
Nana, bir tiyatroda sahneye çıkması ile beraber yükselişe geçen kibar bir fahişenin adıdır. Kibar fahişe diyorum canım, anlayın işte, zengin, kaymak tabakadan erkeklerin parasını yiyen, faydacı bir kadın. Aslında, Nana'ya kötü kadın damgası vurmak da doğru değil, öyle garip bir kadın ki, kötü desen değil, iyi desen alakası yok. Nana, düşüncesiz, bencil, yalnızca kendine yaşayan, hayatına giren erkekleri mahveden bir kadın. Ama kurnaz değil, bilerek kötülük yapıyor değil, hırsızlık, katillik yapıyor değil, kimseyi dolandırıyor değil... Hatta onu günahlarından dolayı mahkemeye çıkarsanız, kanunlar onu suçlu bulamaz!
O sadece ahlak- iyilik- doğruluk gibi kavramlar yokmuş gibi yaşıyor.
İşte bu bakımdan, Nana orospudur esasında. Çünkü o cidden insanların mahvını umursamaz. Onun için iyi ve güzel olan şeyler devam ettiği müddetçe, kimin ne acı çektiği, onun yüzünden olup olmadığını sorgulamaz. Beyinsiz, kocaman bir bebek gibi, güzelliğini kullanarak yaşamını sürdürür. İşte bu yüzden çürümüştür içi Nana'nın. yoksa fahişeliğinden değil...Zaten ahlak'ın tanımını kim yapabilir ki? Bana göre halka açık alanda sevişmek ahlaksızlık olabilir, bir başkasına göre ise başı açık gezmek. Karışık mevzular bunlar.
Yazar Nana'nın güzelliğini ve erkeklerin ondan nasıl etkilenip, ona köpek olduklarını - ki mecazen demiyorum, cidden köpek olan var- saygın, soylu insanların şehvet için ne denli alçalabildiklerini bolca anlatmış ve zamanında oldukça sükse yaratmış, ancak bugünün dünyasında, kim kiminle nerde basıldı, kimin seks kasedi internete düştü, herşey o denli ortada ki, insan etkilenemiyor!
Sanırım Emile Zola, günümüzde yaşasaydı, çağımız orospularından etkilenerek bir Nana ansiklopedisi yaratabilirdi. Hayat böyle işte..
Çok istiyodum ben Nanayı okumak. Eline sağlık yazı için!
YanıtlaSilteşekkürler :)
YanıtlaSilOku bence de klasik ne de olsa :)
İşte bu okunacaklar listesine eklenir..
YanıtlaSilZola, faişelerin dünyasını o kadar şeffaf bir anlatımla kaleme almış ki; o çürümüşlüğün kokusu okuyucunun, burnunun direğini sızlatıyor...
YanıtlaSilTürkiye'de tüm yayınevlerini ve her şeye rağmen hayatta kalma çabalarını takdir ediyorum; fakat klasiklerin çevirisi çok daha ciddi bir iş. Ben de bu yayınevinden okumuştum Nana'yı ilk kez. Açıkçası pek başarılı bulmadım. Şimdiden uyarayım.
YanıtlaSil