15 Ocak 2013 Salı

Uzay Şeytanları, Ronny Laws



İnsanlık uzaya açılmış ve yeni keşfedilen, boşlukta yaşayan ateşböcekleri olan Vüm'leri avlamak için safarilere çıkmaktadırlar. Dünya'nın kaynaklarını mahvetmiş olan insan ırkı petrol içinde yaşayan bakteriler ve sentetik besinler sayesinde iklimsel felaketlerden kurtulmuşlar, diğer gezegenlere gözlerini dikmişlerdir. En zengin insan olan Sir Percy, Vüm'leri avlamak için bir uzay oteli inşa ettirmiş ve tüm sayılı zenginleri safariye davet etmektedir. Bu durum Vüm'ler üzerine çalışan Dr. Pavlevski ile temasa geçmesi gereken ajan olan Jord Moagan'ın işini kolaylaştırmamaktadır. Vüm'ler zeka sahibi midir? Pavlevski'nin ortadan kaybolması ne anlama gelmektedir? Moagan, hedefine ulaşıp 2 ırkı birden korkunç bir yıkımdan kurtarabilecek midir?

Eserin geneli tüm space opera klişelerini son derece yerinde kullanmış. Doğa üzerinde kontrol ve insanın vahşi açgözlü doğasının yerinde eleştirildiği bu macerada Bizden tamamen farklı bir kültürel yapıya sahip olan Vüm ırkının Taoist kültürünün biyolojilerine de yansıması güzel işlenmiş bir detay. Nötirinik bir evrende yaşayan Vüm'ler devasa ateş topları gibi gözükmekteler, çevrelerinde onları saracak boşluk olmayınca can veren bu zeki canlıları insanları avlamasını kabullenemeyen ve deli bir bilimadamı olarak görülen Pavlevski, barışçıl bir canlı türünü alıp yaşadıkları gezegeni bir savaş kampına çeviriyor. Onu aşağılayan ve küçümseyen insan ırkını ortadan kaldırmak için 2 ırkı  birden imha etmeye hazır. Jord ise sağduyusu ve güzel Elika'nın da yardımıyla bu felaket senaryosunun önüne geçmeye çalışıyor.

Nötrinik evrenle ilgili tasvirler biraz daha detaya ihtiyaç duymakla beraber kurgu hoş oyunlarla akıcılığını koruyor. Güçlü eleştirileri ve sürükleyici dili artıları arasında. Ortalamanın üzerinde bir space opera olduğunu belirtirim. Eğer türün hayranlarındansanız keyifli bir okuma sunuyor.Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Alfa Cellatları, Emil Petaja



Dünya'nın sonu yaklaşmıştır. Açgözlülük ve sömürge tutkusuyla uzaya açılan insan ırkı, başka çok daha gelişmiş bir ırkın yargı terazisinde oturduğunu bilmemektedir. Dünya'nın yokedilmesinden yana olan Alfa Morko ve İnsan ırkına şans vermek isteyen Alfa Thovv arasındaki çekişme Dünya'nın kaderini belirleyecek, yıldızdölü olan insan- alfa melezlerinin bulunması ve yuvalarına döndürülüp şahit olarak gösterilmesini gerektirecektir. Birçok yasağı çoktan çiğnemiş olan Thovv; Oren, Kora, Chauna'yı başka dünyalara ulaştırabilecek midir?

Yazar, eserinin genelinde toplum ve insanlık eleştirisi yapmış. Dil akıcı ve doygun olsa da, eski bilim -kurgu ekolüne dahil olan parapsikolojiye girmekten çekinmediği için kurgu dayanaktan yoksun kalıyor. Hırs odakları ve konformizme cesurca başkaldırması, paranın egemenliğini eleştirmesi, sanatı yüceltmesi son derece güzel motifler de olsa kısa kalmış. Efsaneler ve bakireden doğma mitleri üzerine geniş araştırma yaptığı gözden kaçmayan yazar bu bağlantıları ustalıkla kurmuş. Dünya'nın sunduğu en güçlü lider ve bilim adamlarına karşı yaptığı saygı duruşunda Atatürk'ü unutmayan yazar, savunmasını " Yurtta Sulh, Cihanda Sulh." diyerek bitirmiş.

Milli duyguları okşamasına rağmen ortalamanın altında kalan bir "space opera" olduğunu belirtmeliyim. Baskan yayınlarında gözü yoran çeviri hatalarına bu kitapta rast gelmedim. Eğer ciddi bir bilim kurgu hayranı değilseniz keyifli bir okuma sunmayacağını belirtirim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

13 Ocak 2013 Pazar

Zoe'nin Öyküsü, John Scalzi


Yaşlı Adam'ın Savaşı serisinin son kitabında; John Perry , Jane Sagan'ın evlatlıkları ve Charles Boutin'in kızı olan Zoe'nin ağzından "Son Koloni" nin hikayesini dinliyoruz. Seri bu kitapla son buluyor.

Zoe, karmaşık bir ailevi geçmişi olan politik ve kültürel ( kimi yerde dini ) sayılabilecek bir figür olmasının yanında 16 yaşında bir kız. Kendini, hayatı ve insanları acımasız bir evrende tanımaya çalışan bu genç kızın verdiği kararlar ve olmayı tercih ettiği kişi bir koloni ve 2 ırkın kaderini belirliyor. Ailesinin desteği ve sevgisiyle geçmişinin yüklerini sırtlayan başkalarının gurur ve günahlarını taşıyan genç kız, kendi kanatlarıyla uçmayı öğrenmesinin öyküsünü bizimle paylaşıyor. Hikaye bilmediğimiz bir hikaye değil, serinin 2. ve 3. kitaplarının farklı bir ağızdan özeti olarak da algılanabilir.

Sürekli olduğu kişi için değil de simgelediği şeylerle yargılanan genç kız, bir young - adult romanın tüm içeriğini taşıyan karakter pozisyonunda : büyüme sancıları, kendini keşfetme, aşk, ihanet, aileyle çatışma, mahremiyet arzusu, küstahlık, isyan... Bu young adult romanın bir bilim kurgu olması ve militarist yapısı ise diğer eserlerden ayrıldığı nokta.

Yazarın dili tüm serilere göre daha düzgün ve alaycı tarzını çok fazla karaktere dağıttığı için karakterlerin özerkleşmesini ve ayrı algılanmasını engelliyor. Amerikan esprilerine daha az yer vererek doğru bir seçimde bulunmuş olan yazar, mizah dozunu çok fazla kaçırmamış bu kez. Hala tasvirlerde sıkıntı olduğu gözden kaçmamakla beraber dilin akıcı olması bu eksiğin gözden kaçmasına neden olabilir. Sosyal dinamikleri ve benlik, bilinç kavramları üzerinden 3 kitap kurgulamış olan yazarın konuyla ilgili daha çok çalışması gerektiği açıkça ortada.

2. kitaptan beri seriye dahil olan ve önemli yer işgal eden Obin ırkı zeka sahibi ancak benlik oluşturamamış olan, üstün yaratıcı ırk Consu'ların genetik mühendisliği ürünü. Obinlerin bilinç ve benlik arayışı bir anlamdan matriyarkları olan Zoe'nin hayatı deneyimlemesini gözlemleyerek yaptıkları bir eylem. Zoe'nin korumaları onu hep gözetliyor ve koruyorlar. Bu durum mahremiyet arzu eden genç kızı kızdırsa ve üzse de aileden kabul ettiği korumalarına karşı güçlü bir bağlılık ve sevgi duyuyor.

Eleştirmem gereken yan ise bu sosyal dinamiklerde yatıyor. Obinler zeka sahibi ama benlik geliştirmemiş bir ırk demiştim. Bir bilim kurgu eserinde dahi mümkün olmayan bir motif bu ne yazık ki. Benlik, yani ben - öteki ayrımını yapamayan bir ırk fonksiyon sahibi olamaz; bir kültür geliştirip uzaya açılamaz, çünkü ben bilinci oluşmazsa grup bilinci oluşmaz, dolayısıyla kültür ve uygarlık gelişmez. Aslında alt metinle desteklendiği takdirde çok güçlü eleştiri niteliği taşıyabilecek bu motif çok kısa kaçan bir kurgu oyunu olmaktan öteye gidememiş.

Seriye veda ederken daha önce söylediklerimden başka bir şey söyleyemeyeceğim. Ustaların yakınına bile yaklaşmıyor; Haldeman, Heinlein performansı beklemiyorsanız çerez niyetine okunabilecek bir kitap. Çeviri hatalarına denk gelmedim, redaksiyon çalışması da yerinde ( bir iki yer hariç ). Militarist bilim kurguları seviyorsanız veya seriye aşinaysanız vakit ayırmanıza değecektir. Keyifli okumalar dilerim. başka incelemelerde görüşmek üzere.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Uzayda Satranç, Gerard Klein



Jerg Algan, zeki ve asi ruhlu bir Dünyalıdır. Dark adı verilen son şehirde ticaret, gezi rehberliği, avcılık gibi işlerle hayatını kazanmakta gününü geçirmektedir. Bir gün sarhoşluğundan faydalanan bir ajan onu kaşifler programına kayıt ettirir. Sevdiği gezegeni geride bırakıp evrenin uzak köşelerine gidecek, aklın hayalin almayacağı sırlara ulaşacaktır. Merkezi yönetim'in atadığı bu yeni ajan; Jerg yüzlerce yıldır insanlığın aradığı sorulara cevap bulabilecek midir? Yoksa merkezi yönetimin sonunu getirecek bir hain midir o?

Jerg'in asi ve hırçın doğası, zeki yapısıyla güzel birleşmiş; ancak karakterin eksik kalan yönleri çok fazla. Değişimler son derece hızlı ve ayrıntısız, bu yüzden kurgu yalın kaçıyor. Kurum ve karakterlerin yansıttıkları imalar güzel olsalar da göze batmakta yetersizler. Betelgeuse'nin Merkezi yönetimi 8 kişilik bir ölümsüz konseyinden oluşuyor ve bu kişilerin yansıttığı statükoyu desteklemek amaçlı ölümsüzlük motifi güzel kullanılmış. İnsanlar yıldızlar ve gezegenlere dağılmışlar ama uzay ve zamanı bükmeyi bilmedikleri için zaman hala ciddi bir engel. Bu toplumları izole ediyor ve onları yabancılardan korkan "Püriten" kültürler geliştirmesine neden oluyor; bu son derece güçlü ve yerinde bir çıkarım olmasına karşın kurgudaki yeri çok az. Genel fizik ve kimya kullanımı ilkokul seviyesinde bile olmadığı için bilimsel desteği yok kurgunun, bir bilim- kurgu demek bu esere son derece zor. Uzayda bir satranç tahtası ve halüsinojen bir içki vasıtasıyla binlerce ışık yılı aşmak? açıkçası ne kadar alt metin aransa da eksik kalan motifler. İnsanlık sorgusuna girerken yaratıcı Eski efendi motifi güzel kullanılmış olsa da kitabın sonundaki kurgu oyunu çok ciddi hayal kırıklığı yaratıyor. Kolektif bilinçaltına güzel göndermeler ve statükoyu tehdit eden asi figürü bile dayanıksız kurguyu desteklemeye yeterli olmuyor.

Kurgu durağan ve savaş açtığı statükoyu farkında olmadan yüceltmiş, bu açıdan son derece üzücü. Dili yalın ve kurgu oyunları zayıf. "Bester"'in "Kaplan Kaplan" adlı eseri, aynı tonda çok daha güzel bir eser olduğu için onu öneriyorum. Okumadığım eski bilim kurgu kalmasın demiyorsanız vakit ayırmanızı önermem. Başka incelemelerde görüşmek üzere.


11 Ocak 2013 Cuma

Katherine, Anya Seton



"O size fırtınalarla karşılaşmayacaksınız, sıkıntı çekmeyeceksiniz, üzülmeyeceksiniz demedi. Yenilmeyeceksiniz, üstesinden geleceksiniz, dedi."


Katherine Şövalyelerin Kadını

1366 dönemi İngilteresinde kızıl saçlı mağrur, manastırda yaşayan ve oradan ayrılmayacağını düşünen 
Katherine De Roet'in yaşamı oraya gelen ve ablasından haber getiren bir silahtar ile tamamen değişir. Ablası sarayda çalışıyordur ve Katherine'yi yanına istiyordur. 

Katherine bu genç ve yakışıklı silahtardan çok hoşlanır. Uzun zamandır görmediği ablasını merak ediyordur. 

Bir süre sonra yanında iki rahibe ile Londra yollarına düşerler. Ve hayatı artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır. 

Bu kitaba uzun bir süre önce başladım. Hatta bitirince gören "nihayet!" dedi. Sıkıcı olduğunu sanmayın oldukça küçük yazılarına rağmen çok hızlı ilerliyor. Lakin o dönemde elimde blog turlar ve kitaplar olduğu için ara ara terk ettim Katherine'i. 

Tarihi saray kitapları içinde belki de yazılmış en başarılı kitaplardan biri Katherine. Yazar realist bir biçimde anlatmış olayları. Her karakteri anlamaya çalışmış, en sinir olduğumuz karaktere bile kendimizi koyup düşünebiliyoruz. 

Katherine Swynford ve John of Ghaunt İngiltere tarihinde çok önemli bir role sahipler.  Beaufort'ların çocuklarından modern kraliyet soyu geldi. Katherine Dördüncü Edward'ın ve üçüncü Richard'ın büyük-büyük annesi oldu. Böylelikle antik bir kehaneti gerçekleştirdiler.

"Siz ikinizden büyük krallar doğacak!"
Karakterlere gelirsek;

Katherine; Çok güçlü bir karakterdi. İyi niyeti, saflığı ve özellikle sabrına hayran kaldım. John'a ilk gördüğü an aşık oldu ve ölene dek onu sevdi. İnsan ister istemez böyle aşklar var mı? diyor. Ki o aşkı yüzünden suçlandı, kendini suçladı, onuru ayaklar altına alındı. Yeri geldi çok mu saf dedirtirken, çok akıllıca hamleler yapıp okuyucunun kalbini kazandı. Sonlarına doğru içim parçalandı yaşadıklarına. Ama yine güçlü Katherine galip geldi, doğruldu, düzeldi. 

John Of Ghaunt; Lancaster Dükü'nü kitabın ilk başında pek sevmemiştim. Katherine'i Hugh Swynford'la resmen zorla evlendirmesine sinirlenmiştim. O dönemlerde altın çağlarındaydı ve Katherine'nin aşık olması çok doğaldı. Sonrasında Düşes'in ölümüyle Katherine olan aşkını rahatça yaşaması hoşuma gitmişti. Lakin insan hırslarını burada çok net görüyoruz. Kendini kanıtlamak için, kral olabilmek adına Castile prensesi ile evlenmesi sonunu hazırladı. Katherine'i ve kendisini içinden çıkılmayacak bir utanca sürükledi. Adamın gururu, hırsı boşa geçen uzun yıllara mal oldu.

Hugh Swynford; Katherine'nin ilk kocası bu adama kızsam mı, üzülsem mi bilemiyorum. Onun aşkı da ilk görüşte olanlardandı ama savaşta becerikli olan Swynford, aşkta tam bir mağara adamıydı. Aslında onun amacı evlenmek değildi, Katherine'e tecavüz edecek, sonra kendi yoluna gidecekti. Ama maalesef Dük sayesinde evlenmek zorunda kaldılar. En sinir olduğum yeri de, Katherine'i resmen dağ başı, kuş uçmaz kervan çok az geçer Kettlethorpe'a resmen sürgün etmesi oldu. Bazı yerlerinde artık ölse şu adam yahu dedirtti. Açıkçası öldüğünde oh be sonunda demiştim.

Nirac; Sanırım en sevdiğim karakter oldu. Leydisine ölesiye sağdık silahtar, onun ve efendisinin birbirlerine olan aşkına dayanamadı, sonunda ya dediğim eylemi gerçekleştirdi. Ha bununla yaşayamadı orası ayrı tabii.

Geoffrey Chaucer; İngiliz edebiyatının demir başlarından olan ünlü filozof, aynı zamanda Katherine'nin eniştesi. En sevdiğim ikinci karakter. Realist bir biçimde gözünden kaçmayan insan tahlilleri ve eğlenceli ruh halini çok sevdim.

Geride kalan karakterleri yazmak istemiyorum, onları okuyun.

Çeviriye gelirsek bu konuda da başarılı. Yabancı kelimeler atlanmamış, gayet uygun bir çeviri olmuş. Lakin kapak dikkat çekici olsa da ben bizdeki kapağı kitabı okurken yanlış buldum. Çünkü karakterimiz, kızıl saçlı, kıpkırmızı dudaklı, uzun boylu, yeşil kıyafetler giyen bir kadın iken, bizim kapakta sarışın, muhtemelen çıtı pıtı sayılabilecek bir kadın olarak resmedilmiş. O yüzden bizdeki kapağı güzel bulmakla beraber, uygun bulmadım. Orjinal kapağı kullanabilirlermiş.

Yazar büyük bir titizlikle işlemiş kitabı, iyi bir araştırmanın ürünü olduğu çok belli. Kitabı elinize aldığınızda The Other Boleyn Girl ile büyük yankı uyandıran Philippa Gregory'nin ön sözü ve övgü dolu sözleriyle ile karşılaşıyorsunuz.

Tarihi ve sürükleyici bir roman okumak istiyorsanız şayet hiç durmayın edinin derim.

Goodreads'ta 5 tam puan verdim kendisine. Ve yazarın diğer kitaplarını çok merak ettim. Özellikle Avalon kitabının çevrilmesini çok istiyorum diye yayın evine küçük bir not düşeyim.

"Foi vainquera / İnanç Fetheder" 




10 Ocak 2013 Perşembe

Uzay Düğünü, C.J. Cherryh



Kurt Morgan, yıldızlar arası bir savaşın korkunç çarpışmasından son kurtulan kişidir. adını bilmediği gezegen düştüğünde filikası, insan ırkına benzeyen garip bir kültürle tanışacak ve onlardan biri olabilmek için elinden geleni yapacaktır. Ama geçmişi ve görünüşü onu hep diğerlerinden ayıracak, uyum sağlamasını engelleyecektir. Acaba Morgan bu gezegende huzur bulacak mıdır?

Yazar, space opera türünde yazdığı eseri kurgularken bir çok sosyal dinamiği ve kültürü melezlemeye çalışmış. Nemet kültürü; feodal japonya, kızılderili ve hindu kültürel içeriklerinin bir harmanı ancak tam oturmamış. Kurgu tasvir ve açıklamalarda eksik kalıyor, özellikle ataerkil kültürün çok yoğun yaşandığı bir kültürde bir matriyark ( ana kraliçe ) olması çok büyük bir mantık hatası. Farklı bir ırkın kendini insan olarak tanımlaması ve gerçek insanları ise hayvan gibi kabul etmesi hoş bir tezat olabilirmiş ama insanlık sorgusu öyle üstünkörü işlenmiş ki burada da zayıf kalmış kurgu.

Saç baş yoldurtan çeviri hataları, kendini taşıyamayan kurgusu, özdeşleşmekte güçlük çekilen kağıttan karakterleri eserin çok büyük eksiklikleri. Eğer "Space Opera" tarzının ciddi bir hayranı değilseniz, keyifle okumanız gerçekten güç. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Bir Gece Avcısı Romanı/Mezarla Randevu, Jeaniene Frost

Photobucket

"Bazen yarı ölümlü kalabilmek için ölümsüzlerle savaşman gerekir" 

Yarı vampir Kedicik, Catherine Crawfield, kendini bildi bileli ölümsüz kan emicilerin peşinde. İntikam almak istiyor. Çünkü bu parazitlerden biri babası olabilir. Babası... Annesinin hayatını mahveden adam. Ancak yolu bir gün vampirleri avlayan Bones'la çakışıyor. Ve kısa sürede 'tuhaf' bir ikili haline geliyorlar. Kedicik, babasını bulmak için bu seksi kelle avcısı ile işbirliği yapıyor. Tabii ki kendini tek başına savaşacak güçte hissedene kadar. Bu arada Bones'un kendisine akşam yemeği ya da seks objesi olarak görmemesine de şaşırmadan edemiyor. Demek ki iyi vampirler de varmış! Yarı ölü olmanın fena bir şey sayılmayacağı konusunda Kediciği ikna eden kişi de Bones aslında. Ama Cat Kedicik, tam bu yeni ve huzurlu halin tadını çıkaracakken bir grup katil peşlerine takılmasın mı? Artık bir taraf seçmenin zamanı geldi. Fakat kolay olmayacak. Zira Bones, bir kalbi olan ve atan hoş bir ölümlü erkek kadar çekici gelmeye başladı Kediciğe...

Gayet eğlenceli bir seriye hoş geldiniz.  Gece Avcısı serisinin ilk kitabı olan Mezarla Randevu'da Cat ile tanışıyoruz. Eğer sizde ne yaptığını bilmeyen kitap karakteri kızlardan sıkıldıysanız Kedicik imdadınıza yetişir hemen. Gözü pek, eğlenceli karakterimiz çoğu yerde kahkaha attırıyor. 
"İsmin ne güzel bayan?" "Cat Raven" Cat, Catherine'nin kısaltmasıydı, Raven ise beni ilk öldürmeye çalışan adamın saç rengi...Görüyorsunuz, duygusalım işte.

Yazar'ın tarzını beğendim. Sürükleyici, hızı ve tempoyu hiç düşürmüyor. Aynı zamanda esprilerle renkli bir hale getirmiş.


Karakterlere gelirsek;

Cat; Gözünü intikam bürümüş avcımız, kitabın en başından sonuna kadar vampir kazıklıyor, dövüşüyor, öldürüyor. Kızıl bir Azrail, intikam meleği. Ama kimseden korkmayan, en baba vampirlere kafa tutan bu çılgın kız, annesinden ölesiye korkuyor. Bana biraz Rose Hathaway, biraz da Delilah D'Artigo'yu andırdı. Annesinin vampirler hakkında yıllarca ona aktardığı kini, o şeytan diye gördükleri içinde iyi olanlarını fark edince arada kalıyor. Onun en sevdiğim özelliği mizah anlayışı.

Bones; Ah bu adam! Vampir avcısı bir vampir. Spike ve Eric karışımı direkt bizi Bones'a götürüyor. Cat ile kimyalarına bayıldım. Geçmişi ayrı bir alemdi adamın. Cat'i resmen döve döve yetiştirdi. Hele onu kızarmaması için eğittiği yerlerde kahkaha attım. Ama işe yaradı, adam biliyormuş olayı.

"Dövüşmenin sadece bir yolu vardır. Oda kirli dövüşmektir. Temiz, centilmence bir dövüş, seni kısa bir sürede ölüme götürmekten başka bir işe yaramaz. Elinde olan her ucuz numarayı kullan, her pisliği yap ve kesinlikle yere düşen birine, hala yerdeyken bir tekme daha vur. Bu sayede hayatta kalabilirsin belki. Bunu unutma. Ölümüne bir savaşın içindesin. Boks maçı değil bu. En fazla puanı alarak kazanamazsın."

diyor Bones usta. Onun tüm sözlerini, yaptırdıklarını içti Kedicik. Bıçaklarını kurbanlarına tam isabet ettirmek gibi. Bence Bones bile ondan bu kadarını beklemiyordu.

Hani son zamanlarda çıkan erotik romanlar var ya inandırıcı bulmadığımız ve içimizi şişiren, bu kitap onlardan cesurdu ve seks hiç yapmacık durmadı. Hatta gayette cesur bir şekilde anlatmış yazar. E zaten fantastik karakterler, biri yarı vampir, diğeri kaç yüz yıllık vampir herhalde bakışıp kıkırdaşmayacaklardı.

İlk kitapta Spade ile de tanıştık. Pek sevdim o karakteri, diğer kitaplarda daha çok görmek istiyorum.

Ve kitabın sonu heyecan fırtınası oldu. İkinci kitapta ne olacak diyerek bitirdim. Cat'a bağlandım ve diğer kitapları hem yutmak istiyor, hemde hemen bitmesin diyorum.

Goodreads'da bir puan kırarak 4 verdim. Bunun nedeni, çok klişe yerleri de vardı. Bildiğimiz bir vampir romanı, avcı kız vampir seksi ama iyi oğlan, silik bir ebeveyn gibi.

Kitabın kapağı oldukça çarpıcı, gel beni al diyor. Tam olarak Cat'i resmetmiş. İç kapakta da Sisters Of The Moon'un yazarı Yasmine Galenorn'un referansı karşılıyor bizi.

Kedicik hedefinden sapmıyor. Heyecanı düşürmüyor.

"İşte karşımda...
Şeytanla anlaşacak mıyım?
Ya bedeli?
Beni izliyor.
Hem umutlu hem tehditkar.
Hayır demek çok zor. 
Ama evet dersem onunla iş birliği yapmış olacağım."


7 Ocak 2013 Pazartesi

Gabriel'in Cehennemi Çekiliş Sonucu

Yeni yıl ile beraber başladığımız blog turumuz Gabriel'in Cehennemi çekilişini Hüso ile beraber yaptık. 

Kazananları tebrik ediyor, mail adreslerini kontrol etmelerini rica ediyorum. 10 Ocak Perşembe 21:00'e kadar bize bilgilerinizi yollamazsanız yedek arkadaşlarımızla irtibata geçeceğiz. 

Bir sonraki blog turumuzda görüşmek üzere...


5 Ocak 2013 Cumartesi

Evrimin Öyküsü, Yiğit Vural



Yazar, sohbet tadında son derece karmaşık ve tartışmalı bir konu olan Evrim'i son derece anlaşılır ( kimi yerde fazla basit ) biçimde ilgilenenlere aktarmış. Torunuyla sohbet eden bir dedenin ağzından kuramı, önemli savunucuları ve karşıtlarının görüşlerini de kapsayacak şekilde anlatmış. Lamarck, Darwin, Wallace, Huxley, De Vries, Mendel gibi önemli bilim adamlarının yaşam öyküleri ve anekdotlarıyla zenginleştirmiş kitabını. Kimi zaman "Dil balığı fileto" tarifi verecek kadar konudan sapsa da, jeoloji, fizyoloji, histoloji, evrimsel biyoloji, genetik, biyoteknoloji gibi çok sayıda alanın kurama katkıda bulunan görüş ve gelişmelerini aktarmış.

Dünyanın oluşumu, tektonik hareketler ve fosil bilimden de genişçe bahsederek son derece ilginç bilgi ve anekdotlar sunarak adım adım kuramın önemli çıkarımları üzerinden durmuş. Bazen kendini tekrarlasa da özet bölümleri son derece başarılı. Son yılların önemli gelişmelerinden "sayısal yaratıklar" a da değinen yazar Dawkins'e bolca atıfta bulunmuş. Dawkins performansında değilse de Evrim'in E'sinden anlamayan biri için tam açık büfe olacak bir eser kaleme almış. Yazarın tek takıldığım yönü, Çok öztürkçe kavram kullanması. Ancak parantez içerisinde latince veya ingilizceden dönmüş kelimelerde kullanarak anlaşılmaz olmasını engellemiş: Fosil için "Taşıl" kullanması gibi.

Son söz olarak, giriş için son derece güçlü ve rahat okunan bir eser. Bilimsel yayınları takip ediyorsanız veya konuya giriş yapmak istiyorsanız bu kitap aradığınız eserlerden biri diyebilirim. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

1 Ocak 2013 Salı

[Blog Tur] Gabriel'in Cehennemi- Sylvain Reynard + Çekiliş

Photobucket

"Sen sadece şanssızlıkları üzerine çekiyorsun, Bayan Mitchell, bense günahların mıknatısıyım"





Kitap; Gabriel'in Cehennemi
Yazar; Sylvain Reynard
Yayıncı; Optimum Kitap
Yayın Tarihi; Ekim 2012
Tür; Romantizm, Yetişkin






"Sen Beatrice'sin."
"Beatrice mi?"
"Dante'nin Beatrice'i" Julia kızardı. "Onun kim olduğunu bilmiyorum."
Gabriel kıkırdadı, soluğu genç kızın yüzüne çarparken burnuyla kulağını gıdıkladı. "Söylemediler mi sana? Haylaz evladın Dante ve Beatrice hakkında kitap yazmakta olduğunu söylemediler mi?"
Julia cevap vermeyince dudaklarını onun saçlarına yaklaştırdı, tepesine hafif bir öpücük kondurdu. "Dante bir şairdi, Beatrice de onun ilham perisi, müz'ü. İlk karşlaştıklarında çok gençti. Dante onu ömrü boyunca hep uzaktan sevdi. Beatrice cennette onun rehberiydi."


İkinci blog turumuzdan herkese öncelikle merhaba.
 Bu turdaki kitabımız Dante uzmanı Profesör Emerson ve onun lisans öğrencisi Julia Mitchell arasında geçen yasak aşkı ele almış Gabriel'in Cehennemi.

 Kitap Elli Ton serisi furyasından ve Twilight'ın fanfiction'u. Zaten bu aralar hangi kitaba el atsak o durum karşımıza çıkıyor. Elli Ton'dan farklı olan tarafı yazarın işin içine bol duygu katmış olması.

 Karakterlere gelirsek;

 Julia; Bana çok aşırı itici gelmedi. Ha yer yer bolca sinir oldum orası ayrı tabii. Ama baktığımız zaman, onun geçmişine sahip birisi doğal olarak güvensiz olur dünyaya karşı. Sonlara doğru olan tavırlarını takdir ettim. Bella'ya benzettim kendisini, zaten dudaklarını ısırmayan bir kitap karakterine artık çok az rast geliyoruz. 

Gabriel; Yazar Gabriel karakterini oluştururken bol miktarda Bronte, Austen etkisi altında kalmış. Zaten kitabın bir yerinde üvey kardeşi Rachel "Rochester-Mr.Darcy-Heatcliff züppeliğini bir kenara bırak" diyordu. Derin bir karakter yaratmaya çalışmış. Ama yer yer insanı bayıyor Gabriel. Lakin onun en sevdiğim yanı sevdiği insanı şımartıp, kendisini özel hissetmesini sağlama huyuydu. Hakikaten Gabriel o konuda çok başarılıydı. Tam bir kadının isteyebileceği erkek. Ama kurgu olduğu öyle belli ki, en sonunda "böyle biri yok" dedirtiyor.

 Ünlü Dante&Beatrice konusuna geldiğimizde, ben açıkçası bir Dante sever olarak çok aşırı yoruldum o kısımından. Tamam Gabriel Dante profesörü, kitapta bol bol yer verilmesi normal ama bir yerden sonra insanı aşırı derecede bayıyor bu durum.

Kitap kapağını beğendim, gayet olması gerektiği gibi, hatta bu kitap nasıl acaba? dedirtiyor. Çeviri ise nereden başlayayım, nasıl anlatayım cinsinden. Zaten sanırım diğer arkadaşlarım bolca anlatacaklar ve okuyanlar yakınmışlar burada ona yer vermek istemiyorum. İkinci çıkan Gabriel Arafta bu konuda nasıl bilemiyorum ama yazar üçüncü kitabı yazıyor bu aralar bari üçüncü kitapta düzelir bu durum. Özellikle de yabancı kelimeleri çevirmemesi kötü olmuş.

En çok içinde yer alan müzikleri sevdiğimi söyleyebilirim. Zaten çoğu benim dinlediğim şeylerdi. İsmi geçince tekrar dinledim, iyi oldu.

Kitabın başlarında çok sıkıldım, sonra ellinci sayfadan itibaren hızla okudum. Lakin yazar bu kadar kalın yapmayıp, dozunda iki yüz sayfa az yazsaymış bence bu kitap çok başka olurdu. Çünkü bazı yerlerinde çok uzatmış ve öylesine sıkıldım, sonlarına doğru yine sardı, hızlı hızlı okudum. İnişli çıkışlı olan grafiği kitap için eksi puan.

Sonu güzeldi.  GR'de verdiğim puanın çoğu sonu için gitti. 3 puan verdim.



Şimdi gelelim çekiliş kısmına. Bu turda yine üç kişi kitap sahibi olacak. Biri Kitap Oburlarının facebook sayfasında yapılacak olan yarışma ile alırken, diğer iki talihli ise çekilişle belirlenecek.

Bunun için yapmanız gerekenler ;

 5 Ocak tarihine kadar bu çekilişi  Kitap Oburları çekilişle 2 Gabriel'in Cehennemi kitabı hediye ediyor yazarak bu postun linkiyle beraber Twitter veya Facebook adreslerinizde "Herkese Açık" şekilde paylaşmanız,

 Paylaştığınız bu linki (twitter veya facebook adresinizi değil, paylaşım linkini) mail adresinizle beraber aşağıya yorum olarak yazmanız,

 Türkiye'de ikamet etmeniz,

Çekilişin sonuçlarının açıklandığı 6 Ocak tarihinde mail adresinizi kontrol etmeniz gerekiyor.

Aynı zamanda blog turlarımızı ve gelişmeleri takip etmek için  facebook ve Twitter  sayfamızı beğenirseniz bizi çok mutlu edersiniz.


ÇEKİLİŞ SÜRESİ DOLDU!

1-6 Ocak Tur Programı; 

1 Ocak : raflarinarasindan.blogspot.com/: Kitap Yorumu- Çekiliş 
2 Ocak: sssuigenerisss.blogspot.com/  Kitap Yorumu- Kitap Okuma Rehberi 
3 Ocak: metropolgunlugu.blogspot.com/  Kitap Yorumu- Ön Okuma
4 Ocak: thcodex.blogspot.com/ Kitap Yorumu- Yazar Tanıtımı 
5 Ocak: mirielenda.blogspot.com/ Kitap Yorumu- Yarışma



Related Posts with Thumbnails