14 Ocak 2011 Cuma

La Dame aux camélias/ Kamelyalı Kadın


"Bu kızda; bir hiç uğruna fahişe olan bakire, bir hiçin en aşık, en saf bakire haline getirebileceği bir fahişe duruyordu"


Dame Aux Camelias. Yani Dumas Fils'in hüzünlü Kamelyalı Kadın'ı. Döneminde fırtınalar yaratmış bu kitabı okudukça her bir karaktere ayrı üzülüyorsunuz.

1800'lerin Paris'inde geçiyor konu. Kibar fahişelerin dönemi esasen. Ve kahramanımız Marguerite Gautier en güzel ve mağrur olanlarından. Onu tanıtan en önemli şey tiyatro locasında oturduğunda elinde olan kamelyalar.
Ama çok hasta ve yaşadığı o hızlı debdebeli hayat iyileşmesine izin vermiyor. Tam o sırada hayatına kendi halinde yaşayan Armand Duval giriyor. Hastalanıp yatak döşek yatarken, daha onu tanımadan her gün aşağıdan onu durumunu soran, endişelenen genç bu çocuk.

Armand'ın ona sağlayabileceği hiç bir lüks yok, aşkından başka.
Ama yine de aşk bu yaşama galip geliyor bir dönem. İki genç pervasızca yaşıyorlar, dolu dizgin.
Kamelyalı kadın Armand'dan hiçbir şey beklemiyor, onu o haliyle kabul ediyor hatta ona hayranlık duyuyor ve koruyor elinden geldiğince. Ama Armand da gözü kara aşık ve sevdiğinin her istediğini yapmaya gönüllü.
Ve Marguerite her şeyi ardında bırakıp bu gençle hayatını geçirmek isterken işler karışıyor ve hüzünlü bir yola giriyorlar.

"Tinsel yaşamın yanında özdeksel yaşam da vardır. Ve en saf, en temiz kararlar, gülünç ama demir gibi sağlam iplerle toprağa bağlıdır. Onları koparıp atmak hiç de göründüğü kadar kolay değildir"

Armand'ın dürüst ve oğlunun geleceğini düşünen babası işin içine girince bu iki genci acı dolu bir son bekliyor. Ki ben sonlarında gerçekten bu trajediye üzüldüm, karakterlerin her birinin kendine göre haklı oluşuna üzüldüm.

Kamelyalı kadın defalarca kullanılan bir öykü oldu sahne ve beyazcam'da. Yeşilçam'da bile kullandılar bol bol. Eğer film olarak izlemek isterim derseniz 81 yapımı Isabelle Hupperd başrollü olanı benim gözümdeki Kamelyalı Kadın ile benzeşti sanki.


Ve defalarca tiyatro ve bale gösterisi olarak sahneye kondu bu hüzünlü roman.

En önemli olan sanırım Verdi'nin bu romandan etkilenip bestelediği, 3 perdelik opera eseri,
"La Traviata"
Marc'ın bir dönem kullandığı "iştee temizlik hemde hiç durulamadan kurulamadan" sözleriyle bildiğimiz,
"Libiamo ne' lieti calici – Brindisi" La Traviata'dan.
Düşünmeden edemiyorum Kamelyalı Kadına ve operaya gönderme olarak mı yaptılar bu reklamı acaba?

Bu arada Pavarotti'yi de anmadan geçmeyelim, söz konusu eseri dinleyerek.


Gel gelelim Kamelyalı Kadından başka bir hüzünlü öyküye.

Aralıkta artık bu Kamelyalı Kadın'ı bitireyim derken, bir yandan da eski 2000'in Popüler Tarih dergilerini çıkarmış onlarla haşır neşir durumdaydım.
Ve 2000 Aralık sayısında bir anda açtığım Sahne bölümünde ünlü oyun yazarı Şemseddin Sami ve zamanın çok ünlü tiyatro oyuncusu Mari Nıvart'ın aşk hikayesi gözüme çarptı.

Mari Nıvart döneminin en ünlü oyuncularındanmış ve büyük yeteneğiyle dil bilimci ve oyun yazarı Şemseddin Sami'yi etkilemiş, aşık etmiş kendine. Tiyatro oyunlarını yazarken bu kızdan etkilendiği söylenir. İçten içe oda Sami'ye aşıkmış ama içine kapanık olduğu için açılamıyormuş.

Ve Şemseddin Sami'nin evli oluşu başka bir faktörmüş ve bir dönem bu aşktan kaçmak için Tiflise gidip, oradaki tiyatroda bir çok Rus klasik eserleriyle beraber Kamelyalı Kadın'ı oynamış. Şemseddin Sami'yi unutamadığı için geri dönmüş. Ona kendini bırakmış ve kısa bir süre sonra ondan bir çocuk beklemeye başlamış. Ancak aralarındaki din ve evlilik engeli büyük bir trajediye yol açmış. Bu tanzimat tiyatrosunun iki güçlü kişiliği o dönemde büyük yankılar uyandırmış.

Sahne adıyla Mari Nıvart gerçek adıyla Mari Karayan bu acıya dayanamayıp, intihar etmek istemiş. Ve son kez "Kamelyalı Kadın"ı çok dokunaklı ve herkesi ağlatacak şekilde oynayıp son gösterimden sonra 8 Temmuz 1884'de ölmüş. Kimilerine göre çocuğu düşürmek için aldığı ilaçlardan, kimine göre ise yorgunluk, üzüntüden ve veremden olmuş ölümü.

Ölümü edebiyat ve sanat çevresinde büyük bir üzüntü yaratmış. Cenaze törenine altı bin kişi katılmış ve gözyaşları eşliğinde Beyoğlu Santa Maria kilisesinde yapılan törende Kamelyalı kadın ve La Traviata'nın aryalarıyla uğurlamışlar onu. O gün bütün tiyatrolar kapanmış ve onun için mermerden bir anıt yapmışlar.

Ermeni yazar A. Arpiaryan 1887 tarihinde yayımlanan "Ağlayan Kadın" isimli yazısında bu hüzünlü ve acı dolu aşk hikayesini yazmış.



Kamelyalı Kadın'ı okurken tamamen tesadüf sonucunda karşıma çıktı bu üzüntü verici öykü. Düşündüm Mari o son Kamelyalı Kadın oyununda kim bilir ne büyük acılar çekti. Çekti ki, onunla beraber tüm salon gözyaşlarına boğuldu.

Kamelyalı Kadın daha kim bilir ne öyküler saklıyordur kendi içinde, okurları içinde. Mutlaka edinin ve okuyun okumadıysanız.

Size Marguerite'nin son zamanlarından ki sözlerle veda edip, yazımı artık nihayet! bitireyim.

"Tanrının bu yaşamda, günahlarımızın arınmasının,
bütün işkencelerin, bütün felaketlerin, bütün acılarının bulunmasına izin vermesi için doğmadan önce çok büyük bir kötülük yapmış olmamız ya da öldükten sonra çok büyük mutluluğa kavuşmamız gerekir"


4 yorum:

  1. İlginç. Şemsettin Sami ile ilgili bu kadar detaylı bilgim yoktu açıkçası. Teşekkür ederim :)

    "Bu kızda; bir hiç uğruna fahişe olan bakire, bir hiçin en aşık, en saf bakire haline getirebileceği bir fahişe duruyordu"

    Bu ne güzel bir anlatımdır böyle.

    YanıtlaSil
  2. Ne kadar da güzel ve ayrıntılı bir tanıtım yazısı olmuş bu Syco'cum, ellerine sağlık! Romanı ben de çok sevmiştim okurken, bir de bu aralar fahişeli romanlardan gidiyoruz bir de hehe kapatmasınlar bizim blogu da. :p

    YanıtlaSil
  3. Francesca Mckennitt; ben teşekkür ederim, benimde bilgim yoktu açıkçası bir anda önüme geldi.
    Kitapta daha bunun gibi çok güzel söz var, altını çize çize okudum.

    Sweet Leaf; canım teşekkür ederim, aslında kitaplar için böyle detaylı yazılar yazmayı seviyorum. O değilde Bir Fahişenin Günlüğü, Nana, Kamelyalı Kadın maşallahımız var aslında bizim şu Osmanlı haremiyle ilgili dünya kitap var elimde okunmuş, hazır popülerken yazıp reytingleri arttırsak mı diye düşünmedim değil ama şimdi ceza yemeyelim tabii :)

    YanıtlaSil
  4. kamelyalı kadın'ı okurken, sık sık boğazımda birşeyler düğümlendi ve gözlerim doldu. dumas fils'in kaleminde canlanan armand, aşk duygusunun tabiatında olan ambivalansı çok iyi sergiliyor.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails