 2015 Çarşamba

[Blog Tur] Trendeki Kız - Paula Hawkins | Ön Okuma

Her gün önünden geçtiğiniz evlerde aslında neler oluyor?



Kitap: Trendeki Kız
Yazar: Paula Hawkins
Orijinal Adı: The Girl on the Train
Çeviri: Aslıhan Kuzucan
Yayıncı: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Basım Yılı: Mart 2015
Tür: Gizem, Suç, Polisiye 
Puanım: 4



"Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dâhil olmaya karar verdi…"



İthaki Yayınlarından sıcağı sıcağına çıkan  The Girl on the Train / Trendeki Kız turumuza hoş geldiniz. Mutlaka duymuşsunuzdur, çünkü çıktığı anda olay yaratan kitap çok kısa sürede bizim de raflarımızda yer aldı.

Biz Oburlar kayıtsız kalamadık, kitaplar geldiği anda heyecanla okumaya sardık.

Kitaba gelirsek, ilk olarak Rachel ile başlıyor.

Rachel her gün trenle işe giderken dışarıya dikkat kesiliyor ve bir çifti izliyor, hatta onlar için bir yaşam çiziyor kendi kafasında. Kafasında onlara isim veriyor, çift çok mutlu, kadın kahvesini yudumlarken, eşi arkasında ona kol kanat geriyor görüntüsü ile onun için örnek çift. Kendisi eşinden boşanmış, alkolik ve her şeyini bir bakıma kaybetmiş olduğundan dolayı onları gözünde büyütüyor, bir bakıma bağlanıyor ve yakınıymış gibi hissediyor. Sonra onların yaşadığı bir felaketi tüm ülke ile beraber duyunca olaylara dahil olmak istiyor ve sonuçları hiç beklediği gibi çıkmıyor.

Kitap hızlı okunan, çabuk ilerleyen bir roman. Eğer işiniz yoksa oturup köşenize kıvrılıp okuyorsanız bir günde bitiyor. Gone Girl ile kıyaslanıyor bu aralar ki, olay örgüsü bakımından doğal bir kıyaslama. Benim yorumuma gelirsek kesinlikle Gone Girl / Kayıp Kız benziyor ama aynı değil. Filmi aşırı beğenmiş, karakterler bakımından çok başarılı bulmuştum. Sonunda inanılmaz gerilip, çileden çıksam da karakterlerin içine girmiştim. Kitabını da edinmeyi düşünüyorum.

Üç kadının hikayesi aslında. Rachel, Meghan ve Anna. Bu kadınları birbirine bağlayan bir sır var. Hatta sonu pek beklemediğiniz gibi bitiyor. Şu olur kesin dediğiniz şeyler çıkmıyor, şaşırtmacalı.

Kadınlara baktığımız zaman üçü de erkek şiddetine öyle ya da böyle maruz kalıyorlar. Çok bahsetmek istemiyorum ama dün kitabı bitirip bugün düşündüğümde bunu çoğu kadın yaşıyor. O anlamda düşündürdü.




Kapağı ise ayrı bir olay. Çok başarılı olmuş, ki bizim edisyona has ciltli bir kapak. Tren kompartımanından dışarı bakarmış hissi verilmiş ki bayıldım. Yabancılar kıskansın hehe
Orijinal kapağa bin basar kıvamında harika bir iş çıkarmış İthaki Yayınları. Kutluyorum ve daha bir çok böyle harika kapak görmek istiyoruz diye iliştiriyorum. 

 Ben de böyle bir keyif anı yakalayıp, battaniyeme kıvrılıp kitabıma gömüldüm. 

Şimdi gelelim kitabın tadımlık ön okumasına;

Ön okuma kesmedi ve kitaba sahip olmak istiyorsanız;
 Kitap Oburları facebook adresimizi takip etmeyi ve çekilişe katılmayı unutmayın.


Tur Takvimi:
18 Mart : raflarinarasindan.blogspot.com | Ön Okuma
19 Mart : mirielenda.blogspot.com | Bunları Biliyor Musunuz?
20 Mart : sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Yazar Tanıtımı
 21 Mart : thcodex.blogspot.com | Tanıtım Videosu
 22 Mart : pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu

İyi Okumalar...

-Sycorox-



14 Mart 2015 Cumartesi

1Q84, Haruki Murakami

 



1Q84, Haruki Murakami’nin okuduğum ilk romanıydı. Aslında Haruki Murakami’nin dünyasına giriş yapmayı çok uzun zamandır istiyordum ve 1Q84 yeni basıldığı zamanlar hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeden “İlk önce bu romanını okuyacağım,” diye karar vermiştim. Okumaya iyi ki hakkında hiçbir şey bilmeden başlamışım diyorum çünkü okudukça o kadar benim kalemim olduğunu gördüm ve o kadar güzel bir sürpriz oldu ki, belki de hakkında bir şeyler bilerek okusam bu kadar sarsılmazdım.


Roman esas olarak iki ana karakterin etrafında şekilleniyor. 1984 yılı Japonya’sında savunma sanatları eğitmenliği yapan, 30’lu yaşlarının başındaki Aomame (ki adı Japoncada “bezelye” anlamına geliyormuş) ve yine aynı yaştaki yarı-zamanlı dersane öğretmeni, yarı-zamanlı yazar Tengo, birbirlerinin hikayelerinden bağımsız olarak kendi hikayelerini örmeye başlıyorlar. Bir bölüm Aomame’nin hayatı, bir bölüm Tengo’nun hayatı bize aktarılırken iki karakterin de basitlikten çok uzak olduğunu anlamaya başlıyoruz. Savunma sanatları konusunda tam anlamıyla bir usta olan Aomame’nin, zarif görünüşünün altında, kadınlara karşı şiddet uygulamış olan erkekleri öldüren bir seri katil olduğu ortaya çıkarken Tengo’nun sıradan hayatı da yazarlık kariyerinin dönüm noktası olan bir “hayalet yazarlık” teklifiyle bir anda değişiveriyor. Tengo’yu yazarlık kariyerinde destekleyen editör bir dostu, kendisinden lise öğrencisi bir genç kız tarafından yazılan bir kitabı yeniden yazmasını istiyor. Tengo, bu teklif karşısında kararsız kalsa da genç kızın beceriksizce roman haline getirdiği metnin konusu ona bu romanı yeniden yazmak ve o metinde anlatılan dünyanın bir parçası olmaktan başka bir seçenek bırakmıyor:


Fukaeri adlı genç kızımızın beceriksizce yazdığı ve Tengo’nun okuduğu metnin evreni olan, büyülenmiş gibi yeniden yazmak ve insanlara da anlatmak istediği dünyada geceleri gökyüzünde iki ay vardır. İnsanlar bu dünyada bir komün halinde yaşarlar ve üzerlerine düşen, kendilerine verilen görevleri yerine getirirken küçük bir kız çocuğuna verilen görev, kör bir keçinin bakıcılığını yapmaktır. Sorumlu olduğu keçi, kendi hatası sonucu öldüğünde küçük kız, cezasını çekmek için karanlık bir ahırda, keçinin cansız bedeniyle birkaç gece geçirmek zorundadır. Ve, bir gece, keçinin ağzından dünyaya gelen küçük boyutlu, insan benzeri yaratıklar, küçük kıza havadan nasıl iplik toplayarak bir koza örebileceğini gösterirler. Küçük kızın ördüğü koza, kızın bir kopyasını korumaktadır ve o kopya uyandıktan sonra hiçbir şey aynı kalmayacaktır.


Tengo’nun çılgınca etkilendiği bu metni okuması ve Aomame’nin bir gün tıkanmış trafikten bunalıp normalde geçmeyeceği bir alt geçite inmesi ikisinin birbirinden bağımsız ilerleyen hikayesini birbirine yaklaştırırken aklınızın almakta zorlanacağı ve her şeyin çok da “olması gerektiği gibi” olduğu bir romanı oluşturuyor, Haruki Murakami’ye sadece bu romanıyla bile çok güçlü bağlarla bağlandım. Kitabı bitirdikten sonra okuduğum eleştirilerin bazıları romanın gereğinden fazla tekrara düştüğü, iki hikayenin birbirine bağlanmasının çok uzun sürdüğü, gereksiz yere konunun çok fazla uzatıldığı yönündeydi. Kitap, okuması çok kolay bir kitap değil, tekrarlanan kısımlar, örneğin en az iki - üç defa anlatılan Kediler Şehri bölümleri, Aomame’nin sürdüğü ikili yaşamın tekrar tekrar anlatılması, karakterlerin belirgin özelliklerinin tekrar tekrar çok fazla üzerinde durulması gibi hususlar, okuyucular için bazı anlarda biraz sınanma gibi oluyor ama kitap her şeye değiyor.

Bir de bu romanın bazı tanıtımları “Aşk her şeye kadirdir, bir kişiyi bile gerçekten sevince tüm hayatınız kurtulur, aşk ile her şey yenilebilir,” tadında, bu kadar muhteşem bir kitabın bu kadar sığ yansıtılmasına çok kızmıştım. Evet romanda aşk büyük yer kaplıyor, hatta roman boyunca hissettirilmeye çalışılan ve yer yer tokat gibi yüzünüze çarpılan şey tam anlamıyla “gerçek sevgi”, ama roman bundan ibaret değil. Roman sıradan gerçekliklerin bir anda büyüleyici olabileceğini, mücadeleyi, sabrı, çalışkanlığı ve adanılan şeyler hakkında hissedilen heyecanı kutsuyor, sadece bir kadın ve bir erkeğin arasında gelişen bir aşk hikayesi okumak isteyenler bu kitaptan çok memnun kalmayabilirler.

11 Mart 2015 Çarşamba

İlk Kez Cadı | Daima Cadı - Carolyn Maccullough


Kitap: İlk Kez Cadı
Yazar: Carolyn Maccullough
Orijinal Adı: Once a Witch (Witch #1)
Çeviri; Umut Sağırlı
Yayıncı: Tual Yayınları
Sayfa Sayısı: 283
Basım Yılı: Kasım 2011
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik
Puanım: 4

"Senin kızın bu ailede şimdiye kadar gördüklerimizin içinde en güçlüsü ve hepimiz için yol gösterici olacak." 

 Tamsin doğduğunda, büyükannesi onun çok güçlü olacağını ve şimdiye kadar gördükleri içinde en yetenekli cadı olacağını meraklı gözler onu izlerken kulağına fısıldamıştı. Aradan onyedi yıl geçmiş ve Tamsin Manhattan'da yatılı bir okulda güçlerinden habersiz yaşamaktadır. Yazın babaannesinin kitap ve büyü dükkanında çalışıyor zamanını orada geçiriyordu.

 Bir gece, New York Üniversitesi'nden yakışıklı, genç ama bir o kadarda gizemli bir profesör dükkana gelir ve Tamsin'i, aşırı derecede yetenekli ablasıyla karıştırır ve bazı sırları paylaşır. Hayatında ilk kez, hayranlıkla ve ilgiyle bakılan insan olmuştur. Tamsin bu yüzden, anlatılanlar daha bitmeden profesör için yüz yıldan fazla bir süre önce kaybolmuş sır dolu bir aile yadigarını bulmayı kabul eder. Ama bu arayış ve bu yabancı adam zaman ilerledikçe ilk başta göründüklerinden çok daha farklı çıkacaklardır. Tamsin Greene zamanda yolculuk ederek adeta bir hazine avına çıkmıştır; bu yolculuk sırasında kendi kimliğini bulacak, ailesinin geçmişte yaptığı kötülüklere tanık olacak ve belki de herkesi yok edebilecek derecede kuvvetli ve ihtişamlı bir gücü açığa çıkacaktır. Keyifli ama bir o kadarda büyüleyici ve gizemli okurken sizi dünle bugün arasında yaşatacak nefessiz bırakacak…


Cadılarla ilgili kitaplar, konuları aşağı yukarı aynı dahi olsa ilgimi çekiyor. Özellikle de cadı okumaları yaptığım için bir ara kafayı takmıştım.

Bu kitabın kapağı bana çok illustrasyon gibi geldiği için dikkatimi çekmişti. Konusunun New York'da geçiyor olması da cabası. Tamsin ailesindeki tek gücü olmayan kişi olduğu ve ablasının çok gölgesinde kaldığı için fazlasıyla huysuz bir hanım kızımız. Bir de Samhain günü doğmuş akrep burcu yahu kız direkt kıskanç, sinirli, ilgi delisi olacak tabii.

Tamsin ailesinin büyü dükkanında çalışırken gizemli biri gelir ve öyle başlar olaylar. Şimdi ilk kitap olarak beğenimi kazanmıştı. Tamsin karakterinin gıcıklığını saymazsak, o hava cadılarla dolu ev, enteresan insanlar ve konu güzel. İlk kitabı çok tuttum ben.

Tamsin'in ablasına duyduğu deli gibi kıskançlık bir yerden sonra gıcık etse de, konu hatrına dayanıyorsunuz.

Gelgelelim ikinci devam kitabı Daima Cadı'ya.


Kitap: Daima Cadı
Yazar: Carolyn Maccullough
Orijinal Adı: Always a Witch (Witch #2)
Çeviri: Sibel Kısacık
Yayıncı: Tual Yayınları
Sayfa Sayısı: 256
Basım Yılı: Ocak 2012
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik
Puanım: 3

 Sürükleyici ve duygusal bir maceranın içine çekilmeye hazır mısınız... 

Carolyn Maccullough, akıcı üslubu ve çekici kelimeleriyle inanılmaz keyifli bir kurgu - maceranın içine sürüklüyor bizi. Geçmişten ışınlanıp gelen Knight'lar, Greene ailesinin geleceğini yok etmeye çalışıyorlar, ailenin en küçük kızı Tamsin hayatını feda etmek uğruna geçmişe ışınlanıyor. 21. yüzyılda yaşayan Tamsin, 19. yüzyılda yaşadıklarıyla soluk kesici bir mücadelenin içinde bir yandan aşkını korumaya çalışıyor bir yandan geleceğin korunması için büyük bir uğraşı veriyor. İyi ve kötünün destansı savaşı ve büyüleyici ilk öpüşme sahnesini de eklersek oldukça iyi. Birbirlerinin bedenlerinin içine giren cadıların inanılmaz serüveni bir film izler gibi izleyeceğiniz anlatımıyla sizi bağlıyor.


Daima Cadı çok kararsız kaldığım bir kitap oldu. Konu harika bir yere gitmişti. Zaman yolculuğuna çıkmıştı Tamsin ve 19. yy New York'una gitmişti. Lakin yazar maalesef konuyu o kadar üstün körü anlatmış ki. Bir de genç yetişkin kitaplarda beni soğutan şey baş karaktere boyundan büyük roller biçilmesi. Cidden sıkıcı bir hal aldı bu durum.

Kitabın sonlarına doğru olaylara yetişemiyorsun ve kopuyor, ciddi çevirmen hataları var. Çevirmeni bir yana bırakırsak yazar hataları da mevcut. İkisi el birliği ile konuyu mahvetmişler gibi. Zaten bu kitapta çevirmen değişmiş. Onun için bu kitabı hem çok sevdim hem sevemedim.

Bu seriyi tavsiye eder misin derseniz, açık söylemem gerekirse etmem. Çok çıtır çerezlik, hafif çünkü. Abartı genç yetişkin sever biriyseniz es geçmezsiniz de, illa alın okuyun diyemeyeceğim.


İyi Okumalar...

-Sycorox-




Doktor March'ın Dört Oğlu, Brigitte Aubert


Metis Yayınları tarafından basılan Brigitte Aubert’in yazmış olduğu Doktor March’ın Dört Oğlu, oldukça akıcı bir teknikle yazılmış kısa bir polisiye. Kitap, yazarın yazmış olduğu ilk romanmış ve epey sürükleyici, meraklandırıcı ve yer yer eğlenceli olduğu kadar aslında bayağı karanlık. Okurken sürekli “Bu kitabın dizisi veya filmi yapılsa ne kadar hoş olabilirmiş aslında,” diye düşünmüştüm ki Brigitte Aubert aslen bir senaryo yazarıymış ve sinemacı bir aileden geliyormuş, hatta hala Cannes’da ailesiyle birlikte bir sinema işletiyormuş.

Zengin bir doktorun ev işlerine bakan Jeanie adında eski sabıkalı bir hizmetçi, etraflarında gerçekleşen seri cinayetler sonrasında bir günlük tutmaya başlar. Genç kızları öldüren seri katilin çok yakınlarda olduğunu hisseden Jeanie, doktorun biri sporcu, biri müzisyen, biri bilgisayar yazılımcısı ve biri de hukukçu olan dördüz oğullarından birinin katil olabileceğini düşünmektedir ki bir gün evde dört oğlandan hangisinin yazdığını bilmediği bir günlük bulur. Bu günlükte cinayetlerin itiraf edildiğini okuyan Jeanie hem paniğe kapılacak, hem de katilin dört oğlandan hangisi olduğunu bulmaya çalışırken kendini katille birbirlerinin günlükleri aracılığıyla ilerleyen bir oyunun içinde bulacaktır.

Roman, bir bölüm katilin, bir bölüm Jeanie’nin günlüğü şeklinde ilerlerken kendisi de eski bir sabıkalı olduğu için polise başvuramayan Jeanie’nin cinayetleri çözmeye ve bir sonraki kurbanı kurtarmaya çalışması ile Jeanie ile sürekli oyun oynayan katilin sabırla ilerleyen planları arka arkaya büyük bir merak ve zevkle okunuyor. Üstelik bir süre sonra katil, günlüğünün okunduğunu fark edince kitap kendini artık elinizden bıraktırmıyor. Edebiyatta polisiye türünü sevenler kadar bu türe uzak olanlara da gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim, Doktor March’ın Dört Oğlu, oldukça farklı bir roman, “Metis ne bassa okurum,” fikrime dayanarak başladığım romandan bir saniye bile sıkılmadım.

14 Ocak 2015 Çarşamba

[Blog Tur] Kördüğüm - Calia Read | Kitap Yorumu

"...en temiz ruhların bile içinde bir parça karanlık vardır."


Kitap: Kördüğüm
Yazar: Calia Read
Orijinal adı: Unravel
Çeviri: İnci Nazlı
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 333
Basım Yılı: Ocak 2015
Tür: Yeni Yetişkin, Romantik
Puanım: 5


Bir ay önce, akıl hastanesine yatırıldım. 

Dün, Lachlan ziyaretime geldi. Beni öptü ve aklımı kaçırmaya başladığımı söyledi. Saatler sonra Max düşüncelerimi işgal etti; deli olmadığımı ve bana ihtiyacı olduğunu hatırlattı. 

Birkaç dakika önce geçmişimi aydınlatmaya çalışarak gerçeklikten daha da uzaklaştım… 

Şimdi, herkes benim aklımı kaçırdığımı düşünüyor ama ben onun gerçek olduğunu ve ne gördüğümü biliyorum… 

Bana inanıyor musun?


Merhaba, Yabancı yayınlarından çıkan Kördüğüm kitabının turunda bugün bizimle berabersiniz. 
Kitabı merakla bekliyorduk, heyecan içinde okuduk. İlk başlarda çok büyük bir beklenti ile başlamadım yalan söyleyemem. Lakin bitirdiğimde kitaptan not kıramadım, kötüleyemedim. 

Şimdi düşünün bir anda kendinizi akıl hastanesinde bulduğunuzu. Ve çoğu şeyi açıklayamıyorsunuz. Kimseye güvenmiyor ve bir an önce çıkmak, sevdiklerinize yardım etmek istiyorsunuz. Sonrası spoiler. Açıkçası spoiler vermemek için yazmakta çok zorlanıyorum. Hatta bu kadar zorlandığım ilk kitap denebilir. 

Okurken ilk başlarda klasik new adult kitaplarından biri diye düşünmüştüm. Ama sonra beni o kadar ters köşe yatırdı ki, sonlara doğru olayın nasıl olduğunu tahmin etmeye başlayınca öyle olmasın, o şekilde bitmesin diye diye okumama rağmen, üzdü açıkçası. 

Baş karakter Naomi güçlü bir kız. Özgür, güçlü, biraz yalnız ama neşeli ve rahat biri. Klasik bir amerikan kızı işte. Arkadaşı Lana ise içine kapanık, sorunlu. Naomi onu açmaya çalışıyor, sürekli destek oluyor. Bir de tabii ikisinin arasında çok önemli bir sır var. Naomi ne yapacağını bilemiyor, arkadaşına kol kanat germeye çalışıyor. 

Her an kaçacakmışım gibi beni sıkıca tutuyor. 
"Bir gün buradan çıkacaksın." Sözlerinin devamını yavaşça söylüyor. "Ve her şey yoluna girecek."
Sözlerine inanıyorum, çünkü onlardan başka bir şeyim kalmadı. Ona doğru eğilip sarılıyor ve yüzümü boynuna gömüyorum. Onu, sanki hayatımda yapabileceğim son şey buymuş gibi içime çekiyorum.
 sf. 150 /Naomi

Kitapta iki yakışıklı var bu arada. New adult kitabı olmasından dolayı o yakışıklılarla baya bir temas hali de var. Hatta kitabın o karışık ve ağır havasını alan yeri o kısımlar.  Lachlan Naomi'nin ilk aşkı, sevgilisi. Onun için yıllardır ölüp bitiyor Naomi. Max ise yaz tatilinde tanıdığı adam. Ona da büyük bir tutku ile bağlı. Ve içinden çıkılmayacak şekilde ikisini seviyor aralarında seçim yapamıyor. 

Kitabı okurken çok ağladım. Farkında olmadan bugünlük bu kadar yeter derken ağlamış buluyordum kendimi. Geceleri okuduğumdan, kapattığımda dert edinip uyuyamadım. İlk defa bir kitapta böyle oluyor. Genelde dizilerim sezon finallerinde bu durumu yaşardım. Ciddi bir şekilde etkiliyor insanı.
Böyle hiç beklemediğim bir kitaptan  bu denli etkilenince şaşırdım tabii.   


Daha önce kitabın kapağını görünce beğenmiş fakat ne alaka demiştim. Ama sonlara doğru alakayı gördüm ve daha çok beğendim. Hatta çok güzel olmuş.
Calia Read dikkat edilmesi gereken bir yazar. Okuyucuyu hiç beklemediği sınırlara götürüp orada bırakıyor. İleride daha da iyi olacaktır muhtemelen. Ben takip listeme aldım. 

Çeviride de bir sorun yoktu. Yabancı yayınları kitaplarına çok özen gösteriyor yanında da böyle güzel ayraçları oluyor. Özellikle orijinal kapağa bağlı kalmaları çok iyi olmuş.

Bu soğuk günlerde, konusu kışın geçen kitabı okumak iyi olacaktır.
Kıvılıp bir köşeye, kahvenizi, mendillerinizi alıp kitaba gömülün derim ben.


Kitabı merak ediyorum derseniz Kitap Oburları facebook sayfamızı takip etmeyi unutmayın.




13 Ocak thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma 
14 Ocak raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu 
15 Ocak mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar 
16 Ocak segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor Musunuz? 
17 Ocak kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı 
18 Ocak sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu



İyi Okumalar...

-Sycorox-



30 Aralık 2014 Salı

[Blog Tur] Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları


EN PARLAK ZİHİNLER EN KARANLIK OLANLARINDIR



Kitap: Karanlık Zihinler
Yazar: Alexandra Barcken
Orijinal Adı: The Darkest Minds
Çeviri: Handan Sağlanmak Arlı
Yayıncı: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 572
Basım Yılı: 2014
Tür: Fantastik, Distopya
Puanım: 3,5








Adım Ruby. 
Hepinizden farklıyım. 
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir, anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim. 
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. 
Hem de kendi ailem tarafından... 
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile. 
Yalnız değilim. Maviler... Yeşiller... Turuncular... Sarılar ve Kırmızılar... Karanlık Zihinler... 
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar 
Ve kaçanlar...



Parodi yayınlarından çıkan Karanlık Zihinler turumuzda bize konuksunuz.
Aynı zamanda bu turumuzda Fanboy'un Günlüğü konuk bize. Çok hoş videolu yorumu var. 
 Ben şahsen çok fazla distopya sever biri olmadığımdan dolayı kitabı takip etmiyordum. Ama konusu ilgimi çekti tabii. Zaten distopya sevmeyip, bu kadar distopya okumak başlı başına enteresan. Son zamanlarda okuduklarım da ciddi anlamda birbirine benzemeye başladı. Silik bir kız çocuğu, onun büyüme evresi ve bu sürede dünyanın değişmesi vs. 

Ruby ülkesindeki salgında hayatta kalan az sayıda çocuklardan biridir. Hayatta kalması da onun için ayrı büyük tehlike arz eder. IAAN  yani -İdiyografik Adolesan Akut Nörodejenerasyon- isimli bir hastalığa yakalanır hayatta kalanlar. Bu hastalık sonucunda da süper güçler kazanırlar. Heroes, Misfits gibi dizileri sevenler beri gelsin. 

Hastalık her bir güce göre Yeşiller, Maviler, Turuncular, Sarılar, Kırmızılar diye ayrılır. Aileler çocukları ile nasıl baş edeceklerini bilemedikleri ve korktukları için devlete rehabilite olmaları için verirler. Çocuklar kamplara alınır, Ruby Thurmond kampına gider. Oradaki doktoru yanıltarak Turuncu olmasına rağmen Yeşilmiş gibi gösterir kendini. O kampta tabiri caiz ise çocuklar sürünürler. 

Kitap başlarda çok boğdu beni. Sonra baya açıldı ama yine de pek ısınamadım. Lakin konusu enteresan ve türü sevenlerin çok beğeneceği havası var. Aynı zamanda kapağına hayran kaldım, çok güzel. 

Bir seçim yapsam hangi renk olmak isterdim diye düşününce Turuncu olmayı isterdim kesin. Tabii bu anında yok edileceğim anlamına gelirdi. 

Şimdi gelelim kitabın tanıtım videolarına;







Tur Programı

 28 Aralık fanboyungunluguu.blogspot.com | Kitap Yorumu
28 Aralık suigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
29 Aralık thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar
29 Aralık mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
30 Aralık kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu
30 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları
31 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı

İyi Okumalar

-Sycorox-





18 Aralık 2014 Perşembe

Bir Zamanlar Europa'da, John Berger


Bir Zamanlar Europa'da, John Berger'in okuduğum ilk kitabıydı ve açıkçası tam da bu kadar incelikli bir şeyler okumaya ihtiyacım olduğu bir zamanda karşıma çıktı. Basit, sade yaşamların, Avrupa köylülerinin gündelik hayatlarının, aşklarının, evliliklerinin, törenlerinin içinden gelen kısacık hikayeler, bittiklerinde ve kendi hayatınıza döndüğünüzde bile bir süre sizinle yaşamaya devam ediyorlar. Birbirinden doğal, birbirinden içten öyküler ve gerçek karakterler, John Berger'in usta ve yalın sözcükleriyle resmen tam anlamıyla hayat bulmuşlar. 

Özellikle kitaba da adını veren Bir Zamanlar Europa'da adlı öykü, diğer öykülerin arasında benim için biraz daha unutulmaz oldu.

Köylülerin sınıf mücadelesine ve toplumsal gelişmelere de öykülerin içinde yer veren John Berger'in bu kitabında daha çok gerçek karakterler, gerçek hisler ve müthiş bir sevgi bulacaksınız, öykü okumayı sevenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

16 Aralık 2014 Salı

[Blog Tur] Marslı - Andy Weir | Yazar Tanıtımı


O DÜNYANIN EN ÜNLÜ ADAMI.
SORUN ŞU Kİ, DÜNYA'DA DEĞİL. 





Kitap: Marslı
Yazar: Andy Weir
Orijinal Adı: The Martian
Çeviri: Emre Aygün
Yayıncı: İthaki Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 415
Basım Yılı: 2014
Tür: Bilimkurgu
Puanım: 4,5










Marslı turunda bu sefer bize konuksunuz. Kitap öylesine güzeldi ki bu turu beraber gerçekteştirdiğimiz İthaki Yayınlarına teşekkür etmeden başlayamam.

Şimdi şöyle düşünün, astronotsunuz Mars'a gidiyorsunuz ve sonra orada tek başınıza kalakalıyorsunuz. Dünyada öldüğünüz düşünülüyor, orada yaşamak hatta yaşam savaşı verip dünyaya kendinizi göstermek zorundasınız. Issız bir adaya düşmenin daha kötüsü ıssız bir gezegene düşmek!

"Tuhaf bir his gerçekten. Nereye gitsem ilkim. Araçtan dışarı mı çıktım? Oraya gelen ilk kişi benim.
Bir tepeye mi tırmandım? O tepeye tırmanan ilk kişi benim! Bir taşı mı tekmeledim? O taş bir milyon yıldır yerinden kımıldamamıştı!
Mars'ta uzun yolculuğa çıkan ilk kişi benim. Mars'ta otuzbir soldan fazla zaman geçiren kişi benim.
Mars!ta mahsul yetiştiren ilk kişi benim. İlk, ilk, ilk! " sf 115

Mark Watney'i okurken ciddi anlamda kendiniz oradaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Bu yazarın eğlenceli ve rahat anlatımından dolayı. Sizin vereceğiniz tepkileri veriyor adam. Düşünebileceğiniz şeyleri düşünüyor. Ve orada hayatta kalma mücadelesi, bulduğu pratik çözümler çok ilgi çekici. Onun için Matt Damon'ın onu nasıl canlandıracağını şimdiden merak etmeye başladım. Hatta okurken hiç gözümde canlanmadı Matt. Mark'ın o esprili havasını yansıtabilir mi bilemiyorum. Evet Ridley Scott filme alıyor kitabı.

Mark Mars'ta yürüyen ilk insanlardan olduğunu düşünmüştü ama sonra orada ölen ilk insan olacağına oldukça emin bir şekilde başlıyor kitap. Birkaç gün sonra toparlıyor ne yapabileceğini düşünmeye başlıyor. Mühendis olmasının yanında botanikçi de olduğu için ne yetiştirebilirim diye düşünmeye başlıyor. Biriktirdiği insan dışkılarını gübre yapıyor -iğrençleşme dediğinizin farkındayım ama onun için hayati bir önem taşıyordu- Marsta sebze yetiştirmeye çalışıyor adam ya! :)

Kitap öylesine akıcı ve sıkmayan bir şekilde ilerliyor ki, o anlattığı bize yabancı gelen formüller vs. insanı baymıyor bile. Hatta ciddi ciddi aslında araştırmak lazım diyorsunuz.


Haber ajansı da kurduk. Marstan haberleri Oburgül'den öğrendik :)


Beni takip ediyorsanız muhtemelen çok fazla bilim kurgu okuyan biri olmadığımı bilirsiniz. Ama turlar sayesinde bu tamamen kırıldı ve ne zaman bir bilim kurgu kitap konuşulsa evet varım! diyorum. O yüzden yazarın dilini vs diğer yazarlarla karşılaştırma yapamıyorum çok yeniyim daha. 
Çevirisi gayet iyi, yayınevinin orijinal kapağı kullanması çok yerinde olmuş. 

Gravity, İnterstellar gibi filmleri severek izlediyseniz şayet bu kitaba bayılacaksınız. Hatta bence onlardan daha iyi ki, filmi ısrarla bekliyorum. 

Ve gel gelelim yazarımıza; 



Andy Weir Kaliforniya'da büyüdü. 15 yaşında Sandia National Laboratuvarlarında bilgisayar programcısı olarak çalışmaya başladı. Uc San Diego'da bilgisayar programcılığı okudu ama mezun olmadı. Çeşitli yazılım şirketlerinde bilgisayar programcısı olarak çalıştı. Arthur C. Clarke ve Isaac Asimov gibi yazarları okuyarak büyüdü. 

Yazar 20'li yaşlarında bilim kurgu yazmaya başladı ve yıllarca kendi sitesinde yazdıklarını yayınladı. İlk olarak kısa hikayesi Yumurta dikkat çekti 

Ama ilk romanı Marslı ile büyük başarı sağladı. Başlarda sitesinde ücretsiz dizi olarak yayınlanan kitap sonraları belli bir ücret karşılığında Kindle okuyucularına sunuldu ve orada en çok okunan kitaplar listesine girdi. Ve en sonunda bir yayınevi ile anlaşıp kitabı okurlara sundu. Çıktığında New York Times2ın en çok satanlar listesine 12. sıradan giriş yaptı.
Ve en son olarak Ridley Scott tarafından, başrollerini Matt Damon, Jessica Chastain, Kate Mara oynayacağı  film versiyonunu 2015 yılında beyazperde'de göreceğiz.

Bu kitabı okumak istiyorum diyorsanız şayet Kitap Oburlarının facebook sayfasını takipte olmayı unutmayın.


Tur Takvimi

15 Aralık pinucciasbooks.blogspot.com | Kitap Yorumu - Ön Okuma
16 Aralık kutsalyorumcu.blogspot.com | Kitap Yorumu - Alıntılar 
16 Aralık mirielenda.blogspot.com | Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
16 Aralık raflarinarasindan.blogspot.com | Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı 
17 Aralık sssuigenerisss.blogspot.com | Kitap Yorumu - Film Hakkında 
17 Aralık sohbetedecekkimseyok.blogspot.com | Kitap Yorumu 
18 Aralık thcodex.blogspot.com | Kitap Yorumu - Tanıtım Videosu 
18 Aralık segesegese.blogspot.com | Kitap Yorumu


İyi Okumalar

-Sycorox-

14 Aralık 2014 Pazar

Orta Dünya'nın Çizerleri | Alan Lee & John Howe



17 Aralık'da The Hobbit: The Battle of the Five Armies vizyona girecek ve veda edeceğiz. O yüzden bugün Tolkien denince akla gelen bir illustrator'u inceleyeceğim. 
Kendisi benim en saygı duyduğum ve hayranı olduğum sanatçılardan olduğu için uzun zamandır yazmayı planlıyordum zaten. 

Sonradan gelen edit; Sadece Alan Lee'yi yazacakken John Howe'u es geçemedim. 



Alan Lee'yi John Howe ile beraber, bende dahil çoğu kişi LOTR filmleri ile tanıdı. 
Kendileri filmlerin konsept sanatçıları olarak The Return of the King filmi ile En iyi sanat yönetmeni Oscarını almışlardı. 
Alan Lee ve John Howe'un bu filmlerde emeği çok büyük çünkü resmen onların çizimleri ile şekilleniyor. Özellikle Hobbit filmlerinde Alan Lee hiç şimdiye kadar yapmadığı bir şeyi deneyerek 3d teknolojisine uygun yapıyorlar çizimleri. 

Alan Lee'ye baktığımızda benim diğer çok sevdiğim ve blogda paylaştığım Brian Froud ile baya bir çalışmaları olmuştur. Hatta onu yazarken görüp şaşırmış Faeries kitabını alınacaklar listeme eklemiştim. 

John Howe'da yine Alan Lee gibi Tolkien'e gönül veren sanatçılardandır ve beraber Lotr, Hobbit projelerinde yer aldılar, Oscarı kazandılar. Bireysel olarak da George R. R. Martin'in A Clash of Kings adlı romanı çok sayıda John Howe çizimiyle çıkmış ki, kitabı deliler gibi merak ediyorum. 

Onun en sevdiğim çizimi Gandalf the Grey. 




Lord of The Rings'de 9 insan kralın ikisi olarak yer de aldılar. 




Hobbit için illustrasyonlarını paylaşacağım sizinle. Esasen bu illustrasyonlarla olan kitabı 2012 yılında İthaki yayınları çıkararak bizi mutlu ettiler. 













             
                 Ben kitabı hemen edindim tabii. Ve daha çok ilham alıp Hobbit evi de yaptım. 
                                       


İyi okumalar...

-Sycorox-


              
Related Posts with Thumbnails