1 Aralık 2012 Cumartesi

James Patterson | Double Cross ★★★★★


Ve çok uzun zamandır bu kadar kaliteli bir polisiye okumamıştım!

Double Cross, çok sevdiğim bir arkadaşımın "Amalth! Arkasını okuyunca tam bir Criminal Minds bölümü dedim ve sana almadan edemedim!" diyerek bana hediye ettiği bir kitap. Nitekim, hikayenin gücü, kitabı elimden bırakamamam ve buna bağlı olarak yığılan işlerim nedeniyle kendisine sevgilerimi sunduktan sonra rutin aralıklarla küfür de ettim!

~~

James Patterson inanılmaz bir yazar lakin ve ne yazık ki Türkiye piyasasında türünün tutkunları haricinde pek bilinmiyor. Bunun başlıca nedeni adamın bir kitap üretim fabrikası olmasına rağmen -son otuz altı yılda seksen sekiz kitap yazmış ve önümüzdeki beş yıl için on bir kitaplık bir anlaşması bulunuyor- çok az sayıda kitabının Türkçe'ye çevrilmiş olması ki kitabı kolaylıkla bulabilmeniz için Türkçesini arama çabalarım sırasında Double Cross'un da Türkçe'sini bulabilmiş değilim. Bunun da çevrilmemiş olması çok muhtemel.

Patterson'un kitaplarının çoğu sayabildiğim kadarıyla en az on yedi kitabının baş kahramanı olan Alex Cross etrafında dönüyor. Cross, psikoloji eğitimi almış bir dedektif; aynı zamanda FBI ve MPD (Metro Police Department) arasında iletişim görevlisi olarak çalışıyor. Adam zeki, adam karizmatik, adam yakışıklı, adam cesur, adam esprili. Kitabı okurken çok defa iç geçirmedim değil! O derece!

Benim rastladığım kadarıyla baş karakter olarak Alex'ciğimin kullanıldığı kitaplar birinci tekil kişi ağzından yazılmış. Diğer bir deyişle, doğrudan Alex'i dinliyorsunuz dolayısıyla adamın esprileri sizi gerçekten güldürürken yaşadığı gerilim ise gerim gerim geriyor. Hikaye gerçekten çok başarılı, akıl dolu, heyecan dolu. Zaten kısa kısa bölümlerden oluşan kitabın sayfalarını nasıl çevirdiğimi bilemedim. "Bir bölüm daha okuyayım, sonra uyurum." cümlesini kaç defa kurduğumu hatırlamıyorum bile!

Alex Cross kitapları birbirini takip eden kitaplar ancak istediğiniz kitaptan da başlayabilirsiniz zira yazar, bir önceki kitapta tanıştırdığı karakteri yeniden sizinle tanıştırıyor. Bunu öyle bir üslupla yapıyor ki bir önceki kitabı okuyan okur, "Yahu, tanıyoruz işte adamı, ne o öyle on defa bahsediyorsun." demeyi aklından bile geçiremiyor. Buna ek olarak, daha önceki kitaplarda işlenen vakalara atıflarda bulunuyor ama bunu "Ya, hani bizim Ali vardı ya, liseden! Şu gözlüklü olan!" demek kadar basit bir şekilde yapıyor. Dolayısıyla, önceki kitapları okumanızı engelleyecek ya da hevesinizi kıracak herhangi bir faktör bulunmuyor.

~~

Alex Cross, şu ana kadar karşılaştığı en şeytani katillerden ikisiyle yüzleşmek için MPD'ye dönmek zorunda kalıyor.

Alex Cross, tam da hayatı düzene girerken ölümcül bir oyunun içine çekiliyor. Bir yanda, insanların içine korku salan, Washington'da halka açık yerlerde ve halkın karşısında pervasızca insanları öldüren, cinayetleri bir performansmışçasına sergileyen, ilgiye aç bir katil... Diğer yanda, bir zamanlar Alex'in en iyi arkadaşı olan fakat daha sonra bir psikopat olduğu anlaşılan Kyle Craig... İkisinin de istediği, Alex'i yok etmek.

İkisinin de istediği, Alex'in zekasını alt etmek.

Ve inanılmaz bir koşuşturmaca başlıyor.

~~

Double Cross'u muhakkak okuyun. Gerçekten henüz çevrilmemiş ise yayınevlerini e-posta bombasına tutun, "Çevirmezseniz,..." şeklinde başlayan tehditlere başvurun, gerekiyorsa kafa göz kırın.

Patterson'u muhakkak okuyun. Şu an elimde bir başka kitabı var. Henüz üçüncü sayfasına geldiğimde "Allah da belanı versin! Tam da uykumu düzene sokuyordum!" diye söylenmeye başladım. O derece.

~~

Yousef Quasim had been a captain for twelve years with the Mukhabarat under Saddam. He had a sixth sense about such things, anything to do with the illusion of security. Quasim could see what the Americans could not - that their love of technology made them complacent and blind to danger. His best way into the Riverwalk was also the easiest.

Garbage was the answer. Quasim knew it was carried out every Monday, Wednesday and Friday afternoon, without fail. American efficiency, so valued here, was another of the luxury building's vulnerabilities.

Efficiency was predictability.
Predictability was weakness.

~~

Öpücükler!
Amalth.




29 Kasım 2012 Perşembe

Uzayın Sınırları, İsaac Asimov



Usta bilim-kurgu yazarı ve aynı zamanda bilim insanı olan Asimov'un gazetelerde yayınlanan makalelerinden seçmelerinin toplandığı kitabı. Kitap İnkılap yayınlarının bestseller'larından biri olmuştur.

Asimov, öncelikle insanın geçmişini sorguluyor ve bilim ışığında bizleri evrimimizin ilk günlerine götürüyor.Daha sonra teknoloji ve bilimin geldiği son noktaları aktarıp bizi uzaklara simsiyah denizlere taşıyor. Son sınırda, bugüne kadar edinilen bilgileri paylaşıyor.Tartışmalı konulara açıklama getiriyor ve uyarılarda bulunuyor.

Daha 88'de küresel ısınma, ozondaki delik gibi ciddi küresel sorunların aşılması için insanlığı kibar biçimde uyaran yazar aynı zamanda Sovyet ve Amerikan rekabetinin sona ermesi gerektiğini savunuyor. Uzlaşmaları tarafsız bir konuda yapmanın önemine parmak basıyor. "Eğer bilim adına hep beraber çalışırsak farklılıklar o kadar da önemli olmayacaktır" çıkarımını yapan yazar, Ay ve Mars'taki kolonilerden ve bunların tıpkı Antarktika gibi serbest bilimin icra edileceği vahalar olacağından da bahsediyor.

İnsanların gözünü korkutan konuları, lisede öğrendiğimiz temel bilgilerin dışına çıkmadan kuram ve isimlerle bulandırmadan anlaşılır ve sohbet tarzındaki üslubu ile rahatça aktarıyor. Şaşkınlık uyandırıcı gelişme ve hiç duymadığımız konulardan bahsederken bile akıcılığını kaybetmiyor. Meraklı bir yapınız varsa yeni bir başucu kitabı buldunuz diyebilirim. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

25 Kasım 2012 Pazar

İnsanı Tanıma Sanatı, Alfred Adler



Viyana Ekolünün 3 büyüklerinden ( Freud, Jung, Adler) psikolog Adler'in konferanslarda sunduğu makalelerinin toplandığı kitabı. Kitap 1924'de yayınlanmıştır.

Adler, daha çok aşağılık kompleksi, telafi mekanizmaları, aşırı telafi ve gizli karşıtlar üzerinden çalışmalarını yürüten bir psikologtur. Bu kitabında da daha çok bu kuramlarının üzerinden insan ve toplum ilişkilerini tanımlama çalıştığını görüyoruz.

Adler, sosyal darwinist bir yaklaşımla her davranış, kalıp ve algıyı, yetersizlik - yeterlilik üzerinden yargılıyor. Her davranışın esasen karşıt anlamını içerdiğini  ifade eden psikolog, kendini beğenmişliğin aslında kişinin kendine duyduğu nefretin aşırı telafisi olduğunu söylüyor. Ruhsal organ? ( Psyche / çevri hatası ) ın kişide doğuştan bulunmadığına toplumsal kalıp,algı,etkileşim ve ifadelerle oluştuğunu savunan Adler, psikopatinin kalıtımsal yönünü yadsıyor. Adler'in toplumsal açıdan bütünleştirici görülen çabaları ve kurduğu "bireysel psikoloji ekolü", fizyolojik kökenler ve nedenlerin üzerinden durmayı reddettiği için ayrılıkçı bir görüş olarak kalmakta. Freud'un yıllarını verdiği rüya yorumlama tekniklerini benimsemeyen Adler, terapi ve sağaltım sürecindede sadece gizli karşıtlık ( karşıt anlamlılık) üzerinde durmuş. Fobi ve nevroz ayrımlarını yapmayan Adler için paranoya ve agorofobi aynı şey... Çocuk eğitimi ve aile ilişkileri kısmında, kadının ev ve toplumdaki yerini savunuyor ancak, Viktoryen çağrışımları geride bırakmış değil: Alt metinde şovenistlik okunuyor. Ancak çağının görüşlerinin dışına taşamamış olması, en önemli kuramcılardan biri olduğu gerçeğini değiştirmemekte.

Eser, çeviri hataları ve kelimesi kelimesine çeviriden dolayı zarar görmüş, konuya aşina kişilerin canını sıkacaktır. Aynı zamanda hala 4 fizyolojik kalıp üzerinden karakter analizi yapılması da garip gelebilir. Kitap ancak psikolojiye giriş için iyi bir kaynak olabilir. Bunun dışında bir artısına ne yazık ki rastlamadım. Daniel Goleman'ın kitapları daha rahat okunduğu daha güncel olduğu için, onları öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim.

23 Kasım 2012 Cuma

Aksın Gözyaşlarım Dedi Polis, Philip K. Dick



Jason Taverner, ünlü bir şarkıcı ve Tv şovu sunucusudur. 30 milyon insanın hayran olduğu bir fenomen, aynı zamanda  elitist bir genetik mühendisliği ürünüdür. "Altılar" diye bilinen bu üstün insanlardan olan Taverner'in dokunulmazlığı eski flörtlerinden birinin intikam almasıyla kalkar. Başka bir gerçekliğe uyanan şovmen gene aynı polis devletindedir, zaman kayması da yoktur... Ama kimliksizdir, hiç doğmamış hiç işlenmemiştir. Artık dokunulmaz değildir, ünlü değildir. O hiç kimsedir, artık sıradandır: Herhangi bir muhbirin polislere satacağı isimsiz bir kanun kaçağı...Kendi gerçekliğine,ününe ve hayatına kavuşabilecek midir?

Ustanın kurduğu dünyada ırkçı, baskıcı bir düzen hüküm sürmektedir. Öğrenci ve öğretmenler üniversitelerde karantina altına alınmış, bodrumlarda kurdukları kibubtz'larda hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Polis devleti temellerini bürokrasiyle sağlamlaştırmış, medya desteğiyle güçlendirmiş ve mahremiyete her an tecavüzle perçinlemiştir. Burası öyle bir dünya ki, kimliksiz olmak zorunlu-işçi-kamplarına tek seferlik bilet anlamına geliyor. Paranoyak ve güven yoksunu ortam, muhbir kaynayan sokaklarla pekişiyor. Benjamin Franklin göndermesiyle pekiştirilen tersine bir toplum mühendisliğinin ürünü olan bu dünya, dehşet verici bir distopya.

Ana karakter, hedonist, bencil, ırkçı, hırslı ve sadakatsiz bir adam. Spot ışıklarının altına dönmek dışında bir gayesi yok. Bu herkesin birbirini kullandığı dünyada o sıradan bir adam, herkes gibi kullanıyor ve kullanılıyor. Elitizmi ve şöhret imalarını bu karakter üzerinden eleştiren yazar, polisleri, "sistemin koruyucularını" da boş bırakmıyor. Takım elbiseli avcı-katiller değil onlar, her insan gibi günah ve sırları var...Polisler bile bilinçaltlarında sistemi desteklemiyorlar. Nostaljik hobilere sahip olan karakterler, geçmişe özlemin elit kimselerin tekelinde olduğu çıkarımıyla desteklenirken sisteme karşı duruş iması da taşıyor. Polislerde medyayı ustaca kullanıyorlar; aslında kaçan da kovalayan da şov dünyasına ait. Her iktidarın ıslak rüyası olan "ölüm-şalterleri" ( kill-switch) 'e sahip olan polislerden kaçış yok burada.

Dünyanın dayattığı yalnızlık ve güvensizliğe kalkan olsun diye üretilen küçük telepat oyuncaklar, çoğu zaman insanlardan daha dürüstler. Tıp tarihinin en ilginç vakalarına el atmaya devam eden yazar, nörofizyolojik bozukluğu, psikoz ve nevrozları yetkin bir şekilde kullanmış. Kaçan ve koyavlayan arasındaki dansı güzel aktaran yazar, geçişleri düalist bir dengede vermiş okurlara. Empati ve sempati gibi kavramları bulundurmayan karaktere, bu kavramlara en uzak kişiler yardım etmeye çalışıyor ( tıbbi iktidar olarak aldım yergiyi ) Sübyancılık, homoseksüellik, ensest, psikozlar, sanal seks, cinsel esaret gibi çok cesur motifler ören usta, çok güzel bir esrar halüsinasyon senkronu kurgulamış. Freudyen sürçmeleri kıvrak kullanmış ve kelime oyunlarıyla oyulmuş zekice bir kara mizah katmış kitabına.Karakterlerini samimi ve yersiz itiraflarla detaylandırmış, çok güçlü tasvir, çıkarım ve fikirlerle pekiştirmiş.

Ustanın en güçlü eserlerinden biri olan bu kitabı türün ve yazarın tüm hayranlarına, ve yeni şeyler okumak isteyen herkese gönül rahatlığıyla öneriyorum. keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere..


21 Kasım 2012 Çarşamba

Hayat, Evren Ve Herşey, Douglas Adams



Sürekli evreni ( gönülsüz de olsa ) kurtaran kahramanlarımız, çok uç bir ihtimalsizlik sebebiyle birbirlerinden ayrı düşer. Arthur ve Ford, tarih öncesi Yerküre'de mahsur kalırlar. Büyük bir ihtimalsizlik sayesinde bu kısa ve eğitici tatili yarıda kesen kahramanlarımız, evreni yok etmeyi saplantı haline getirmiş bir ırkla uğraşmak zorunda kalacak, Evrenin anahtarlarının çalınmasını önlemeye çalışacaklardır. Arada kriket de izleyeceklerdir...

Adams güldürü şöleninin bu bölümünde komployu derinleştirirken bilim kurgu klişelerini gene eğlenceli ve esprili bir şekilde aktarmayı sürdürüyor. Ayrımcılık ve ırkçılıkla feci dalga geçen Adams, sıradan, sakin, kendi halinde bir gezegeni kana susamış neonazilere dönüştürürken tezatın gücünü sergiliyor. Savaşın teknolojik ilerlemenin ardındaki itici güç olmasını eleştiren yazar, reenkarnasyonun zararlarından da bahsetmeyi unutmamış. Philip K. Dick'e atıfta bulunan Adams, dalga geçtiği meslek grupları ve kurumlara yenilerini de eklemiş: Yargıçlar, halı temizleme şirketleri vs...

Akıcı dili ve eğlendirici kurgusuyla keyifle okunan bu kitap neler içeriyor? Ebedi- Dumurauğratıcı, uçma sanatı, zürafanın evriminin ardındaki gizem, Başkasının Sorunu Alanı, Rehber'in Kuruluşu, çok da zeki olmayan yıldırım tanrıları, arada sırada tatile çıkan yerçekimi, Kaliteli Aldebaran şarapları... ve niceleri sizi bu güldürü şöleninde bekliyor. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.




20 Kasım 2012 Salı

Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, Ursula K. Le Guin



Guin'in eleştiri ve irdelemelerinin yer aldığı kitabı. Ünlü yazar, Batı toplumunun okuyucu modellerini irdeleyerek başlıyor eleştirmeye. Bize diyor ki: " Yaratıcı kişi, hayatta kalmış olan çocuktur." Nasıl hayatta kalmış? Ne derdi var ki modern insanın? Sahte gerçekliklerle kendi doğası ve arzularına, hayalgücüne aç bırakılmış olmasının telafisi var sonuçta: Yarışma programları var, mısır gevrekleri kutusu reklamları, sonra bestseller'lar var. Para ve başarı üzerinden yürüyen hayatlara dokunabilen tek edebiyat kırıntısı bu.

Yazar hayalin iç benliğin dili olduğu söyledikten sonra, Tolkien'in " basitleştirmeci" tavrını eleştiren kişilere, Taoizm ve Jung ekolü üzerinden saldırıyor,can yakıyor. Kelimelerle müzik yapmanın önemine değiniyor. Eril şiiri yeriyor ve alternatifler sunuyor, sözlü metinlerin önemine parmak basıyor. Yazarın okurla ilişkisini, hikayelerin oluşum ve gelişim süreçlerini, önemli öğelerini paylaşıyor. Tecrübelerini sunmuş ve öğüt vermiş, azarlamış ve kimi yerde şefkatle uyarmış genç yazarları. modern çağın ezdiği bireyselliği ve öznelliği aramış yazınlarda. Mit ve simge kullanım alanlarından bahsetmiş. Simge arayışının edebi zevki baltaladığına, gösterişçi yazının ruhsuzluğuna çatmış. Yazarın bilinç ve bilinçdışı arasında bir aracı olduğunu belirtmiş, Sansür ve piyasa kaygılarına değinmiş. Amerikan bilim kurgusunu yermiş, yerinde ve düzgün eleştirilere; eleştirmen ve ciddi okurlara olan ihtiyaçtan bahsetmiş.

Kadının hem toplumdaki yerini ( yazar olarak ) hem de metinlerdeki,romanlardaki karakterler olarak irdeleyen yazar bize farklı bir tarih sunmuş. Tarihin bile fallik öğelerle eril-toplum ve tarihçiler tarafından çarpıtıldığını açıklamış alıntılarıyla: Kalın ve etkileyici sopalar,keskin dehşet verici mızraklar gibi fallik çağrışımlara sahip öğelerden önce toplanan yiyeceklerin taşınması gereken uydurulan nesnelerin önemine dikkat çekmiş. "Doğurursan yaratamazsın ( yazamazsın ) veya tam  tersi..." mitosuna saldırmış, kıymık kıymık doğramış Guin. Kadının fizyolojik evrimini menopozla tamamladıktan sonra, kendine gebe kalması gerektiğini savunmuş. Kocakarıların ima ve önemine parmak basmış.

Eleştirel edebiyatı, çocuk raflarından modern edebiyat raflarına çıkmasının, fantezinin ve bilim kurguya olan algının değişmesinin nedenlerinden biri olan bu bilge kocakarı çok konuşmuş, güzel konuşmuş. Ustanın sırlarını kapıp kulağınıza küpe edebileceğiniz bu güzel kitabı, TÜM KADINLARA öneriyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"Erkeği insan, kadını öteki kabul eden kültür, kadını sanatçı olarak kabul edemez." Ursula K. Le Guin

19 Kasım 2012 Pazartesi

Evrenin Sonundaki Restoran, Douglas Adams



Nihai sorunun cevabını bulmak için dizayn edilmiş devasa organik bir bilgisayar olan Yerküre'nin kestirme yol  yapmak amacıyla yıkılmasından sonra, bu küçük ve önemsiz gezegen üzerinde yaşayan maymunsulardan sadece iki tanesi hayatta kalmıştır: Arthur Dent ve Trillan. Nihai cevabın peşinde koşmamaya çabalayan ama bu konuda pek söz hakkı tanınmayan Altınkalp tayfasına dahil olan maymunsular, Galaksi başkanı Zaphod, kuzeni Ford ve depresif robot Marvin'le beraber birbirinden ilginç belalara bulaşacaklardır...Peşlerinden gelen Vogon inşaat filosu ise yıktıkları gezegenden geriye görgü tanığı kalmaması konusunda takıntılı olduklarından kahramanlarımızı takip etmektedirler.Hikaye pek karıştı,belki bir mola verip evrenin sonundaki restoranda bir şeyler yemeliyiz?

Güldürü yuvasının ikinci kitabında Adams, bürokrasi, psikiyatri, medya, teknik servisler, havayolu şirketleriyle dalga geçerken bilim kurgunun en sık kullanılan kavramlarını da esprili bir dilde kurgusuna dahil etmiş. Felaket tellalarını yeren, İsa'nın ikinci gelişiyle feci dalga geçen Adams, züppe ve elitistlere de sataşmayı unutmamış. Kurgu gittikçe dallanıp budaklanırken eğlenceli geçişler ve zekice çıkarımlarla süslenmiş hikaye, doğaya karşı acımasız davranışlarımızı da eleştirmiş. Komplo derinleşirken, politikacılarda Adams'ın elinden kaçmamış. 

Akıcı ve sürükleyici dili, tebessümle okutan ritmiyle elinize yapışıyor bu kitap. Tüm evreni yöneten güç odakları nerede? Gölgeler ardından işlerini gören bu kişiler kim? Arthur nihai sorunun cevabını bulabilecek mi? Zaphod'u kim lobotomi etti? Bir fincan çay yapmak ne kadar zor olabilir ki? Konudan saptım afedersiniz.... Şimdi birikimlerimizi yatırsak evrenin sonuna kadar faizden ne kazanırız? Evrenin sonundaki restoranda vejetaryen menüsü yok mu?

Bu kitapta neler var? Bir bakalım... Kahin ve varoluşçu asansörler, Ayakkabı Olay Sınırı, boşanmaya giden bir ruh-beden evliği, Total Perspektif Girdabı, ceket cebine sığan uzay gemileri, Zaman Yolcusu İçin 1001 Kip Çekimi El Kitabı, yıldız sörfçüleri, merhum galaktik rock yıldızları, Cinen-toniksler, Scrabble oynamaya çalışan mağara adamları, Evrenin sonunu izleyebileceğiniz  lüks restoranlar... ve niceleri. Kahkaha tufanına kaldığı yerden devam etmek isteyen herkesi bekleriz, Milliways'de  masalar rezervedir, kitabı gösterip girebilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.


17 Kasım 2012 Cumartesi

Otostopçunun Galaksi Rehberi, Douglas Adams



Richard Dawkins'in "Tanrı Yanılgısı" adlı kitabını ithaf ettiği dostu, Douglas Adams'ın kült eserini tanıtmaya çalışacağım. Dr. Who adlı ünlü dizide editör olarak çalışan yazar bilim kurgu ve mizahı harmanlayacak eğlenceli bir eser yaratmak amacıyla kolları sıvamış, öncelikle BBC radyo oyunu olarak geliştirdiği eserini daha sonra kitaba dönüştürmüştür. Giriş yazınında fikrin nasıl geliştiğini bize esprili bir dille anlatan yazar, sağolsun gezegenden ayrılmak için yapmamız gereken şeyleri ve NASA'nın telefon numarasını da bize vermiştir.

Arthur Dent, akşamdan kalma olarak uyanır. Sıradan bir perşembe sabahıdır onun için bu. Evini yıkmak için bekleyen buldozerleri fark eden Dent, her mantıklı insan gibi buldozerlerin yolu üzerine çamura uzanır. Onu çiğneyip evini yıkamazlar sonuçta. Bu sıradan sabahta ( haber verilmediği için ) itiraz etmediği imar planları yüzünden evinin yıkılması can sıkıcı bir durumdur. Gezegeninin de hiperuzay otobanı inşası için yıkılacağını öğrendiğinde Murphy'nin yardımcı pilot koltuğunda oturduğu komik macerası yeni başlamaktadır. Sağolsun uzaylı arkadaşı Ford Prefect, otostop çekerek onu nihai yıkımdan kurtarır. Ardından gelecekler ise şu ana kadar olanlar kadar mantık dışı ve komiktir...

Kitap tam bir kahkaha yuvası. Yanlışlıklar komedisi ve tezatla harmanlanmış mizah, kara mizahtan ince çizgilerle ayrılıyor ve yazarın göndermeleri arasında okuyucuyu samimi diliyle gülümsetiyor.Tatlı kurgu oyunları nda, K. Dick'in akıl oyunlarının mizahi versiyonları, Asimov'un mantık düellolarının tezatlarını kullanan yazar, kimi zaman mantığı tatile çıkarıyor ve güldürüyor. Belli akım,kurum ve görüşleri esprili bir dille yeren kitap akıcı ve eğlenceli bir okuma sunuyor. Neden kült olduğunu her sayfasında kanıtlıyor.Yazıldığı yıllarda hakkında çok az şey bilinen kuram ve motifleri başarılı kullanması da cabası.

Kitapta neler mi var? Saniyenin hiçtebirinde oluşan gerçeklik yırtıkları, akşamdan kalma olay ufukları, balık fırtınaları, koşan dev bisküviler, dijital saatler, ihtimalsizlik motorları, evrensel çevirmen Babil balıkları, evrimin yarı yolda bıraktığı şiirle işkence üstadı Vogonlar, havlu taşımanın önemi, petunyalar ve ispermeçet balinaları, filozofları işlerinden eden mega-bilgisayarlar, Klinik seviyede manik depresif robot Marvin, Pan Galaktik Gargara Bombası... ve daha niceleri sizi güldürmek için bekliyor. Bir kült, bir okuma ve güldürü şöleni, en beğendiğim kitaplardan birisi, umarım sizde aynı keyfi alırsınız. Bir kaç uyarıyla ve alıntıyla bitireceğim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

1- Asla bir Vogon'un size şiir okumasına izin vermeyin.

2- Havlunuzu yanınızdan hiç ayırmayın.

3- En önemlisi: Panik Yapmayın!
....

"Hayat,Evren ve Herşeye Dair Büyük Sorunun cevabı..." dedi Derin Düşünce.

"Evet...!!!...?"

"42," dedi Derin Düşünce, sonsuz ihtişam ve sakinlikle.



16 Kasım 2012 Cuma

İçdeniz Balıkçısı, Ursula K. Le Guin



Bilim kurgu ve fantezinin taçsız kraliçesi Guin'in 8 öyküsünün toplandığı kitabı. Girişte Guin'in "Bilimkurgu Okumamak Üzerine" adlı kısa bir eleştirisinin bulunduğunu belirtmeliyim ki sadece bu kısa yazı için bile alınıp okunabilir. Bu eleştiride Guin steril bilim kurgu yazarlarına ve diğer ekolleri yücelten eleştirmenlere iki çift laf etmiş. Baltayı gömdüğünü ama yerini unutmadığını  görebiliyoruz bu yazıda.

Her ne kadar Guin "altında bir mana yok bunlar öykü sadece" dese de tanıtmak için bahsetmem gerek.

Guin eleştirisinde bahsettiği tüm konulara kısa öykülerinde bir bir değinmiş. Bilimi tekeline alıp yazında kitlesini soğutacak karmaşıklıkta kullanan yazarlarla ve kendisiyle dalga geçmiş. Kendi kurgusundaki hataları bulup onlar üzerinden eğlenmiş. Yeni teoremler geliştirmiş bu esnada; örneğin "Çörtme teorisi".

Şiirsel ve akıcı dilini kurgusuna ustaca yediren yazar, çokbilmişlere, steril toplumculara, ayrımcı ve ırkçılara çatmış. Cinsiyet imalarına saldırmış ve bazı öykülerde ensest ve poligami gibi çok cesur motiflerle örmüş. Yeni toplumlar kurmuş ve yıkmış. Tanıdık kavramlara rastlayıp selam vermemizi istemiş olacak ki, kurguladığı en geniş evren modelinde ( Hain merkezli olan ) diğer kitaplarına göndermeler yapmış. Gethen'li çift cinsiyetliler ( Karanlığın Sol Eli ), Anarres ve Urras'lı uzay-zaman mühendisleri ( Mülksüzler ) basit çiftçi ve yerliler ( Hep Yuvaya Dönmek ) ve daha niceleri hayran ve okurlarını beklemekte. Kitabın ismi zaten "Hep Yuvaya Dönmek" te kurguladığı ütopyaya açık bir gönderme. Kitabın adını aldığı hikayesinde kurgu mühendisliğini son noktalarına kadar zorlayan yazar, imgelem kurarken 3 farklı hikayeden bahsediyor; Rip Van Winkle'a bir uyarlama olarak başladığı kurgusu zaman ve uzayı içine katlayarak şaşırtıyor, çarpıcı ve güçlü bir öykü sunuyor.

En beğendiğim kitaplardan biri olarak gönül rahatlığıyla kütüphaneme yerleştiriyor, kısa öykü konusunda derslerde işlenebilecek kalitedeki kitabı rahatlıkla öykü seven veya yazara aşina olan herkese öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Not : Nasıl denk geldi bilmiyorum uzun süredir kalitesiz kitap okumadım, örüntü bozulmadı, şansımın devam etmesi dileğiyle...

"Ben gerçekten de gittiğimiz her yere biraz çamur taşımamız gerektiğini düşünüyorum. Biz çamuruz. Biz dünyayız." Ursula K. Le Guin


15 Kasım 2012 Perşembe

Benek'in Masalı 2; Issız Gezegen, Nihan Sarı



Benek'in küçük grubu dağılmıştır. 2 koldan yaklaşan savaşa hazırlanan ve arayışlarını sürdüren kahramanlarımız, gizem dolu yolculuklarının bu bölümünde en zorlu mücadelelerine girecekler, dostlarının yardım ve kendi becerilerine güvenerek tüm evrenlerin kaderini değiştirebilmeyi ümit edeceklerdir. Benek neden seçildi? Elges kim? Gizemli düşmanları yüzünü sonunda gösterecek mi? Saflar belirlenirken robot ırkı nerede yer alacak? Zenk, Alaşım ve Sadak birbirlerini nereden tanıyorlar?

Gizem dolu öykünün bu bölümünde merak öğesi çok daha yoğun kullanılmış. Tatlı kurgu oyunları ve kurulan bağlantılarla zenginleşen hikaye, çoğu yerde arkadaşların ve arkadaşlığın önemine parmak basmış. Geçmişin günahları, kefaret arzusu, kendini kanıtlama, özgecil güdüler ve platonik aşkla boyut kazanan karakterler bu kitapta daha renkli ve canlılar. Gizem öğesi karakterler arasında pay edilirken biri daha fazlasını taşıyor ama bahsedip tadını kaçırmayacağım.

Tüm insanlar gibi karakterlerin de eksik kalan yanları var. Karşılaştıkları diğer canlıları insan ırkına dahilmiş gibi yargılamaları mesela... Ancak bu hatayı fark ediyorlar. İletişimsizliği ve önyargıları, zorluklara beraber göğüs gererek birbirlerine destek olarak aşıyorlar.Karakterler yaşamın değerini biliyorlar ve çeşitli bahaneleri can simidi yerine kullanıp değerlerini eksiltmiyorlar. Karakterler sıcak ve samimi, başarmalarını diliyorsunuz içten içe.

Yazar nefret taciri ve yıkım tellallarına açıkça saldırmış, savaşın toplumdaki ve ırklar arası ilişki ve iletişimi sıfırladığına değinmiş. Kölecilik ve savaşın yan ürünü olan parazitlerden bahsetmiş. Fikirler değişince kişilerin değişeceğine; kişiler değişince tarafların da değişeceği çıkarımını yapan yazar, birbirinden güzel görsel tasvir ve dokuyla ayırdığı ırkların benzerliklerinin çok az olmasına özen göstermiş. Zekanın hangi amaçlarla kullanıldığının karakteri belirttiğine değinirken, insanlık sorgusunu robot ırkına odaklamış ve kurgusunda onları imal edene dönen bir silah gibi kullanmış. Bencilliği kötülük kavramının kökeni olarak alan yazar, özgeciliği yüceltmiş ve kurgusunu son büyük savaşın gerçekleşeceği ölü, ıssız gezegene çekmiş: Savaş karşıtı alt metinle uygun motifleri güzel kullanmış.Sorduğu güzel sorular var alt metinde... Cevapsız soru bırakmamaya özen gösterilmiş kurguda. Göndermeleri çok hoş.

Benek, Barut,  Eylül, Zenk, Elges, Bızt Kısadevre, Terla ve tüm dostlar, sizi turuncu baloncukları ve sevgiyi aramaya davet ediyor. Bu kitapta neler mi var? Karmaşıklar ve dolaşıklar, Ormanlı'lar, esnek topikler, kartaneliler, renklisaçlılar, yıpranıklar, turuncu baloncuklar, alıngan robotlar... ve daha niceleri sizi bekliyor. Umarım sizde benim kadar keyif alırsınız bu sıcacık hikayeden. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"Hayat yap-boz gibidir,birleştirdiğin kadar öğrenirsin."



Related Posts with Thumbnails