14 Mart 2015 Cumartesi

1Q84, Haruki Murakami

 



1Q84, Haruki Murakami’nin okuduğum ilk romanıydı. Aslında Haruki Murakami’nin dünyasına giriş yapmayı çok uzun zamandır istiyordum ve 1Q84 yeni basıldığı zamanlar hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeden “İlk önce bu romanını okuyacağım,” diye karar vermiştim. Okumaya iyi ki hakkında hiçbir şey bilmeden başlamışım diyorum çünkü okudukça o kadar benim kalemim olduğunu gördüm ve o kadar güzel bir sürpriz oldu ki, belki de hakkında bir şeyler bilerek okusam bu kadar sarsılmazdım.


Roman esas olarak iki ana karakterin etrafında şekilleniyor. 1984 yılı Japonya’sında savunma sanatları eğitmenliği yapan, 30’lu yaşlarının başındaki Aomame (ki adı Japoncada “bezelye” anlamına geliyormuş) ve yine aynı yaştaki yarı-zamanlı dersane öğretmeni, yarı-zamanlı yazar Tengo, birbirlerinin hikayelerinden bağımsız olarak kendi hikayelerini örmeye başlıyorlar. Bir bölüm Aomame’nin hayatı, bir bölüm Tengo’nun hayatı bize aktarılırken iki karakterin de basitlikten çok uzak olduğunu anlamaya başlıyoruz. Savunma sanatları konusunda tam anlamıyla bir usta olan Aomame’nin, zarif görünüşünün altında, kadınlara karşı şiddet uygulamış olan erkekleri öldüren bir seri katil olduğu ortaya çıkarken Tengo’nun sıradan hayatı da yazarlık kariyerinin dönüm noktası olan bir “hayalet yazarlık” teklifiyle bir anda değişiveriyor. Tengo’yu yazarlık kariyerinde destekleyen editör bir dostu, kendisinden lise öğrencisi bir genç kız tarafından yazılan bir kitabı yeniden yazmasını istiyor. Tengo, bu teklif karşısında kararsız kalsa da genç kızın beceriksizce roman haline getirdiği metnin konusu ona bu romanı yeniden yazmak ve o metinde anlatılan dünyanın bir parçası olmaktan başka bir seçenek bırakmıyor:


Fukaeri adlı genç kızımızın beceriksizce yazdığı ve Tengo’nun okuduğu metnin evreni olan, büyülenmiş gibi yeniden yazmak ve insanlara da anlatmak istediği dünyada geceleri gökyüzünde iki ay vardır. İnsanlar bu dünyada bir komün halinde yaşarlar ve üzerlerine düşen, kendilerine verilen görevleri yerine getirirken küçük bir kız çocuğuna verilen görev, kör bir keçinin bakıcılığını yapmaktır. Sorumlu olduğu keçi, kendi hatası sonucu öldüğünde küçük kız, cezasını çekmek için karanlık bir ahırda, keçinin cansız bedeniyle birkaç gece geçirmek zorundadır. Ve, bir gece, keçinin ağzından dünyaya gelen küçük boyutlu, insan benzeri yaratıklar, küçük kıza havadan nasıl iplik toplayarak bir koza örebileceğini gösterirler. Küçük kızın ördüğü koza, kızın bir kopyasını korumaktadır ve o kopya uyandıktan sonra hiçbir şey aynı kalmayacaktır.


Tengo’nun çılgınca etkilendiği bu metni okuması ve Aomame’nin bir gün tıkanmış trafikten bunalıp normalde geçmeyeceği bir alt geçite inmesi ikisinin birbirinden bağımsız ilerleyen hikayesini birbirine yaklaştırırken aklınızın almakta zorlanacağı ve her şeyin çok da “olması gerektiği gibi” olduğu bir romanı oluşturuyor, Haruki Murakami’ye sadece bu romanıyla bile çok güçlü bağlarla bağlandım. Kitabı bitirdikten sonra okuduğum eleştirilerin bazıları romanın gereğinden fazla tekrara düştüğü, iki hikayenin birbirine bağlanmasının çok uzun sürdüğü, gereksiz yere konunun çok fazla uzatıldığı yönündeydi. Kitap, okuması çok kolay bir kitap değil, tekrarlanan kısımlar, örneğin en az iki - üç defa anlatılan Kediler Şehri bölümleri, Aomame’nin sürdüğü ikili yaşamın tekrar tekrar anlatılması, karakterlerin belirgin özelliklerinin tekrar tekrar çok fazla üzerinde durulması gibi hususlar, okuyucular için bazı anlarda biraz sınanma gibi oluyor ama kitap her şeye değiyor.

Bir de bu romanın bazı tanıtımları “Aşk her şeye kadirdir, bir kişiyi bile gerçekten sevince tüm hayatınız kurtulur, aşk ile her şey yenilebilir,” tadında, bu kadar muhteşem bir kitabın bu kadar sığ yansıtılmasına çok kızmıştım. Evet romanda aşk büyük yer kaplıyor, hatta roman boyunca hissettirilmeye çalışılan ve yer yer tokat gibi yüzünüze çarpılan şey tam anlamıyla “gerçek sevgi”, ama roman bundan ibaret değil. Roman sıradan gerçekliklerin bir anda büyüleyici olabileceğini, mücadeleyi, sabrı, çalışkanlığı ve adanılan şeyler hakkında hissedilen heyecanı kutsuyor, sadece bir kadın ve bir erkeğin arasında gelişen bir aşk hikayesi okumak isteyenler bu kitaptan çok memnun kalmayabilirler.

7 yorum:

  1. Merhaba, ben de tam olarak kitabın aşk yumağı halinde anlatılmasından dolayı okumaya bir türlü yanaşmamıştım. Güzel anlatımın için teşekkürler, kitabı okumaya karar verdim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet resmen çok kızdım o imaja, kitapta sanki sadece bir aşk hikayesi varmış gibi geliyor insana o tanıtımları gördükçe.

      Sil
  2. Bu kitap güzeldir doğru ama Murakami'nin muhteşem tarzını en az yansıtan kitabıdır... daha doğrusu benim gibi Murakami tutkunları bu kitapla yazarın tarzını bozduğunu düşünüyoruz, ama kendi adıma keyifle okudum... madem bunu sevdiniz size daha iyi kitaplarını önereyim... Zemberek Kuşunun Güncesi (ki bu bana göre baş yapıtıdır), Sahilde Kafka, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında ve son kitabı Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları... iyi okumalar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepsi de okunacaklar listemde oldu böylece, teşekkür ediyorum. :)

      Sil
  3. Bu kitaba çok önyargılı yaklaşıyordum, sanırım bir ara ben de okuyabilirim artık. =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayh oley, inşallah yüzünü kara çıkartmam diyeyim. ^.^

      Sil
  4. Kitabı bir ara bir arkadaşım verecekti bana sonra türlü olaylar oldu veremedi kaldı o. Gördüğüm iyi oldu. Fırsat bulunca alıp okuyacağım.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails