Öyle bir roman düşünün ki okurken uzun, çok uzun bir rüya görüyormuşsunuz gibi hissettirsin. Nazlı Eray'ın bu fantastik romanı, uzun bir rüya gibi. Bir gece romanı ağzından okuduğumuz anlatıcı kadın, kendini bir hastanede bulur. Bu hastaneye açık kalp ameliyatı için getirilmiştir ama ne olduğunu hatırlamaz. Yanındaki "koruyucu meleği"ne neler olduğunu sorduğunda, melek ona "Sus sus, yorulma şimdi, bir trafik kazası oldu, siyah bir Opel Vectra son hız giderken kalbine saplandı." der. Kadın, ameliyathanede doktorların yanısıra bir kaportacı ve çırağını fark eder, açık kalp ameliyatı devam ederken bir yandan da kalbindeki hurdaya dönmüş Opel Vectra'yı çıkarmaya çalışıyorlardır.
Böyle başlayan bir romanın aslında çok yoğun, çok duygulu bir aşk romanı olduğunu söylemeliyim ama bir yandan da çok uzun ve gerçeküstü bir hikaye bu, sadece bir aşk romanı diyip geçmemek gerek. Ameliyatta bedenini bırakan kadın, zaman ve mekan kavramından bir süre için bağımsız olduğunu öğrenince unutamadığı anlara geri döner, rüyalara girer, çıkar, cinci hocalarla, mafya babalarıyla, vücudu olmayan bir dudakla muhatap olur, kitaba adını veren Aşık Papağan Barı'na girdi mi hele bir daha oradan çıkamaz. Aşık Papağan Barı da neresi mi? Las Vegas'ta, içinde çok büyük bir sır perdesini barındıran, yıllar önce bara gelen kızıl saçlı bir kadına aşık olan bir papağan sayesinde bu isme kavuşan bir bar. Mutlaka bu bara uğramalısınız.
20 Ağustos 2011 Cumartesi
19 Ağustos 2011 Cuma
Kelebek, Henri Charriére
Gerçek bir yaşam öyküsü olan Kelebek, Henri Charriére'in özgürlük mücadelesini anlatıyor. Kelebek lakaplı Henri, 25 yaşında, işlemediği bir suç yüzünden Fransa'da müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Henüz çok genç olan ve bu cezayı hak etmediğini düşünen Kelebek için kaderine boyun eğmek mümkün değildir, özgürlük için yapması gereken her şeyi yapacak, müebbet hapis cezası, kürek cezasına çevrilince tek çözüm olan firarı göze alacaktır. Roman, Henri Charriére'in defterlerinden oluşuyor. Tüm yaşadıklarını yazmaya karar verdiğinde, mahkeme günlerinden Venezuella'da özgürlüğüne kavuştuğu günlere dek anılarını on üç defterde toplayan yazar, anılarının basılıp basılmayacağından emin olmadan bir yayınevine gönderiyor, roman basıldıktan sonra da bir özgürlük mücadelesi olarak ve Fransa'nın o yıllardaki hukuk sistemine ağır bir eleştiri olarak inanılmaz ün kazanan bu roman, sonradan filme dönüştürülüyor ve hatta Hollywood'un en ünlü oyuncularından Steve McQueen, Kelebek'i oynuyor. Kişisel bir öneri getirereceğim, hakimlik ve savcılık yapmayı düşünen tüm hukukçuların bu romanı okuması taraftarıyım, cezalandırma gücü çok büyük bir güç, insanların hayatına etkileri tahmin edebileceğinizden çok daha büyük, çok uçsuz bucaksız etkileri var, bunu bir mahkumun kaleminden okuyunca daha iyi anlayabilirsiniz.
Roman epey akıcı, edebi niteliği konusunda tartışılabilir ama inanılmaz bir öykü. 25 ve 38 yaşları arasını bu romanda anlatan Henri Charriére, bu romanın popülaritesi ve yarattığı meraktan sonra Banko adında bir romanla Kelebek'in devamını da getiriyor ve onda da topluma yeniden karıştığı, özgürlüğüne kavuştuktan sonra neler yaptığını anlatıyor.
Etiketler:
Henri Charriére,
sweet leaf
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Mercier ile Camier (Samuel Beckett)
Beckett'ın romanları da oyunları da zor okunur, büyük bir absürdlük, ne yaptıklarını bilmeyen karakterler ve hiç belli olmayan, karakterlerin henüz yaparken unutmaya başladıkları olaylardan oluşur. Mercier ile Camier de Beckett'ın ilk uzun roman denemesiymiş, yer yer oyun yazar gibi yazdığı, iki bölümde bir "Önceki iki bölümün özeti"ni okura sunduğu ilginç bir roman. İki yaşlı insan olan Mercier ve Camier'in bir kenti terk etmek üzere buluşamamalarıyla başlayan romanda bu iki yaşlının başlarına gelen absürdlükleri, geçmişlerini, henüz karar veremedikleri amaçlarını konuşmalarını okuyoruz. Romanın alt metninde çiftin terk etmeye çalıştıkları şehrin Dublin olduğu, evine uğradıkları Helen'in de Dublin'in ünlü bir genelev patronu olduğu gizliymiş, belki de çok sadık bir okuru olmadığım için anlamamışımdır.
Romanın en çok ilgimi çeken özelliği de, eğer Beckett'tan ilk olarak bu romanı okuyacaksanız son bölümde bir anda ortaya çıkan karakterlere dikkat edin, Watt ve Murphy de Samuel Beckett'ın başka iki romanının karakterleridir, bu ayrıntı beni epey gülümsetmişti.
Etiketler:
Samuel Beckett,
sweet leaf
9 Ağustos 2011 Salı
Tutunamayanlar (Oğuz Atay)
Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın bir roman yarışması için el yazısıyla yazıp da "Bu adam da nereden çıktı, hem de mühendismiş, bu kadar sayfa yazmış da getirmiş..." dedirttiği, okuyanları güldürüp de dehşete düşürdüğü, pek dışarıdan girdiği yazın dünyasında yerinin kalıcı olduğunu müjdelediği ilk romanı.
Turgut Özben, güzel eşi Nermin ve iki kızıyla hali vakti oldukça yerinde bir mühendistir. Evlendiğinden beri eski arkadaşlarıyla eskisi kadar sık görüşemez, öyle ya artık evli arkadaşlarıyla yemekli toplantılarda görüşülüyordur, yeni aldıkları arabaların taksitlerinden, yazları sakin olan sayfiye yerlerinden, salonlarına aldıkları yeni oturma gruplarından falan bahsedecekler... Selim Işık ise Turgut Özben'in en sevdiği eski dostlarından biridir, ne var ki yirmi sekiz yaşında, annesiyle birlikte yaşadığı evinde kendini öldürür. Turgut, Selim'in ölümü üzerine düşünmeye, düşündükçe araştırmaya, Selim'in arkadaşlarıyla görüşmeye, Selim'in anılarını okumaya ve neden kendini öldürdüğünü bulmak için çaba göstermeye başlar. Bu araştırmalar, görüşmeler, Turgut'a da pek iyi gelmeyecektir, Turgut, içinde bulunduğu yaşantıdan, Selim'i özlemeye başladıkça sıkılacak, "düzgün" bir insan olmaktan boğulacaktır.
Tutunamayanlar, müthiş bir eleştiri, müthiş bir kara mizah. Tutunamayanlar, Turgut'un ailesi ve benzeri ailelerin küçük burjuva hayatıyla ilgili sivri dokundurmalar içerirken Selim'in kendi kendini eğitmesi ve edebiyatla uğraşmasını anlatırken de Oğuz Atay burnu pek büyük olan, iki kitap okuduğu anda kendini dünyanın en birikimli insanı zanneden sözde entelektüellerle de dalga geçmeyi unutmuyor.
700 küsür sayfalık bu romanda, Selim'in dünyasını Turgut'un gözleriyle görüyoruz genelde ve bir insanın günlük hayatında karşılaştığı şeylerin, hayatındaki sorunların, hele de başarı konusunda vasatın altında olan insanların dertlerinin birbirine ne kadar benzediğini fark ediyoruz. Evet, gündelik hayatın sorunları hepimiz için hep aynı. Ancak Selim gibiler, bu sorunlar karşısında gülüp geçemiyorlar, ince ruhlu insanları kırılgan yapan o karışımı, Turgut, Selim'i öldükten sonra tanıdıkça fark ediyoruz. Olağan şeylere fazla kafa yormak, başkaları adına da düşünmek, insanları gereğinden fazla sevip onları bir anda tanımaya çalışmak ama karşılığını görmemek, başarısızlıkları devamlı omuzlarında taşımak, hastalıktan, ölümden korkmak, kendine benzemeyen insanların arasında büyümek, edebiyata, kitaplara gönül vermiş olup da hiçbir zaman bir kitap yazamayacağını düşünmek, çok okudukça kendini yetersiz bulmak gibi pek çok özelliği, Selim'i günden güne yiyip bitiriyor ve kimse bunun farkına varmıyor. Çünkü Selim, kırılganlığını muhteşem bir mizah yeteneğiyle saklayabiliyor. Ta ki ölümünden sonra ortaya çıkan anı defterleri, mektupları, şiir ve şarkıları sayesinde Turgut onu anlamaya başlayana kadar. Sonrası, Turgut'un kendi yaşantısını sorgulamasıyla devam ediyor.
Tutunamayanlar, mutlaka okunması gereken bir yapıt, Oğuz Atay, mutlaka tanışılması gereken bir yazar. Üstelik aslında sadece bir mühendis canım, nereden de çıkmış bu adam?
Etiketler:
Oğuz Atay,
sweet leaf
23 Temmuz 2011 Cumartesi
Gece Avcısı/ Yasmine Galenorn

Ejderha Cadı da Camille'in gözüyle anlatılan kitaptan sonra Gece Avcısı ile yine Delilah D'Artigo'nun hayatına dahil oluyoruz. Delilah hem kediye dönüşen bir likantrop hemde sonbaharın efendisi tarafından işaretlenmiş ilk yaşayan ölüm kızı. Kendi değişimlerini yaşayarak öğreniyor artık, kendini daha bir tanıması gerek.
Safkan insan olan erkek arkadaşı Chase ise Delilah'ı aldatıyor. 4. ruh mühürünü kaptıran kızlar Karvanak ile mücadele ediyor. Ekibe Karvanak'ın yardımcısı Vanzir de katılıyor.
Karvanak boş durmuyor tabii Chase'i kaçırıp şantaja başlıyor ve kovalamaca orada devam ediyor.
Bakalım kızlar Chase'i bulup, Karvanak'ı alt edebilecekler mi?
Ve Delilah bu kitabın sonunda geçmişi ile karşılaşıyor iyiden iyiye.
O koşuşturmacanın sonunda onları çok mutlu edebilecek bir sürpriz bekliyor.
Bu seri'nin çizimlerini yaptım geçen. Kızların tarzlarını ele aldım. Burada
Sonra twitterdan yazara yolladım, açıkçası pek umursamayacağını düşünüyordum ki, çok sevindiğini, beğendiğini söyledi, paylaştı. Hatta editörü bile beğendiğini belirtti. Yazarı takip ettiğim kadarıyla müzik zevkini beğeniyordum zaten. Ve bu jestine acayip sevindim açıkçası.
Bundan sonraki kitap Menolly'in bakış açısıyla yine. Çıktı çıkacak yakında. Bakalım kızları ne gibi bir macera bekliyor.
Etiketler:
Sycorox,
Yasmine Galenorn
Ejderha Cadı/ Yasmine Galenorn

İlk üç kitaptan sonra Otherworld serisi tekrar Cadı abla Camille D'Artigo ile devam ediyor. Bu kitapta yine macera yine heyecan kol geziyor. Bu sefer 4. ruh mührünün peşinde olan kahramanlarımıza Rakasasa kötü cin Karvanak musallat olur. Hem bir yandan onların peşinden koştururken, bir yandan da Camille ejderha Dumanlı'ya verdiği sözü tutmak zorundadır. Onun höyüğünde kalmak durumunda kalan Camille hem korkar, hemde heyecanlı zaman geçirir. Tabii bu arada onu bekleyen bir sürpriz vardır. Hepimizin bildiği bir isim; Morgaine.
Morgaine'in amacı eski peri saraylarını tekrar çıkarmak ve başında olmak.
Acaba Camille onlara yardım edecek mi?
4. ruh mührünü kötü cinleri alt ederek alabilecekler mi?
Aynı zamanda Camille'in Svartan sevgilisi Trillian savaşa gider ve kaybolur. Bu duruma çok üzülen Camille, diğer sevgilileri Dumanlı ve Mario ile evlenip, bir ruh bağı oluştururlar. Böylelikle daha kolay Trillian'ın yerini bulabileceklerini düşünürler.
Camille'in sevgililerinin illustrasyonlarını yapmışlar. Maşallahları var üçünün de :) Benim favorim ejderha yani Dumanlı.


Etiketler:
Sycorox,
Yasmine Galenorn
Karanlık/ Yasmine Galenorn

Daha önce yazmıştım Otherworld serisinin önceki kitapları Cadı ve Değişim'i. İlk kitap Cadı'da en büyük abla Camille D'Artigo'nun gözünden yazılmıştı. Sonraki Değişim kedi kadın ortanca kardeş Delilah D'Artigo gözünden yazılmıştı. Karanlık ise en küçük kardeşleri Menolly D'Artigo'nun bakış açısından okuyoruz.
Menolly periler dünyasında bir akrobat ve aynı zamanda casusdur. Bir gün Kan emiciler klanını dinlemeye çalışırken aralarına düşer. Kan emicilerin lideri Dredge inanılmaz işkenceler yapar, tecavüz edip onu bir vampire dönüştürür evine yollar. Menolly yolda aç bir vampir olarak çıldırmış vaziyettedir, ailesi ise ondan vazgeçmez. İşte en küçük kardeş Menolly'nin hikayesi bu.
Kitapta kan emiciler klanı faliyete geçip insanları dönüştürerek karmaşa yaratıp, ruh mührünü ele geçirmek isterler. Menolly ve kardeşleri bunun önüne geçmeye çalışırken en yakın arkadaşlarından birini Dredge'ye kaptırabilecekler mi acaba?
Ve kız kardeşleri Menolly'nin hikayesini, yaşadığı acıları bu kitapta daha net öğrenecekler.
Bu bölümde takıma yeni bir eleman da katılıyor, çekici ve seksi karabasan Roz. Bakalım Menoly ve Roz neler yapacaklar?
Okuyun ve görün derim ben. Bu seri'ye iyiden iyiye ısındım ben. Çok severek okuyorum ne yalan söyleyeyim. Dili basit ve biraz teen havası olsa bile çok batmıyor okuyana.
Etiketler:
Sycorox,
Yasmine Galenorn
17 Temmuz 2011 Pazar
Dünyaca Ünlü Raflar
Bir kitap severin en sevdiği yerler kitap evleri, sahaflardır.
Bu sefer kitap değil, dünyanın en güzel kitap evlerini tanıtmak istiyorum. Blog Rafların Arasından olunca, o ünlü raflara bir göz gezdirelim dedim. Hani bir gün yolumuz düşer, uğramadan geçmeyelim değil mi?
Gerçekten gitmeyi istediğim bir kitabevi. 1920'den kalma bir antik tiyatroymuş. Kitabevine çevirme fikri muhteşem olmuş. İstediğiniz kitabı alıp, sahnedeki masalara kurulup inceliyormuşsunuz. Yanında harika bir kahve de içmek muhteşem gider. Yalnız ben ortamı izlemekten kitaba konsantre olamam herhalde.
Livraria Lello/Porto
Eğer Yolunuz bir gün Porto'ya düşerse mutlaka uğrayın. Neredeyse bir asırlık bu kitabevi, vitraylı, ağaç oymalı, değişik bir merdiveni, ard deco tarzındaki ön cephesiyle ağzınızı açık bıraktıracak güzellikte görünüyor. Kitaplar neo-gotik raflara yerleştirilmiş. Üst katında bir kahve içip, aldıklarınıza göz atabilirsiniz. Bana biraz Hogwarts havası verdi burası.
Selexyz Dominicanen/Maastricht/Hollanda
800 yıldan fazla bir ömrü olan 13. yy kilise şimdi kitap severlerin ibadet alanı sanki. Kubbeli çelik tavanı, muhteşem resimleri, ışıklandırması ve tarihi yapısına rağmen modern dizaynı ile bambaşka bir çehresi var. Ayriyeten bisikletli gezginler için otoparkı varmış.
"Cafebrería" El Pendulo/Mexico City
Harika bir kitabevi ve aynı zamanda restoran alanında geçmişi olan bir yer. Yemekler içinde vejeteryan yemekleri pek revaçtaymış. Vejeteryan gıda ve kitaplar kulağa pek sağlıklı geliyor. Kahvaltı zamanı açıp, geç saatlere kadar hizmet ediyorlarmış. Mexico'da bulunmayan avrupadan gelen kitap kolleksiyonu ile kitapseverlerin uğrak mekanı olmuş.
Shakespeare & Company/Paris
Burayı görünce aklıma Before Sunset filmi geliyor. Erkek kahramanımız 10 yıl sonra başlarından geçen o geceyi kaleme alır ve çok ünlü bir yazar olur Paris'e gelir. Kafasında acaba? larla burada bir söyleşi yapar. Ve olaylar bu kitabevinden gelişir. Zaten Amerikalıların uğrak mekanıymış.
1951 yılında Amerikalı George Whitman tarafından açılmış. Kafesinde kahvenin ve kitabın alemlerine dalmak için ideal mekan.
Bookàbar/Roma
Eğik tavanı, bembeyaz minimalist havasıyla önceki kitap evlerinden çok farklı. Daha çok sanat, mimarlık ve tasarım üstüne kitapları bünyesinde barındıran Bookâbar, aynı zamanda CD/ DVD reyonları da var. Kitapçıdan çok aslında sanat galerisini andırıyor.
Kitap kurtlarının mutlaka uğraması gereken bir mekan. Sıcacık, eğlenceli ve ikinci el!
Kütüphane gibi de kullanılıyormuş, bunun için öncelikle belirli bir ücret ödeyip kitabı alıp, okuyup sonra paranızı geri alıyormuşsunuz. Aynı zamanda film günleri, akşam yemeği düzenleme günleri gibi etkinlikleri de varmış. Çok hoş bir internet siteleri de mevcut Buyrun!
Big Ben Bookshop/Prag
Prag sevgimi bilenler bilir, oraya gittiğimde mutlaka uğrayacağım yerlerden biri bu kitapçı olacak. Şehrin tarihi dar sokaklarında saklanmış şirin bir dükkan. Kitaplar belki biraz pahalı gelebilirmiş lakin Avrupa'daki kitapçılarla kıyaslandığında normal standartlardaymış. Çocuk ve kurgu bölümü ile takdir toplayan dükkan aynı zamanda Prag tarihi ve komünist dönemle ilgili bölümü dikkat çekiyor.
City Lights Books/San Francisco
Lawrence Ferlinghetti'nin dükkanı yıllarca Allen Ginsberg ve gibi ünlü yazarların ve bohemlerin uğrak mekanı olmuş. 60 yıllık bir mazisi var ve San Francisco'nun en canlı kültür merkezlerinden. Her hafta yapılan okumalarla müdavimlerinin vazgeçilmezi.
Atlantis Books/Santorini
Santorinin beyaz badanalı villalarından birine bir grup Avrupa ve Amerikalı üniversite öğrencisi Atlantis Books'u kurmuşlar. Gün batımında kitabınızı alıp, üst katta oturmak harika olur muhtemelen.
Daund Books/Londra
Londra'nın en beğenilen kitapevilerinden Daund Books seyahatçi için önemli olabilecek kitapları bünyesinde barındırdığı için ün yapmıştır. Edward dönemini anımsatan mimarisi, cilalı zemini ve kitaplıklarıyla görülmesi gereken bir yer.
15 Temmuz 2011 Cuma
"Martı Jonathan Livingston", Richard Bach
Martı'yı lise yıllarımda bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okumaya karar vermiştim ancak nasıl becerdiysem bu öyküyü okumayı üniversite yıllarıma kadar erteledim. Geçenlerde elime aldığım gibi bitirmem de bir oldu ve Rafların Arasından'da daha önce yazılmamış olduğunu görünce kısaca bahsetmek de farz oldu tabii.
Jonathan, diğer martılardan farklı bir martı. Gece karanlığında martılar uçamazlar derler, Jonathan bunu dinlemez. Yükseklerden denize dalınmaz derler, Jonathan'ın umrunda değildir. Diğer martılar gibi olmak çok sıkıcıdır ve anlamsızdır da, bu yüzden Jonathan, diğerlerinin denemediği her şeyi dener, geceleri uçar, yükseklerden denize dalar. Bir gün yükseklerden denize dalmanın daha verimli olduğunu keşfeder, diğer martılardan daha çok balık yakalayabileceğini öğrenir. Ancak Martı Konseyi kendisini çağırdığında övgü beklerken dışlanmışlıkla karşılaştığında ne yapacağını da şaşırır. Farklılıkların korkutucu kabul edildiği toplumlarda aramızdaki Jonathan Livingstonlara yazılan bu öykü, kısacık, güzel bir öykü. Elbette okuyucuya verdiği heyecan da okuyucunun kafasındaki toplum kavramıyla, farklı bir birey olmakla kafa yormak ile doğru orantılı.
***
"... bir gün Martı Jonathan Livingston, bu sorumsuzluğunun bedelini çok ağır olduğunu öğreneceksin. Yaşam bizim için meçhuldür. Bilebildiğimiz tek şey, bu dünyaya yemek ve olabildiğince uzun yaşamak için geldiğimiz..."
Bir martının, Konsey'in önünde kendini savunma hakkı yoktur. Fakat Jonathan'ın sesi birden yükseldi. "Hangi sorumsuzluk kardeşlerim?" diye bağırdı. "Yaşamın gerçek anlamını arayan, bulmaya çalışan bir martıdan daha sorumluluk sahibi biri olabilir mi? Bin yıldır yaptığımız tek şey balık peşinde koşmak. Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi. Bana bir şans verin, öğrendiklerimi size göstereyim."
***
Jonathan'a şans vermiyorlar ve Jonathan, özgürlüğü, toplumdan ayrılmayı seçiyor.
Not: Martı Jonathan Livingston üzerine, Yaşar Kurt'un yaptığı çok güzel bir beste vardır:
İyi okumalar, iyi dinlemeler.
Etiketler:
richard bach,
sweet leaf
10 Temmuz 2011 Pazar
Ateş Böceği Yolu / Kristin Hannah
"You are the dancing queen young and sweet, only seventeen"

Diye Abba'nın en popüler şarkısı Dancing Queen nakaratıyla başlıyor kitabımız. Bu kitabın en sevdiğim yanı arka fonda çalan (çalmayan ama kulağınızda hissettiğiniz) müzikleri oldu. Abba, David Cassidy, Prince, Jackson 5, Calamity Kiddle, Care Of Business, The Isley Brothers, Pat Benater, Madonna, Rolling Stones hatırladıklarım. Bu sevmem bunlardan dolayı olabilir.
Yıl 1974. Tallulah Hart yani Tully'nin Ateş Böceği Yolu'na taşınmasıyla başlıyor. Tully çarpıcı, güzel ve nereye gitse popüler olan biri. Ama aile yaşantısı berbat, annesi uyuşturucu bağımlısı.
Komşu kızı Kate ise onun tersine korumacı bir ailede yetişen kendi halinde biraz geek biri.
Tully'nin başından geçen kötü bir olay onları birbirine bağlar ve 30 yıl sürecek sımsıkı dostluk başlar. Tully bir süre sonra Mullarkey ailesinden biri olur ve Kate ile üniversiteye oradan sıkı bir iş yaşamına atlarlar. Dahasını anlatmayayım...
Kitap önce çok güzel ve hızlı okunuyor. Merakla bekliyorsunuz olanları ve eğleniyorsunuz onlarla. Ancak bir süre sonra sıkmaya başladı beni. Ne olacak ya, nereye bağlayacak yazar derken konu öyle noktalandı ki, insan gerçekten üzülüyor sonuna.
Güzel bir dostluk, bağlılık romanı Ateş Böceği Yolu. Okuduktan sonra sizde istiyorsunuz aynen böyle birini hayatınızda. Yazar akıcı bir dille anlatmış, hızlıca okuyorsunuz. Ama dediğim gibi bazı yerlerinde sıkılmadım dersem yalan olur.
Bu sıcacık romanı tavsiye ediyorum. Okurken şarkıları da not edip bir yerlerden dinleyin, harika oluyor öyle.
Etiketler:
Kristin Hannah,
Sycorox
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
