23 Ocak 2013 Çarşamba

Uzay Efsanesi, Arthur C. Clarke



Neandarthal insanı ve koşullarını tanıtarak eserine giriş yapan yazar, milyonlarca yıl önce meydana gelen zihinsel farklılaşmayı Eski ve güçlü dünyadışı varlıkların çabalarına bağlamış. Gökten düşen simsiyah bir Tektaş ( monolith ) atalarımıza önce doğaya sonra da kendi ırklarına tahakküm arzusunu öğretmiş. Giriş kısmındaki bu kurguyu yalın ama şairane bir tonda aktarmış.

Günümüz dünyası ise nüfus yoğunluğu yüzünden kıtlığa çok yaklaşmış, nükleer güçle sarmalanmış güvensiz ve 2 kutuplu bir dünya. İki süper gücün ( Sovyetler ve Amerika ) gölgesi altında yaşamaya çabalayan insanlar ise uzaya sıçramış ve Ay'ı fethetmişler.  Ay'da Kalıcı üslerin kurulduğu, uzay yolculuklarının uçak yolculuğu kadar konforlu olduğu gelecekte, insanın ilk fethi üzerinde bir gizem yatmaktadır. Ay'da tespit edilen manyetik sapmalar sonucu bir Tektaş bulunur. Dünyadışı varlıklara dair bu ipucu sütün zekalardan bir hediye midir yoksa açılmayı bekleyen bir tehdir mi? Bunun cevabı ancak Satürn'ün uydularına yapılacak ilk insanlı uçuşta verilecektir.

Son derece güçlü çözüm önerileri ve futuristik düşüncelerle süslenmiş kurgu. Uzayda meydana gelebilecek sorunlar ve gündelik sıkıntıların nasıl çözüleceğine dair açılımlar, ustanın bilim adamlığını da net bir şekilde ortaya koymakta. Tasvirleri ve fiziki arkaplanları son derece güçlü aktarmış. Uzay ortamının fiziki sorunları kadar psikolojik sorunlarına değinen ve çözümlemeye çalışan yazar kurgusunun bazı bölümlerinde gerilimi ustaca kontrol etmiş. En ufak yardımdan milyonlarca kilometre uzakta deli bir yapay zeka ile kısılı kalmak? Gerçekten ürkütücü.

H.G. Wells ve Dünyalar Savaşı, Bohr, Einstein- Rosen köprüsü atıflarında bulunan yazar, dünya dışı varlıklara dair samimi bir tartışmaya girmiş ve evrim genetiğini sorgulamış. Prostetik yaşam formlarının doğa üzerinde tam tahakküm olduğunu belirten yazar, bir gün makine-insan olacağımızın ipucu olduğunu ifade etmiş. Ana karakter olan Dave Bowman uzayı tüm zorluklarına ve yalnızlığa katlanması gereken bir öncü. İnsanoğlunun yıldızlara taşıdığı elçi o... Beden ve zihin üzerinde tam kontrol, metafizik bir varoluşa ufak bir gözatışla eseri noktalamış usta yazar. Okuması son derece keyifli 2 kısa hikayeyle de süslenmiş sonu.

Kült bir eser olduğunu belirtmeme gerek olduğunu sanmıyorum. Kubrick ve Clarke arasındaki fikir paylaşımlarına da yer veren bölümler ise okuma keyfini katlıyor. Tarihe geçecek bir bilim kurgu için Clarke'tan fikirler isteyen Kubrick... sanırım istediğini elde etmiş. Başından sonuna son derece akıcı ve merak öğesini ustaca kullanan bir eser. Yıldız tarlalarını sürme hayalleri olan herkesi, evrenin bildiğimiz ( ve bilmediğimiz ) kısımlarında güzel bir yolculuğa çıkaracaktır. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

22 Ocak 2013 Salı

Einstein'ın Evreni, Michio Kaku



Yazar biyografi ve bilimi melezleyen bir eser kaleme almış. Çağımızın en ünlü bilim insanlarından Einstein'ın hayatı ve fikirleri üzerine odaklanan kitap adım adım Newtonian fiziğin çehresini değiştiren ardından yıkan fikirleri okura tanıtıyor. İlginç anekdot ve göndermelerle samimi bir üslupla yazılmış olan eserde  bilim dünyasının en ünlü isimlerinin podyuma çıktığı ve fikirlerin kimi yerde uyumlu dansına kimi yerde hırçın düellolarına şahit oluyoruz.

Einstein'ın esprili kişiliğini fikirlerinden ayırmamış olan yazar, kimi yerde okura kahkaya boğabilecek anekdotlar paylaşmış. Kişiliğinin her ayrıntısını sıkıcı olmadan sunmuş.Evlilikleri, hayal kırıklıkları, şakaları, ününe verdiği tepkiler, hayat ve insanlar hakkındaki düşünceleri gibi bilgileri paylaşırken bir bilim yarı-tanrısından çok insan olduğunu okura hatırlatan hoş eser olmuş. Akademik yobazlıklar, hocalarının önünü kesmek için giriştiği beyhude çabalar, ünlü olduktan sonra herkesin ilgisinin bilim ve sokakları sirke çeviren gariplikleri, savaş karşıtı düşüncelerini sonuna kadar savunması, bilim insanlarının bir gecede kana susamış savaş çığırtkanlarına dönüşmesi gibi ilginç ayrıntılarla zengin dokusu kimi zaman hüzünlü bir atmosfer yaratmış. Bilim dünyasında en çok tanınan isimlere dair de ilginç bilgilere rastlanabilen pasajlar bulunması konuyu dağıtmadan işleyebilmesi takdire şayan.

Ağır bir kitap değil. Kuramlar o derece basit ve şairene aktarılmış ki tıpkı Einstein'ın da zamanına ifade ettiği gibi 5 yaşında bir çocuk bile gözünde canlandırabilir. Ünlü kuramcıya saygıda kusur etmeden, eksiklikleri ve fazlalıklarıyla dolu dolu çağ ve insanları tüm açılarıyla okura aktarmayı başarmış. Kimi biyografi yazarlarının düştüğü hatalara düşmemiş ve nesnel tavrını korumuş. Kendisi de bilim adamı ve bilimsel makaleler yazan Kaku'nun konuya son derece hakim, üslup olarak da samimi olduğunu belirtirim. Eğer Einstein'ın fikirlerin ve hayatını merak ediyorsanız bu eser istediğinizden fazlasını sunacaktır.En beğendiğim kitaplardan biri olarak kütüphaneme yerleştirirken konuyla ilgilenen herkese rahatlıkla öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

21 Ocak 2013 Pazartesi

İnsanat Bahçesi, Desmond Morris



Yazar, "Çıplak Maymun" gibi tartışma yaratan bir çalışmadan sonra, bu kez de insan-hayvanın kurduğu toplumu ve devasa örgütlenmesini irdelemiş. Giriş kısmında insan toplumu ve tutsak hayvanların ( hayvanat bahçesinde doğal ortamlarından uzakta bulunan ) benzer davranışlarını ortaya dökmüş. Doğaya karşı kültür tartışmasına girmekten kaçınan yazar, insanı tutsak bir hayvan olarak tasvir etmiş.

Tarıma geçen avcı-toplayıcı toplum genetik anlamda bu yeni koşullara uyum sağlayacak kadar süre yeni koşullar içinde olmadığı için çeşitli sıkıntılar çekildiğini belirtmiş. Küçük ve kişisel olan topluluklardan yani kabilelerden , devasa süper-kabilelere geçiş sürecini inceleyen yazar; insanın bugünkü örgütlü yapısının avcı dönemlerine dayandığını belirtmiş. Ava ve yiyeceğe ulaşmak için işbirliği yapması gerekli olan neolitik insanın bu işbirliği duygusu üstün liderlere ve altgrup oluşumlarına neden oluyor. Dilin ayırıcı gücünü, jargon ve argo oluşumları, yerel dillerin birleşerek ulusal dil olması, kabile kültürünü yitirmekten korkan insanın lehçe ve ağız geliştirmesi gibi örneklerle açıklamış yazar.

İktidar gücü ne kadar çok insana uygulanıyorsa ( kabile büyüklüğü ) bu süreçte pantheonlar güç kaybediyor ve süper kabileye geçerken tüm yetkileri Tek Tanrı'ya devrediyor. Liderlerin savaşa hem despot olmak istekleri ( güç kullanma arzusu ) hem de halk tarafından sevilmek, çevresinde kenetlenmek güdüsünden faydalanmak için ihtiyaç duyduğunu ifade eden yazar, dışarıdan gelecek tehditlerin bağlılığa sebebiyet verdiğini detaylı bir şekilde açıklamış. Modern çağın yönetim açısından uzman kimselere ihtiyaç duyduğunu, sorunları çok ve karmaşık olması sebebiyle uzaman bir yönetici kasta gidildiğini açıklayan yazar, yetki dağılımı ve ve örgütlenmenin doğasını açıklamış.Kent, yaşamının merakı ve oyunculuğu, zihinsel yarışmacılığı bileylediği için tercih edildiğini belirten yazar, intihar oranın kentlerde çok daha yüksek olduğunu göstererek modern çağın ciddi baskılarını ifade etmiş. İntihar olgusunun statü yarışına kendini fazla kaptırmış kimselerde daha çok görüldüğünü de eklemiş.

Görücü usülü evliliklerin biyolojik şartlanmalara aykırı olduğunu, aksi iddia edilse de çift kurma ( birliktelik, evlilik vs. ) olgusunun son derece doğal ve gerekli olduğunu belirten yazar, uzun süre tutsak kalan hayvanlarda şizoid karakter özellikleri görülebileceğini örneklerle açıklamış. Egemen liderin özelliklerini ve seksin çeşitlerini evrimsel tabanda inceleyen yazar, iç-grup / dış -grup ( biz / ötekiler ) ayrımlarına detaylı yer vermiş. Statü seksi ve sembollerin bilinçaltı anlamlarına geniş yer veren yazar, Lorenz, Bowlby ve Freud'un kuramlarına bolca gönderme yapmış. İnsanın maddi bolluk içinde davranışsal yoksunluk çektiğini ifade eden Morris, Modern çağın ikilemlerini eleştirmiş ve son bölümü kabul törenlerine ayırmış.

Dil samimi ve akıcı. Bazı kuramlar çiğ dursa da, cesur bir çalışma olduğu su götürmez. İnsan ve kurduğu toplumla ilgili olarak birbirinden tartışmalı çıkarımları son derece açık bir şekilde anlatmış yazar. Eğer davranış-bilim ve sosyoloji ilginizi çekiyorsa bugün bile içimizde yaşayan kabile üyesi-avcı insana göz atabileceğiniz güzel bir eser. Giriştiği çoğu tartışmada nesnel kalmayı başarması da büyük bir artısı. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"İnsanların tabiatı aynıdır, onları farklı kılan alışkanlıklarıdır." Konfiçyüs

19 Ocak 2013 Cumartesi

Galapagos, Kurt Vonnegut


Galapagos, Kurt Vonnegut



Yazar bize evrimi tersten anlatmış. İktisadi kıyametin eşiğindeki dünyadan Galapagos adalarına yolculuk etmesi beklenen kişiler hariç insan ırkının topyekün yok olduğu bir dünyadayız. Ama önce 1 milyon yıl önceye gidip artık suda yaşayan insanlardan çok farklı olan bu kara canlılarının sorunlarını ne oluşturuyor olabilirdi diye baksak? Koca beyinleri elbette.

Kült karakter Kilgore Trout'un oğlu Leon'un ağzından  tanık oluyoruz hikayeye. Tüm detayları bir hayalet olduğu için biliyor Leon. Evrim mizahın esas unsuru ve bağlantılar yanlışlıklar komedisi tadında verilmiş okurlara. Ancak yeni bir ırkın ataları olacak insanlar bilgiden yoksun değiller, otomatik çevirmen ve alıntı makineleri olan Mandarax sıkılmalarını engelliyor. Trajikomik ironilerle, ördüğü kurgusunda kullanılan alıntılar gerçekten tam oturmuş ve göz dolduruyor. Çıkarımlar beton kadar sağlam, yazar hicviyle gövde gösterisi yapmış resmen. Freudyen çağrışımları bu kadar ustaca kullanması da ayrı bir tat katıyor kurgu katmanlarına.

İnsan ırkını evrim teorisi üzerinden eleştiren yazar, kolektif bilinçaltının dayatmalarını, evlilik, para hırsı, hoşgörüsüzlük, ırkçılık, konformizm ve elitizmi yerden yere vurmuş ama insan ırkının güzel yanlarını da verdiği alıntılarla yüceltmekten geri durmamış. İnsanın vahşiliğiyle, doğaya karşı duyduğu hınçla öyle güzel dalga geçmiş ki...

Eseri isterseniz fantezi ,( hayalet anlatıcımız dolayısıyla ) isterseniz bilim - kurgu, isterseniz insanlık eleştirisi, isterseniz hiciv yada eğer isterseniz hepsini birden bulabileceğiniz çok güçlü bir yazın olarak alabilirsiniz. En beğendiğim kitaplardan biri, gönül rahatlığıyla yazarı ve eserlerini öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim. başka incelemelerde görüşmek üzere.

Zenginliği temsil eden kağıt parçalarından başka hiçbir şeyi olmayan insanlar aniden şöyle demeye başlamışlardı: " Uyanın artık aptallar! kağıdın o kadar değerli olduğunu da nereden çıkardınız?" 

Not: Kitap ve yazarla beni tanıştıran ve kitabı hediye eden arkadaşıma çok teşekkür ediyorum.

Gece Ana, Kurt Vonnegut



Campbell Jr. bir savaş suçlusudur. Tel Aviv'de bir hapishanede duruşmasını ve idamını beklemektedir. Nazilerin nefret tacirliğini ve propaganda borazanlığını yapmış, bir tiyatro metni yazarı, şair, aşık, esasen karısından başka ulusu olmayan bir adamdır. Aynı zamanda bir casustur, şifreli mesajlarını Ari ırka adanmış yayınları arasına saklayan bir müttefik casusu. Safdil bir hayalperesttir, bu yüzden Alman eşini ve büyüdüğü ülkeyi bırakıp kaçmamıştır. Savaşın sanata ve aşka dokunamayacağına inanmaktadır. Dünya savaşı, fikirlerini değiştirecektir ama...

Usta kişisel geçmişinin en korkunç anılarını öylesine yoğun ve güçlü bir dilde aktarmış ki hayranlık duymamak zor. Dünya savaşında Dresden'de esir düşmesi, şehrin bombalanarak yıkımı, annesinin intihar girişimi gibi güçlü kişisel unsurlar hikayeye yoğunluk, samimiyet katıyor ve zenginleştiriyor. İhaneti tüm kurgusunun esas unsuru olarak alan yazar yarı-gerçekler ve zorlama önkabullerle herşeyi, her karakteri griye boyamış. Hiçbir bilgi parçası tam olarak gerçek değil. Bir sanatçı kadar iyi yalan söyleyebilecek kim var ki? Bu yüzden Campbell hayatta kalan tek casus, Reich'a bu kadar yakın olup da canını kurtarabilen tek insan.

Herkes birbirine ihanet ediyor, aşk, sanat, idealler... hepsi ihanetin ve nefretin demir ökçeleri altında formunu kaybediyor, bozunuyor. Romanın girişindeki hapishane gardiyanlarını karakterin psychesinin parçaları olarak  bize tanıtan yazar, karakteri kişisel ilişkileri bağlamında tanıtmış ve romana hakim olan travma sonrası duygusuzluğu, çağa ve insanlara egemen olan kayıtsızlığı diyaloglardan ziyade samimi monologlara gömmüş. Herkes kurban istiyor... insanlar, akımlar, ülkeler hepsi kurbana aç. Bu hikayede ise kurban Campbell Jr. hayatlarından memnun olmayan insanlar suçu başkasına atabilmek için nefrete sığınıyor, kişisel şeytanlar ediniyor ve pisliklerini dünyaya kusuyorlar...

Campbell, aslında kimdir? bir casus mu? bir hain mi? bir aşık mı yada sadakatsiz mi? istemediği halde her 2 tarafa çalışmak zorunda kalan karısından ve yazılarından başka sarılacağı bir şeyi olmayan bu adam herkes tarafından ihanete uğruyor. Ülkesi hizmetini reddediyor, Almanya onu yargılamak ve asmak istiyor, Ruslar onu Amerika- Nazi ortaklığı komplosuna tanık olarak istiyor, İsrail ise 6 milyon insanın ölümünü onun propagandasına yüklemek... Bu devasa saklambaç oyununda, kaçmak ve kovalanmaktan bitkin düşmüş biri o sadece.

Eserinde bayrak sallamıyor yazar. Hiçbir ülke ve ırk üstün değil burada, hepsi aynı... hepsi insan ve hepsinin eksiklikler var. O kadar güzel metaforlarla ,insanlıktan çıkarmadan parmakla gösterip kin kusmadan eleştirmiş ki yazar edebi gücü okura şapka çıkartıyor. Mizahı siyahın öyle yoğun bir tonu ki kimi zaman bir pasaja tekrar dönmek zorunda bırakabiliyor okuru. Modern çağın klasikleri arasında yer alması gereken insanla dopdolu bir roman bu. Gözüm kapalı öneriyorum, bu yaşlı adamın verdiği insanlık dersini kaçırmamak gerekli. başka incelemelerde görüşmek üzere.

18 Ocak 2013 Cuma

Varoluşun Keşfi, Rollo May



Freud ve Kierkegaard'a atıflarla açtığı metnini varoluşçuluk ekolünün çıkarım,algı ve savunusuna ayırmış May. Yazar, kaygının ontolojik olarak varlık duygusunu baskılamak durumundan beslendiğini belirtirken klasik ve modern psikiyatriye başkaldırıyor. Terapistin en zayıf noktasına parmak basarak, yardımcı olmaya çalışılan kişileri modern psikiyatrinin konformist kuklalara çevirdiğini, bireyselliği öldürdüğünü ifade ediyor. Nevrozun, bireyin kendi varlığını korumak için kullandığı bir yöntem olduğu açıklamasını yapan yazar, varoluşun bireyin cesaretine bağlı olduğunu ifade ediyor. Tillich'e atıflarda bulunurken diyor ki :" Biz başkalarında yaşarız, başkaları da bizde..."

Farkındalık ve bilincin aynı şeyler olmadığını açıkladıktan sonra varoluşçu analizin kökenlerine tarihçesine giren yazar, Viktoryen dönem ve algıların güçlü ve yerinde bir analizini yapmış. Modern psikiyatrinin neferleri olarak terapistlerin hastaları kendi önkabullerine göre yargılayıp yonttuğunu ve sonuca ulaşmakta başarısız olduğunu savunuyor. Batı dünyasının insanları endüstriyel ve siyasal kolektivizm içine sıkıştırarak isimsiz bireyler haline çevirme eğilimi eleştiriyor.

Freud, Kierkegaard, Nietzsche'nin çıkarımları üzerinde detaylı duran yazar, Hegel, Locke, Marx, Kafka, Rilke'yi alıntılamış. Varoluşçuluk algısı açısından Doğu ve Batı'yı kıyaslamış, tarihçelere değinmiş. kontrolün, güç yerine kullanılan bir ifade olduğunu belirten yazar, zorlanımlı ve katı ahlakçılığın kişilerdeki varlık duygusu eksikliğinin bir sonucu olduğuna işaret etmiş. Özsaygının, sosyal onaya bağlı kaldığı sürece sadece konformist bir çaba olduğunu belirten yazar; varlığı , ego ve diğer fenomenlerden güçlü dayanak noktaları ve çıkarımlarla ayırmış. Egonun edilgen kılınmış olmasının sosyal baskıya işaret ettiğine değinmiş. Varlığın tükenmesinin tek şartının ölüm ( varlığın yokoluşu ) olmadığını konformitenin bireyi, dolayısıyla varlığı yok ettiğini ifade etmiş.

Kaygı ve korku kavramlarını güzel örneklerle net bir şekilde birbirinden ayıran yazar, şizoid kişilik oluşumlarının doğasını da incelemiş. Diyalektik döngüler ve düalist çıkarımlarla metnini zenginleştirmiş, terimlerin etimolojik kavramları ve anlamları üzerinde durmuş. Varoluşçuluk ekolünün felsefi temellerini açıklamayı unutmamış ve ekolün insanı analiz etmeye çalışan tekniklerin üzerine değil insanı anlama çabasının üzerine kurulduğunu belirtmiş. son bölümde klasik / modern psikiyatri ve varoluşçu ekol arasındaki farkları ortaya koymuş ve detaylandırılmış örneklemlerle kıyaslama yapmış. Vaka analizleriyle metni boğmamış, akıcı ve anlaşılır bir dilde tecrübe ve çıkarımlarını okurlarla paylaşmış.

Cesur ve güçlü bir metin: Psikoloji tanrılarına ve yeni kurulan bilimsel tarikatlara açıkça meydan okuduğu için takdiri hak ediyor May. Konformizme savaş açması ve Batı kültürünü yerinde ve sofistike bir tarzda eleştiriyor olması eserin büyük artıları. Konuyla ilgili taptaze fikirlere açık olan herkes için keyifli bir okuma sunacaktır. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Muhafızlar! Muhafızlar! , Terry Pratchett



Havuç, ortalamanın çok üzerinde bir cücedir. Bu 1.90 m lik cüceye babası olan cüce kralı evlatlık olduğunu ve insanlar arasında da yaşaması ve adetleri öğrenmesi gerektiğini söyler, bir erkek olmak için kendini kanıtlamalıdır. Böylece Havuç, Ank-Morpork'a giderek bekçi teşkilatına katılır. DiskDünya'nın en büyük ve kozmopolit şehrinin Havuç'tan büyük sorunları vardır. Gizemli bir tarikat, Ataerki tahttan indirmek için bir Ejderha çağırmaya ve önceden planlanmış bir kahramanın onu yenerek kral olmasına çabalamaktadır. Ataerk'in yönetmelik ve mevzuatlarla güçlendirdiği suç örgütleri yüzünden kendine saygısını ve askeri gücünü yitirmiş bekçi teşkilatının alkolik yüzbaşısı Vimes, şehrini kendi kendisinden korumak için adamları ve yeni katılan saf çocukla beraber ciddi mücadelelere girişecektir.

Bu kitap tamamen bir filmin 15. dksında öldürülen veya bir kitabın 10. sayfasından öldürülen figüranlara, o saygıdeğer muhafızlara adanmış. Tüm polis ve dedektif klişeleri ustaca kullanan yazar çoğu filme gönderme yapmaktan geri durmamış. Clint Eastwood'un bir repliği veya Danny Glover'ın ünlü cümlesini görünce ister istemez gülümsüyor okur...

Havuç, saf ve iyi yürekli bir çocuk ve kanunu her şeyin üzerinde tutuyor, bu yüzden suçun mevzuat ve kotalara bağlandığı bir şehirde ilk geldiği günden itibaren karışıklığa sebep olmaktan geri duramıyor. Vimes ise hayatına sızan aşk ve bu genç çocuğun idealizmi sayesinde kendine saygısını yavaş yavaş geri kazanıyor ve şişeyi bir kenara bırakıyor. Çavuş Kolon, emekliliğini dört gözle bekleyen bir aile babası, Nobby ise boş vaktinde halk danslarına giden banyoyu henüz duymamış bir sigara tiryakisi. hepsinin ortak noktası ise önemsiz olmaları... Şehir ve otoriteler için sinek kadar değerleri yok. Ancak bu zavallılar takımı bir Ejderhanın karşısına dikilince işler değişiyor.

Yazar kitabının genelinde hukuk ve pratik uygulamalarıyla dalga geçmiş. Otorite ve konformizm eleştirileri çok güçlü. insanın kendisine ve çevresine ne kadar kolay yalan söyleyebildiği, uyum sağlamak için verdiği tavizler üzerinde detaylı durulmuş. Tüm bu eleştiri ve çıkarımlar pür şamata bir mizahla süslenmiş ve okurun eğlencesine sunulmuş. Başından sonuna kadar tam bir kahkaha tufanı olan bu eser okura hoş zaman geçirtecektir sanıyorum. Rahatlıkla öneriyor, keyifli okumalar diliyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Piramitler, Terry Pratchett



Teppic, Ank- Morpork'un en saygıdeğer loncalarından birinde Katiller Loncası'nda eğitim görmektedir. Hiç bu taraklarda bezi olmamasına rağmen inşaat ve gıda sektörü gibi her zaman para kazandıracağını düşündüğü bir iş kolu olduğundan bu yolu seçmiştir. Teppic küçük bir çöl krallığının prensidir aynı zamanda, bu durum mezun olduğu gece babasının ölmesiyle diplomasını almadan apar topar krallığına dönmesine neden olacaktır. Bir tanrı-kral olmakla ilgili en ufak fikri olmayan bu dışarıda eğitim görmüş genç firavun gelenekçi rahiplerle kafa kafaya gelecek, babasına adına layık en büyük piramidi yaptırmak isterken ( kelimenin tam anlamıyla ) krallığını kaybedecektir. Mumyalar, matematik dahisi develer, geometri ve "dürüst ticaret"le boğuşması gereken Teppic durağan ve ölü krallığına refah getirmek için elinden geleni yapacaktır.

Usta yazar, mizahta ingiliz üstünlüğünü her eserinde olduğu gibi bunda da kanıtlıyor ve bolca kahkahaya sebebiyet veriyor. Ustaca kurulan bağlantılar, hoş ve yerinde göndermeler, tezatın ve abartının esas mizah unsurları olarak dikkatli kullanımı, eseri keyifle ve tebessümle okunan bir hava katıyor. Mizahın altından geleneksel ve yenilikçiliğin tartışmasını yapan yazar, inanç ve din sorgularına, otorite ve etiğe ( çoğu zaman ticari ) de bolca yer vermiş. Kurgu oyunları doyurucu ve çıkarımları zekice. Kelopatra göndermesiyle kapanan öykü diğer Diskdünya kitaplarından bağımsız olduğu için yazar ve seriye giriş açısından son derece güzel bir seçim olabilir. Teppic'in çorba olmaktan kurtardığı kaplumbağayla daha sonra "Küçük Tanrılar" da tekrar karşılacağımızı tüm eleştiri ve mizahın dozunun daha da katlanacağını söylesem sanırım tadını kaçırmış olmam...

Başından sonun eğlenceli bir okuma sunan, her sayfasından zeka damlayan bu kitabı gözüm kapalı öneriyorum. Fantastik kurguyla ustaca eğlenmiş olan yazarın, tıpkı taçsız kraliçe Guin gibi tarzlara sığmayacağını fanteziyi ve bilim kurguyu ustaca birleştirdiğini belirtirim. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Evrenin Ucu, Ronny Laws



Kumandan Jord Moagan, Alkinoos gemisinden sorumludur. Alkinoos, değişken iklim koşulları ve dengesiz yıldızıyla tam bir cehennem olan maden kolonisine tutuklu getirip götürmekte, maden trafiğini sağlamakta ve esirlerin ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Sistemin yıldızının süpernovaya dönmesi koloninin sürekliliğini bozar, tahliyeye girişen kumandan geride hiç kimseyi bırakmamak için tam yıldızın patladığı anda "sıçrama" gerçekleştirir. Hasar alan gemisi bilinmeyen bir konum ve yol gösterecek yıldızlar olmadan uzayda kaybolmuştur. Uygun koşullara sahip bir gezegene inip tamir çalışmalarına başlamayı planlayan kumandan, tutuklulara ve uzmanlarına canı pahasına güvenmek ve disiplini korumak zorundadır. Alkinoos mürettebatı evlerine, Dünya'ya dönebilecek midir?

Yazar eser son derece güçlü bir giriş yapmış. Güçlü çıkarımlar ve akıcı diliyle süslenen kurgusu, çoğu space opera nın yavan tadını taşımıyor: Evrenin kelimenin tam anlamıyla ucuna sürüklenen tayfanın kaderi son derece güçlü bir merak öğesi oluşturuyor. Eserin genelinde insanın doğası, kötülüğün doğuştan gelip gelmediği, doğa üzerinde kontrol ve ölümsüzlük konuları işlenmiş. Özellikle Ölümsüz ırk olan Antefeas İmparatorluğu'nun yavan ve durağan hayatı, hayattan keyif alamamaları ölümün gerekliliği ve zaman kullanımının önemi konularını yerinde işleyen bir motif olmuş. Hipnos'lar la uyuşturulan halk ise Tv başında ( veya günümüz için PC başında ) ömür çürüten hissiz bir yaşayan-ölü topluluğu olarak tasvir edilmiş. Yerinde eleştiriler ve çıkarımlar sürükleyici olmak pahasına koşturan ve bazı bağlantıları üstünkörü ( kimi yerde zayıf ) kuran kurguyu biraz da olsa baltalamış. Çeviri hataları can sıkıcı olsa da, kitabın tümüne dağılmış değiller.

Genli itibariyle ortalamanın üzerinde kalan, eleştiri ve çıkarımlarını güçlü kullanan hikayeyi hemen anlatmak için kendi hızına takılan bir kurgusu, merak öğesini başarılı bir şekilde kullanıyor. Eğer Space operaları seviyorsanız keyifli bir okuma sunuyor. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

15 Ocak 2013 Salı

Uzay Şeytanları, Ronny Laws



İnsanlık uzaya açılmış ve yeni keşfedilen, boşlukta yaşayan ateşböcekleri olan Vüm'leri avlamak için safarilere çıkmaktadırlar. Dünya'nın kaynaklarını mahvetmiş olan insan ırkı petrol içinde yaşayan bakteriler ve sentetik besinler sayesinde iklimsel felaketlerden kurtulmuşlar, diğer gezegenlere gözlerini dikmişlerdir. En zengin insan olan Sir Percy, Vüm'leri avlamak için bir uzay oteli inşa ettirmiş ve tüm sayılı zenginleri safariye davet etmektedir. Bu durum Vüm'ler üzerine çalışan Dr. Pavlevski ile temasa geçmesi gereken ajan olan Jord Moagan'ın işini kolaylaştırmamaktadır. Vüm'ler zeka sahibi midir? Pavlevski'nin ortadan kaybolması ne anlama gelmektedir? Moagan, hedefine ulaşıp 2 ırkı birden korkunç bir yıkımdan kurtarabilecek midir?

Eserin geneli tüm space opera klişelerini son derece yerinde kullanmış. Doğa üzerinde kontrol ve insanın vahşi açgözlü doğasının yerinde eleştirildiği bu macerada Bizden tamamen farklı bir kültürel yapıya sahip olan Vüm ırkının Taoist kültürünün biyolojilerine de yansıması güzel işlenmiş bir detay. Nötirinik bir evrende yaşayan Vüm'ler devasa ateş topları gibi gözükmekteler, çevrelerinde onları saracak boşluk olmayınca can veren bu zeki canlıları insanları avlamasını kabullenemeyen ve deli bir bilimadamı olarak görülen Pavlevski, barışçıl bir canlı türünü alıp yaşadıkları gezegeni bir savaş kampına çeviriyor. Onu aşağılayan ve küçümseyen insan ırkını ortadan kaldırmak için 2 ırkı  birden imha etmeye hazır. Jord ise sağduyusu ve güzel Elika'nın da yardımıyla bu felaket senaryosunun önüne geçmeye çalışıyor.

Nötrinik evrenle ilgili tasvirler biraz daha detaya ihtiyaç duymakla beraber kurgu hoş oyunlarla akıcılığını koruyor. Güçlü eleştirileri ve sürükleyici dili artıları arasında. Ortalamanın üzerinde bir space opera olduğunu belirtirim. Eğer türün hayranlarındansanız keyifli bir okuma sunuyor.Başka incelemelerde görüşmek üzere.
Related Posts with Thumbnails