26 Aralık 2012 Çarşamba

Uçuştan Uçuşa, Ursula K. Le Guin



Ünlü yazarın 16 kısa öyküsünden oluşan kitabı.

Yazar havalimanında hazımsız, sıkılmış ve yorgun halde uçağını beklerken boyutlar arasında yolculuğu keşfetmiş. Bu bir boyutlararası seyahatname. Absürd bir tonla başlıyor ilk hikayeye. Genetik mühendisliği ve Gdo'yu eleştiriyor. Uçuş ve havalimanlarında gördüğü insanları farklı boyutların sakinleri olarak kurgulayan yazar, kurguladığı tüm hikayelerde ütopyalar ve distopyalar yaratmış. Huzurlu canlıların bulunduğu bir hikayesinde psikiyatri tarihinin ilginç vakalarından birine atıfta bulunan yazar reenkarnasyon ve ruh sorgusunu da katmış kurgusuna. Husumet ve kan davalarıyla dalga geçip hikayelerinde şehir yaşamını eleştirmiş ve kır özlemini dile getirmiş. Cinsel ayrımcılığı, seksist yaklaşımları imaları altında veren yazar, kültür asimilasyonu olgusuna değinmiş. Şehir yaşamının hayalleri boğduğunu kurgulamış bir hikayesinde.

Megalomani ve günümüz ünlülerinin peşindeki medyayla da dalga geçmeyi unutmayan yazar; çoğu biyolojik, kültürel ve sosyal kalıbı tersine çevirerek yazmış. Tekdüze yaşama isyan motifini ustaca kurgulamış. Soykırım ve faşizm yergisini imalara gömüp savaşın gerektirdiği hırsı ve dönekliği ete kemiğe büründürmüş, imgesi son derece güçlü. Hırs ve toprak kavgasının sonunda el konulmak istenen toprağın kendisini yok ettiğini belirtmiş, görüş ayrılıklarını fiziksel ( ve bilindik ) uçurum imgesine hapsetmiş. Tüm özel günleri ticari metaya çeviren Amerikan kapitalizmine çatmış. Cehaletin mutluluk getirip getirmeyeceğini tartışmış. Çoğu hikayesinde mülkiyet kavramını kullanmamaya özen göstermiş. günümüz toplumunun gençleri kısıtladığını ve sanata boyunduruk atmaya çalıştığını çok güçlü bir kurgu altında altında anlatmış. İcarus ve Romeo & Juliet göndermeleri gözden kaçmıyor. Uyumculuğu ( konformizm ) eleştiren yazar, ölümün gerekliliğini de belirtmiş hikayelerinden birinde.

Kitap özellikle akıcı ve şiirsel diliyle sürükleyici bir okuma sunuyor. Gyr'ın Uçanları hikayesinin özellikle en göze çarpan öyküsü olduğunu düşünüyorum. Ustanın en beğendiğim kitapların  arasında saydığım bu eserini öneriyor, keyifli okumalar diliyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"Kanatları olup da bunu kullanmayan insanları anlayamıyorum. Sanırım onlar belli bir meslek sahibi olmakla daha çok ilgileniyorlar."

25 Aralık 2012 Salı

Uygarlığın Huzursuzluğu, Sigmund Freud
















Ünlü psikologun, sosyal psikolojinin kurucu metinlerinden biri kabul edilen tartışma yaratan kitabı.

Önyazı detaylı ve aydınlatıcı olmuş. Yazar metnine "ben" in sınırlarının öznel olduğu için belirsiz ve bozukluklara açık olduğu savunusuyla giriş yapmış. İlke haz ilkesinin sınırlarının deneyimler aracılığıyla törpülendiğini belirtmiş. nevroz ve psikozların birbirlerine dönüşebilmesinin ciddi bozuklukların çıkış noktası olduğunu ifade etmiş. Darwin'e atıfta bulunmuş ve evrim kuramının savunusu yapmış. dini duyguların çocukluktaki çaresizlik hissini örtmek amacıyla kullanılan bir mekanizma olduğunuu, Tanrı figürünün "koruyucu baba" nın bir versiyonu olduğunu ifade etmiş. "Bir Yanılsamının Geleceği" ve " Totem ve Tabu" dan alıntılar yaparak metnine devam etmiş. Mutluluk ve acı kavramlarını haz ilkesiyle tanımlamış ve açılımlamış.

İnsanların çoğunluğunun sadece zorunlu olduğu için çalıştığını, en ağır toplumsal sorunların bu çalışma isteksizliğinden kaynaklandığını belirtmiş. Dinin kitlesel bir sanrı olduğunu, cinsel hazzzın tadılan ilk mutluluk olduğunu ifade etmiş. Acıdan kaçmak için sevmek ve sevilmek istediğimizi ancak acıya karşı en savunmasız olduğumuz zamanın sevdiğimiz zaman olduğuna dikkat çekmiş. Uygarlığın estetiğe ihtiyacı olduğunu, estetiğinde cinsel sevgiden kaynaklandığını savunmuş. arzularımızın hepsine birden asla ulaşamayacağımızı, haz elde etmek için veya acıdan kaçınmak için çaba harcayacağımızı iddia edip herkesin kendi mutluluğunu tanımlaması ve bulması gerektiğinine dikkat çekmiş. mutluluk çok öznel bir konu olduğu için öğüt verilemeyeceğini söylemiş okuruna.

Dinin herkesin uyum sağlama olasılığını kısıtlayıp kendi mutluluk edinme ve acıdan kaçınma yollarını dayattığına dikkat çekmiş: Dinin bunu, yaşamın değerini düşürerek, dünya algısını çarpıtarak ve zekayı sindirerek yaptığını açıklamış. Kendine yasak olan şeyleri tanrılara atfeden insan, bu kültürel ideallere doğa ve bilim üzerinde uzmanlaşarak gerek duymayı bırakmalı çıkarımını yapmış. Uygar insanın kökenlerinden aslında kopmadığını, parkların , çiçek tarhlarının ve evlerdeki bitkilerin doğal ve ilkel olana özlemi yansıttığına dikkat çekmiş.İnsanın bireysel özgürlük talebini kültürel- kitlesel talepler karşısında hep savunacağını belirtip uygarlığın içgüdülerin bastırılması üzerine yükseldiğini söylemiş. uygarlığın monogamik ve kısıtlı cinsel yaşam dışında hiçbir olasılığa izin vermediğini söyleyerek bir yerde poligami ve eşcinselliğin erken bir savunusuna kaymış. Yazarın haz ilkesini son modeline tam getiremediği gözlenebiliyor. her olgu ruhsal enerji ekonomisi ve libido üzerinden hesaplanmış.

Cinsel itki ve saldırganlıktan güç alan, insanlar arasındaki şüpheciliğin ve güven eksikliğinin otorite etkisi kalktığı an zincirlerinden boşalacağının uyarısını yapıp komünizmi eleştirmiş. Saldırganlığın mülkiyet kavramından çok daha eski olduğuna toplumsal mekaniklerin mülkiyetten ziyade itkiler üzerinde kurulduğuna değinmiş. Kendi kuramlarını da eleşitirerek ufak bir özet sunarak devam etmiş. saldırganlığın kendi yıkıcılığına dayanamayacağı için "vicdan"ı bir karşıt ağırlık olarak icat ettiğini savunmuş. ( Dualist felsefenin kuramlardaki yoğunluğu açıkça görülebilir. ) Erotik taleplerin yerini suçluluk, suçluluğun yerini ise saldırganlığın alabileceğine dağinmiş. Özgeciliği ve bencilliği uygarlığın getirisi olarak almış ancak yüzeysel kaçtığını da belirtmiş ( DNA'nın keşfine daha 35 sene olduğu için bu kavramların tam oturmaması normal ). insanların değer yargılarının mutluluk arzuları tarafından yönetildiğini, yanılsamaların savlarla desteklendiğini savunurak kapatmış.

Dil samimi ve akıcı, çıkarımların arasında kayma veya eksiklik göze çarpmıyor. Sosyal psikolojini kurucu metinlerinden olan bu kitap çok tartışmalı konu içermekle beraber bayağı veya çirkin yakıştırmalara girmemiş. Mümkün olduğunca tarafsız aktarmaya çabalamış. Güçlü bir metin. konuyla ilgili herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu belirterek bitiriyor, keyifli okumalar diliyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Ego Ve Savunma Mekanizmaları, Anna Freud

















Anna Freud'un, çocuk psikolojisi ekolünün kurucu metni olarak kabul edilen kitabı.

Algı ve ekollerin ben'e ( ego ) çekilmesine öncülük etmiş olan yazar, psikanalitik süreçte id'in bypass'ı ile başlamış metnine. Hipnoz, rüya yorumları ve Freudyen sürçmelerin önemine değinmiş. Tekrar mekanizmasını ( aktarım ) detaylı olarak açıklamış. Analistin "dirence" karşılık vermemesini aksine direnci tanılayıp onu oluşturan alt mekanizmaları anlayarak kırması gerektiğini belirtmiş. Çocukların oyun kurgularının duygulanım ve sorunlarını dirençle karşılaşmadan filtresiz yansıttığını gözlemleyen yazar, çalışmalarını daha çok çocuk ve ergen hasatlar üzerinden yürütmüş. Bastırmanın en kolay tanılanan mekanizma olduğunu belirtmiş.

Tanım ve açıklamalarını vaka analizleriyle başlamış. id, ben ve süperben ilişkilerine basit ve açıklayıcı bir üslupla değinmiş. Alaycı ve oyunbaz tavrın hadım edilme korkusunun yadsınmasından kaynaklandığını savunmuş. Yadsınan çevre ve bastırılan dürtülerin, "ben" de boşluk bulduklarında kaygı ve hoşnutsuzluğa yol açtığını belirtip aşırı telafinin sorun yaratan bir nevroz olmadığını ifade etmiş. Viktoryen dönemin henüz algıda kapanmadığını yazarın Freudyen sürçmelerinde göz önüne çıkmakta ( "kadınların erkeklerle eşit olduğuna saplanması..." ). Stocholm'un temllerini saldırganla özdeşleşme mekanizma altında daha 1936'da atan yazar, özeleştiri yoksunluğunun çocuksu kalmış bir "ben" in uzantısını olduğunu belirtmiş. Kaygı ve hoşnutsuzluğun önlenmesi için yapılan girişimlerin "ben" i ketlediğine, kişinin gelişmek için güvenli bölgesinden ayrılmasının gerekliliğine işaret etmiş. Vaka analizlerinde çeşitli transferans örnekleri de göze çarpmakta.

"Yansıtma" üzerinde detaylı duran yazar, eşcinselliğin karşı cinste doyum bulmayan arzuların "özgeci vazgeçiş"le tekrar kurgulanması olduğunu iddia etmiş. "Yansıtma" nın bir fonksiyonu olarak ele aldığı "özgeci vazgeçiş"i biraz da olsa yüceltmiş. Ergenliğin dualist ve dengesiz yapısına değinmiş, "düşünselleştirme" mekanizmasına dikkat çekmiş. Kendine ve topluma yabancılaşmanın id'in bastırılması ve süperben'in dışlanması durumunda ortaya çıkacağını belirtmiş. kendileri dışında her şey olmaya çabalayan hastalarının tutumlarını eleştirmiş.Narsisizmin dışarıdan sevgi göremeyen "ben" in bir onarı çabası olduğunu ifade etmiş. Sonsözde kitapta topladığı çıkarımlarının kapsamlı özetini vererek metnini noktalamış.

Tıbbı metin ciddiyetinde yazılmış bir kitap olduğunu belirteyim. Kısa bir kitap ancak dili ağır ve konuyla ilgilenen kişiler hariç, başvurulabilecek bir kaynak özelliği taşımıyor. Başka incelemelerde görüşmek üzere.


24 Aralık 2012 Pazartesi

Aya Tırmanmak, Ursula K. Le Guin



Ünlü yazarın 18 kısa hikayesinden oluşan kitabı.

Son derece deneysel hikayeler kurgulamış bu eserinden Guin. İmgeler altında yazın dünyasını ve çatışan cinsiyetlerin yanlış algılarını eleştirmiş. Bağnazlığın tıkadığı akıllara hikayeleriyle savaş açmış. Hikayelerinde sık sık eşcinsel ilişki motifini kullanmış. Ayrımcılığın saçmalığını da cinsel imalardan uzak olan kocamış kadınların, yaşlı lezbiyenlerin üzerinden vermiş. Doğal olana duyulan özlemi çoğu hikayesinde kullanmış. Birbirlerinin üzerine binen imgeler ve farklı anlatı tarzları kullanarak tatlı bir gerçeküstülüğe taşımış okuru.

Son derece sert motifleri okurun suratına sıvamadan şiirsel bir tonda anlatmış: Tecavüz, kürtaj, aile içi şiddet, kırık hayatlar... Bazen karakterlerin rol ve arka planlarını  çok farklı açılardan tekrar tekrar kurgulamış, hikayeleri birbirlerinin içine katmış. Gerçeküstü tezatlara başvurmuş. Kullandığı imgeler ve göndermeler son derece usta işi. Dionizyak ayinleri, kocakarıları, anne motifleri, ünlü masallara göndermeleri zevkle dokuduğu son derece belirgin. Persephone iması altında kan donduran bir insanlık ayıbından da bahsetmiş.

Yerinde durmayan kasabalar, kürtaj klinikleri, kırılmış hayatları yadsıyan minyatür evler, bilge kadınlar, kaçak avcılar gibi birbirinden ilginç hikayeler anlatmış bilge kocakarı. Dil samimi ve şiirsel. Diğer kurguladığı dünyalara gönderme içermiyor bu eserindeki hikayeler, daha çok Amerikan yaşam tarzı içinden gelen öyküler. Bol eleştiriyi imge altından incelikle vermiş. Her hikayesinin dokusu ve tadı çok farklı, kendini hiç tekrar etmemiş kitapta. Bu insan olana dair her şeyle dolu eseri önerir, keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Çıplak Maymun, Desmond Morris



Ünlü zoolog ve davranış-bilimcinin çok tartışma yaratan kitabı.

Yazar, kökenlerimizi incelemeye ve bugünkü yankılarını göstermeye ayırmış çalışmasını. Diğer primat türleriyle bizi kıyaslayarak başlıyor kitabına. Çok ilginç bilgilerle süslüyor çalışma sonuçlarını. Seks alışkanlığının ( üreme amacı dışında ) seleksiyon baskısına karşı evrimleşmiş bir mekanizma olduğunu ifade ediyor, cinsel imaları ve biyolojik göstergeleri inceliyor Morris. Çift kurma ( evlilik vs. ) davranışını sadece bizim gösterdiğimize dikkat çekiyor. Yüz yüze sevişmeye başladıktan sonra "insan" olduğumuzu çıkarımları arasında. Diğer primatlarda orgazm mekanizması bulunmadığı için, bu davranışın çiftler arası uyum ve işbirliğini pekiştirme amaçlı ortaya çıktığını savunuyor. Egzogamiyi açılımlamış ve kültürel bir tabu değil, biyolojik bir dayatma olduğunu belirtmiş. Kızlık zarını sosyo-kültürel imalarından ari olarak incelemiş ve çift kurma dönemindeki önemine değinmiş. Monogami ve poligami konularına da giren yazar, poligaminin biyolojik açıdan ekonomik olmadığını ifade etmiş.

Modern hayatı hala "ilkel" itkilerle yaşadığımızı söylemiş ve sadece adların değiştiği çıkarımını yapmış ( in yerine ev, av yerine iş vs. ) . Biyolojinin toplumsal yapıları kurduğuna dikkat çeken Morris tersi şeklinde işlemeyeceğini güzelce açıklamış. Kişisel alan kuramına değinmiş. Ahlakın kökenin irdeleyen yazar yavru bakımı ve anne ile yavrunun ilişkileri üzerinde detaylıca durmuş. Arkaik ifadelerden bahsetmiş, evrensel olduğunu belirtmiş ve dilin önemine dikkat çekmiş. Lorenz'in damgalanma kuramına ve Bowlby'e atıflarda bulunmuş ve çocuğu hislerimiz konusunda kandırmanın imkansızlığından bahsetmiş. homeostaz ve anksiyete azaltma mekaniklerini de metne dahil eden yazar, savaşın kökenlerini incelemiş. Doğum kontrolünün öneminden bahsedip deyimlerin biyolojik kökenlerini açıklamış. Yazı arasında Huxley'nin "Cesur Yeni Dünya" 'sına da atıfta bulunmuş. Çok güçlü Tanrı ve Din sorgusu yapan Morris demiş ki : "Din, gücünü maymun atalarımızdan miras kalan < herşeye kadir > lidere boyun eğme eğiliminden almaktadır."

Kitap son derece kapsamlı çalıma verileri içermesine rağmen istatistik ve oranlarla boğulmamış aksine o kadar az kullanılmış ki... Ancak bu durum akıcı dile ve güçlü çıkarımlara çelme takmıyor, daha rahat okunmasını sağlıyor. Kökenlerimiz ve bugünkü karşılaştırmaları cesurca yapan bu kitap Soğuk Savaş yıllarında yazıldığı için tüm toplumsal kalıplar aynı olmayabilir, ancak biyolojik karşılıkları hala geçerliliğini korumakta. Güçlü bir bilimsel çabanın ve yılların emeği olan bu kitabı gönül rahatlığıyla öneriyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"Diğer hayvanlara kıyasla o kadar güçlü ve başarılıyız ki kökenlerimize bakmaktan utanıyoruz."

21 Aralık 2012 Cuma

Şizofreni Ve Değişimler Kitabı, Philip K. Dick



Usta yazarın gerçeklik algısı, psikiyatri, geleceği görme, şizofreni ile ilgili çıkarımlarından oluşan kitabı. K. Dick, kitaba Yüksek Şatodaki Adam kitabını temel aldığı değişimler kitabından ( I ching / M.Ö 100 Wen Hanedanı ) bahsederek başlıyor. Kendi kişisel geçmişine esprili göndermelerle iç ve dış dünya algılarından söz ederek kitabın esas ağırlığını aldığı bölüme geçiş yapıyor.

Şizofreni üzerine son derece güzel çıkarımlar yapan yazar, Jung ekolünü yüceltiyor ve son dönemde ( yazıldığı yıllarda ) tıbbı dergilerde de yer alan telepati, geleceği görme gibi fenomenlerin gerçekliği olup olmayacağını tartışıyor. Halisülasyon ve uyarıcılar ( bolca LSD ) üzerine çıkarımlarını okuyucuyla paylaşan K Dick, çok bilmenin değil az veri işleyebilmenin delirtici olduğunu savunuyor.

Kitap son derece kısa; 50 sayfa. O dönemin tıbbi ve sosyal görüş açılarını ilk elden almak son derece keyifli bir deneyim oluyor açıkçası. Ancak K. Dick her ne kadar psikoloji fenomenlerini ustaca işleyen bir yazar ol sa da çıkarımları yüzeysel kalıyor, tartışmanın devamını beklerken okuru hayal kırıklığına uğratabiliyor. Ki bunun nedeni de kısa olması. Hoş bir okuma sunan, ustanın tavanarasına göz atmamızı sağlayan kitabını öneririm. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

20 Aralık 2012 Perşembe

Yaratma Cesareti, Rollo May



Varoluşculuk ekolünden Rollo May'ın sanat ve psikoaktif süreçler üzerine yazdığı kitabı.

Yazarı tanıtan, dönem, ilham kaynaklarına, düşünce yapısına değinen incelikle yazılmış bir önyazıyla açılış yapıyor kitap. May, önsözünde samimi bir üslupla seslenmiş okurlara. Nevrozun bir sapma değil bir uyum mekanizması olduğunu savunan yazar, cesareti umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisi olarak tanımlamış. Cesaret olmadan sevginin salt bağımlılık, sadakatin ise uyumculuğa dönüşeceğine dikkat çekmiş ve dönermin Amerikan toplumunu sert biçimde eleştirmiş. Korkaklığın en yalın şeklinin pragmatist " bana ne*" veya "karışmak istemedim" gibi ifadelerle su yüzüne çıktığını belirten yazar, toplumsal cesaretin diğer insanlarla ilişkiye girme cesareti olduğunu ifade etmiş. cesareti sınıflandırarak devam edip sanatçının bir erken uyarı görevi gördüğüne değinmiş.

Uyumculuk ( konformizm ) eleştirilerinde bulunan May, yaratıcılığın ölümsüzlüğe duyulan özlem olduğunu; adanmanın şüphe içermediği zaman değil şüpheye rağmen gerçekleştiğinde sağlıklı koşut olacağını belirtmiş. Prometheus , Adem ve Havva mitlerinin açılımını ustaca yapan yazar, yaratıcılığın mücadeleden beslendiğini, başkaldırıdan kaynaklandığını savunmuş. Adler'in kuramlarını aşırı sadeleştirici bulan May yerinde eleştirilerle sanatın kökenlerini savunmayı ihmale etmemiş. Sanatın bir çeşidinin nevrotik diğerinin normal olduğu gibi ayrımlar yapılamayacağını belirtip, benlik ve dış dünya arasındaki diyalektik ilişkilere değinmiş. önemli şair ve ressamlardan alıntılar yapmış ve açılımlar sunmuş.

Yaratıcılığın bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyası ile karşılaması olduğunu ifade etmiş ve Picasso'dan alıntılayarak : " Her yaratı edimi aynı zamanda bir yıkma edimidir." demiş. Sanat eserlerinin zamanın ruhunu taşıdığına değinmiş. Bilinçdışından gelecek kavrayışlara açık olmak için yalnızlığın kabullenilmesi gerekn bir süreç olduğunu belirtip yaratıcılığın sadece sanat için değil bilim için de gerekli olduğunu ifade etmiş. sanatçının toplum mekaniklerine sokulan bir çomak olduğu çıkarımını yapan yazar, sanatçıyı kontrol etmek mümkün olsaydı sanatın sonunun geleceğini söylüyor okuruna.Eksiklerin gestalt fantezilerle doldurulduğunu belirtip yaratıcılığın onu sınırlayan şeyle ve ona karşı koyma arzusuyla ortaya çıktığını belirtiyor.

Sanatçının edilgen olmadığını dikkat mekanizmalarının ve denge unsurlarının tam kontrolünde olması gerektiğini ifade eden May, Antik yunan mitlerinin kısa açılımlarını yapıyor. çıkarımlarını terapi kayıtlarından da destekleyen yazar; taptaze fikirlerle, klasik psikanalizden ari görüşlerle yazdığı kitabını okuru yormadan noktalamış. Sanat ve süreçlerine dair, doyurucu ve güçlü bir eser olduğunu belirterek bitiriyorum. Geleceğin sanatçılarına veya sadece sanattan keyif alan herkes için güzel bir kaynak olan bu kitabı öneriyor, keyifli okumalar diliyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.


Dirk Gently Serisi, Douglas Adams



Serinin ilk kitabında, Richard Macduff sevgilisini aramayı unutur ve hocalarının verdiği yemeğe gider. Bu aynı zamanda patronun kardeşi olan sevgilisini hiç mutlu etmeyecektir. Patronu Howard Hughes kadar takıntılı olan Gordon ise, son derece garip bir şekilde aynı gece öldürülür. Richard'ın masumiyetini kanıtlamak ise Dirk Gently'e düşer. Tüm olayların birbiriyle bağlantılı olduğunu savunan beleşçi ve garip huylu dedektif, tuzluklar, çömlekler, zaman makineleri ve hortlaklarla boğuşmak zorunda kalacaktır.

Adams'ın bu yeni serisi, absürd bağlantılar, birbirinden tuhaf karakterler ve bolca göndermeyle akıcı ve keyifli bir okuma sunuyor. Göndermeler arasında Beatles, Coleridge, Duran Duran gibi isimler var. Genelinde medyumluk ve falcılıkla dalga geçen kitap pürşamata bir mizah sunuyor. Eğlenceli bir Schrödinger'in kedisi açılım yapan yazar, bilinçdışı süreçlere değinirken; kurguladığı yanlışlıklar komedisi altında ciddi bir ateizm savunsu yapmış. Zaman yolculuğu klişeleriyle ustaca dalga geçen yazar eğlenceli bir eser kaleme almış.

Kitapta neler olduğuna bir göz atalım o zaman: Elektronik keşişler,dodo kuşları, kuantum sıçramaları, zaman makineleri, hipnotizma hokkabazlık numaraları, Bermuda Şeytan Üçgeni, Hortlaklar, banyoda mahsur kalan atlar, çokbilmiş sekreterler, Coleridge'in kaygan ve sürünmeyi seven imaları, mimari estetiğe maydan okuyan kanepeler...

Son derece zekice bağlantılar ve yüzünüzden tebessümü eksik etmeyen mizahıyla bu kitabı rahatlıkla öneririm.



Serinin ikinci ve son kitabında, Heathrow havalimanında can kaybına neden olmayan bir patlama meydana gelir. Miskin dedektifimiz ise bu esnada uyumaktadır. Müşterisiyle olan randevusuna feci geç kalan kahramanımız, müşterisinin vakitsiz ve mana yoksunu ölümü yüzünden tatsızdır. Patlama ve son günlerin hit şarkısı "Sıcak patates" in bir bağlantısı olduğuna emin olan Dirk, mümkün olan en saçma şekillerde bu gizemlerin izini sürecektir. Bu esnada, öfkeli kartallar, öfke kontrol sorunu olan Tanrılar, ortadan kaybolmayı seven evsizler, irada savaşı vereceği buzdolapları ile mücadele etmesi gerekecektir.

Pizzanın önemini detaylı vurgulayan yazar, bu eserinde reklamlar ve medyayı hedef tahtasına koymuş. Polis kuvvetinin pratik zekasına değinen yazar psikiyatristleri feci yermiş ve mizah duygusundan yoksunluklarıyla dalga geçmiş. Medya ve reklam dünyasını eserinde kıymaya çeviren yazar akıcı ve absürd dilini bolca tebessüm ve kahkahaya neden olacak şekilde ustaca kullanmış.

Kitapta neler olduğuna değinecek olursak : Buzdolabı açmama döngüsü, kayıp eski sekreterler, polisin vakitni çaldığı için içeri tıkılması gereken ölüler, Herkül'ün ırmağa ihtiyaç duyacağı temizlik sorunları, keten çarşafları tutkuyla seven Tanrılar, meraklı komşular, küçük kedi yavrularına dönüşen masa lambaları, gizemli Coca Cola makineleri, haddinden zeki kartallar...

Çok ciddi eleştirileri ustaca mizahıyla yoğuran yazarın bu eseri de aynı kalitede güldürü yuvası. Gaiman'ın Amerikan Tanrıları'ndan önce yazılan, aynı konsepti işleyen bir eser olduğunu belirteyim. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"Niyetlendiğim yere gitmemiş olabilirim ama sanırım olmam gereken yerdeyim."




18 Aralık 2012 Salı

[Blog Tur] Obsidiyen - Jennifer L. Armentrout + Ön Okuma

Photobucket
"Hayatımda gördüğüm en seksi erkek ve tam bir öküz."



Kitap: Obsidiyen
Yazar: Jennifer L. Armentrout
Yayıncı: DEX
Yayın Tarihi: Aralık 2012
Tür: Fantastik, Romantizm, Genç-Yetişkin

Katy annesiyle birlikte Virginia'ya taşınacağında hayatlarının değişeceğini biliyordu, lakin bu denli olacağını tahmin dahi etmezdi. Hele ki, marketi sormak için kapılarını çaldığı yan komşularının uzaylı olacağı aklının ucundan dahi geçmezdi. Ama oldu. Ve kendini hiç beklemediği bir maceranın içinde bulurken, yakışıklı ve tam anlamıyla öküz olan Daemon'un hem çekiciliği, hem de onu tam manasıyla çileden çıkarması ile eski kendi halinde yaşamı tamamen değişir.



Evet kısa bir alıntı ekledikten sonra kitapla ilgili fikirlerimi anlatabilirim.
Obsidiyen klasik bir Young Adult kitabı. Hızlı okunuyor, bolca eğlendiriyor. Yer yer Twilight izleri görüyoruz. Özellikle okul sahnelerinde benzettim ben. Daemon ve Katy'in atışmaları, aralarındaki elektrik okuyucuya iyi yansıtılıyor. Daemon'un Katy'e sürekli "Kedicik" diye hitap etmesi, derste otururken devamlı kalemiyle dürtmesi, karşığında Katy'nin "öküz, yavşak" gibi laflar etmesi ile gayet bir lise romanı çerçevesinde ilerletiyor.

Karakterlere gelirsek;

Katy; Ben esasen bu tarz karakterleri çok sevmezdim ama Katy'e pek bir kanım ısındı. Bunda onunda bir kitap bloggerı olmasının çok etkisi var. Birde doğal bizim gibi biri. Sıkıldığında internete girip bloğunu kurcalayıp, ayarlarını bozan, bakın şu kitapları aldım diye videolar çeken, kendi kendine yetebilen biri.
Ve açıkçası Daemon'a ciddi tahammül ediyor. Onun çoğu yaptığı öküzlüklere, ben kitabı okurken "şöyle şöyle desene, gitme onunla!" gibisinden kızarken, garibim sabır gösterdi çoğu yerde.

Daemon; Bakmayın öküz dediğime, hayran oldum adama. Onun yaptığı kaba hareketlerin ardında aslında çok ciddi bir savunma gizli. İki Daemon var, biri itici sinir bozucu, buz gibi iken, diğeri koruyan, kollayan, derin ve sıcacık biri. İkinci Daemon çok ortaya çıkmıyor tabii. Çıktığı yerlerde şaşırıyoruz.

"Hep en güzel insanların, gerçek anlamda hem içi hem dışı güzel olanların, sessizce bunun etkisinden bihaber olanlar olduğunu fark ettim" Israrcı bir şekilde benimle göz göze gelmeye çalışıyordu ve bir an için orada burun buruna durduk. "Sahip oldukları güzelliği savuranlar ellerindekini boşa harcamıyorlar mı? Güzellikleri sadece gelip geçici. Sadece gölgeleri ve hiçliği saklayan bir kabuktan başka bir şey değil."

Mümkün olan en uygunsuz hareketi yaptım. Güldüm. "Üzgünüm ama bu şimdiye kadar ağzından çıkan en düşünceli laftı. Tanıdığım Daemon'u hangi uzaylı gemisi aldı götürdü? Ve rica etsem onlarda kalabilir mi?"



Bu kısımda Katy gibi şaşırdım bende ve not düştüm. Özellikle kitabın son sayfalarındaki Daemon çok hoşuma gitti.


Dee; Daemon'un ikiz kız kardeşi. Sevimli, cana yakın, kıpır kıpır bir tip. Bol bol yiyor. Zaten bu uzaylılar pek oburlar. Katy gibi bizde kıskanıyoruz onları. İleride onun da, bir insanla beraber olacağını düşünüyorum ben. Türünden sıkılmış tavırları sanki bana bunun habercisi gibi geldi.

Ash; Diğer uzaylı üçüzlerin kız olanı. Ben onu Gece Evindeki, Afrodit'e çok benzettim. Hafifmeşrepliği, tipi, kinciliği, güvensizliği falan aynı. Özellikle Katy'nin onun üstüne spagettiyi boca etmesi çok eğlenceliydi.

Katy'nin annesi; Onunla ilgili de birkaç kelam etmek istiyorum. Kızı uzaylılarla arkadaşlık yapıyor ve kadının ruhu duymuyor. Bu YA romanlarındaki karakterlerin ailelerin kayıtsızlığı beni öldürecek. Varla yok arasında, gereksiz bir yerdeler. Konu mankeni demek daha doğru olur.

Ben kitaba Goodreads'ta 5/4 verdim. Kırdığım bir puan ise kitabı okurken, sonra neler olacağını tahmin ediyor oluşunuz. Şaşırtmıyor, bu yönüyle de klasik bir YA kitabı işte dememizi sağlıyor. Yani biraz Twilight soslu, biraz Gece Evi.

Ama bu türün severlerini tatmin ediyor, heyecanla bekleniyor. Nasıl acaba diyenleri aşağıdaki ön okumaya alalım.


Gel gelelim ön okuma size yetmiyor-ki yeteceğini sanmıyorum- kitaba sahip olmak istiyorum derseniz Kitap Oburları olarak size 2 Obsidiyen kitabı hediye ediyoruz bence kaçırmayın diyorum.
Bunun için gereken çekiliş sayfamıza gidip yönergeleri yapmanız yeterli.

 17-21 Aralık Tur Programı


mirielenda.blogspot.com: Kitap Yorumu-Çekiliş
raflarinarasindan.blogspot.com: Kitap Yorumu-Ön Okuma
sssuigenerisss.blogspot.com: Kitap Yorumu- Tanıtım Videosu
metropolgunluğu.blogspot.com: Kitap Yorumu- Yazar Biyografisi
thcodex.blogspot.com: Kitap Yorumu-Yarışma- Yazarla Röportaj 





Macellanya, Jules Verne



Ustanın ölümünden 7 yıl önce kaleme aldığı kitabı. Basım sayısı son derece azdır.

Dünya'nın ucuna Güney Amerika açıklarındaki adalar topluluğuna gönüllü sürgün bir adamın hikayesini anlatan roman, ana karakterin çevresine doladığı gizem perdesinin bir an için bile aralanmasına izin vermiyor. Kaw-djer, bölge yerlilerinin bu adama verdiği ad. Anlamı " Velinimet". Kaw-djer adalar topluluğu arasında sıkça turnelere çıkan ve halka mümkün olduğunca yardım etmeye çalışan biri. Tüm geçmişini ve sosyal kalıplarını geride bırakıp bu bölge halkına kendini adamış bir ateist ve anarşist.

Usta metine girerken zincire vurulmama, bağımsızlık arzusu imalarıyla başlıyor kurgusuna. tüm kitap boyunca Kaw-djer'in ağzından dökülecek olan "Ne Tanrı, Ne de Efendi!" cümlesini ilk kez burada işitiyor okur. Kitabın genelinde  emperyalist kaygıları eleştiren yazar, fırsatçılık ve insan doğasının kirli yanlarına da değinmiş. Güçlü tasvirler, tarih, isim ve anekdotları etkili kullanarak inandırıcı bir coğrafya yaratmış; var olmamasına rağmen. Kurgusunu ilginç bilgilerle süsleyen usta, fikir çatışmalarını imgelemlerine bolca yedirmiş.

Kitabın çoğu yerinde çelişkiler göze çarpıyor, yazarın bir nevi vicdan muhasebesi yaptığı gözden kaçmıyor. "Otorite mi yoksa reddi mi?" tartışması genel unsur olarak işlenmiş. Yeni Dünya ( Kuzey Amerika ) 'da denemesi yapılan ütopya girişimlerine atıf olarak aldım yazarın kurduğu Macellanya'yı ve Hoste adasını. Komünizm eleştirisi baskın geliyor ve güzel çıkarımlarla desteklenmiş. Ancak Kaw-djer'in anarşist doğası, ondan yardım ve önderlik bekleyen insanların çağrılarıyla kırılıyor ve vicdan muhasebesi sona eriyor. Karakter en son olmayı düşündüğü insan haline geliyor: Halk tarafından oy çoğunluğuyla atanmış da olsa bir kral, tüm yetkilerin tartışmasız elinde bulunduğu bir otorite figürüne dönüşüyor. Kendini adadığı insanların bağımsızlığı ve refahı için değerlerinden vaz geçiyor. İnsan ırkına küskün olan gönüllü sürgün bir adam olsa da bir misentrop değil Kaw-djer. Kurduğu ütopyayı bazen sahiplerinden bile koruması gerekiyor.

Ancak her güzel şeyin bir sonu olduğunu çok acı bir şekilde öğrenmesi gerekiyor "velinimet"in. Adada altın bulunması... tüm dünyasını sarsıyor. Altın hummasına karşı bir bilinç aşısı yok ne yazık ki. Kullanılan motiflerin çok güçlü ve usta işi olduğunu belirtmeme gerek olduğunu sanmıyorum. Kimsenin zevkini baltalamak istemediğim için kitap hakkında söyleyebileceğim tek şey bir "Velinimet" olduğu. Herkesin çok ders çıkaracağı güçlü bir edebiyatın ürünü olan bu kitabı öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim. başka incelemelerde görüşmek üzere.


Related Posts with Thumbnails