15 Mart 2013 Cuma

Gönül Yarası (Gretchen Lowell serisi 1) Chelsea Cain


"Adama haftalarca işkence etti. Dalağını söktü, çekiç ve çiviyle göğsüne kalp şekli kazıdı. Adam artık öldürülmek için yalvardığında, hayatını bağışlayıp onu serbest bıraktı."

Evet, konu olarak dikkat çekici ve nasılmış diye merak ettiren bir roman ile karşı karşıyayız. Arka kapağı okuyunca referans olarak Chuck Palahniuk, Tess Gerritsen, Stephen King yorumlarını görünce insan ister istemez meraka kapılıyor.

Kitap Portland'da liselerde kızların kaçırılması ve ardından ölü bulunmalarıyla başlıyor. Göreve birkaç yıl önce ünlü bir seri katilin elinden zor kurtulabilmiş Archie Sheridan'ı getirirler. Olay böyle başlar.

Kitabın ortalarına kadar aşırı derecede sıkıldım ve ağır okudum. Günlerdir elimde lakin okuyamıyordum tuhaf bir şekilde. Hatta düşük puan veririm buna diyordum. Lakin sonlarına doğru bu düşüncemde yanıldığımı gördüm, çünkü iyi kurgulanmıştı.

Kitapta beni rahatsız eden şeyler yok değil. Mesela Gretchen Lowell vakası. Öyle bir gidişatı var ki, sanki bundan önce bir kitap varmış da, bu serinin ikinci kitabıymış. Ama serinin ilk kitabı. İlk kitap Gretchen'in olayı yani Güzellik katili görev gücü ile başlamalıydı. Gretchen olayı, onu takipleri falan işlenmeliydi.


"Cinsellikten daha mahrem olan şey nedir, biliyor musun?" diye sordu Gretchen. Archie'ye kötücül bir bakış attı. "Şiddet."

Yazar Gretchen karakterinde resmen seyirciye oynamış. Yani biliyorsunuz kitabı olan dizileri. Bunda öyle bir hava var ki, zaten arkasında da yazıyor kadın bir Hannibal Lecter&Dexter yaratmayı kafasına koymuş. Hatta o denli iddialı ki, Hannibal yanında kilisedeki çömez çocuklar gibi kalır demiş.
Gretchen karakteri kitabın arka fonu resmen. Birçok okuyan çok beğenmiş, etkilenmiş ama bana son derece yapay bir karakter olarak geldi. Yani çok müthiş güzel, sezgileri kuvvetli, aurası yüksek, tam bir psikopat, iki yüz kişiyi öldüren seksi bir seri katil. Dediğim gibi tam seyirciye göre bir karakter. Ki zaten dizi anlaşması yapılmış, sonra ne olduysa olmamış.

Yazarın bu tavrı olmasaydı bence çok daha olay bir seri olacaktı.

Gretchen ve Archie ilişkisinde ise Stockholm Sendromu'na yer vermiş. Archie o bodrumdan çıktığında asla eskisi gibi olmayıp, Gretchen'e bağımlı bir hale geliyor. Kitabın ismi oradan geliyor, kalbine çekiç ve çiviyle kazıdığı aşk sembolünden. Beni asla unutma diyor sanki.

Benim favori karakterim gazeteci kız Susan Ward oldu. Pembe saçlı, siyah giyimli, fuzuli konuşan, sevimli Susan'ı daha gerçekçi gördüm.

Kitabın türkçe ismini gören bir aşk romanı sanabilir -ki aslında öyle- lakin kurgusu yukarıda saydıklarım olumsuzluklara rağmen gayet iyi bir polisiye. Bizdeki kapak ise bence alakasız. İsim başka tellerden çalıyor, kapağındaki gotik kız bambaşka. Belkide öldürülen kızları simgelemesi bakımından onu seçtiler bilemiyorum ama yine de kitabı okuyunca, keşke orjinal kırmızı kapağı kullansalarmış dedim. Daha dikkat çekici olabilirdi.

Sonuç olarak başlarda üç puan verecekken beni şaşırtıp dört puanı hak etti. Lakin ben ciddi bir polisiye okuyucusu olmadığım için, iyi bir polisiye okuyucusunu tatmin eder mi kitap bilemiyorum.
Serinin ilk kitabı olarak bana göre hiç fena değildi. Tavsiye eder ve kitabın trailerlarından birini eklerim buraya.
İyi okumalar...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails