11 Şubat 2017 Cumartesi

Gece Sirki, Erin Morgenstern


 Nasıl ki şarkılarla yaşayanlar için Last.fm adlı site vazgeçilmez bir arşiv ve kaynaksa kitaplarla yaşayanlar için de Goodreads, muhteşem bir arşiv ve kaynak. Goodreads'e 2011 yılında kaydolmuşum ve kendisini bu yazıya konu etmemin sebebi de ilk kaydoluş heyecanımla siteyi keşfederken "Want to Read" diye işaretlediğim ilk kitabın, henüz Türkçe baskısı olup olmadığını bile bilmediğim halde kapağı, konusu ve türü sayesinde bu kitap olduğunu çok net hatırlıyor olmam. Kitap zaten 2011'de yayımlanmış, muhtemelen Goodreads'in okuyucu kitlelerine itelemeye çalıştığı kitaplardan biriydi ve bana da o yüzden bu kitabı tavsiye etti ama bu kitap da benim beynime resmen kazınmış oldu. 

 Goodreads'te okumak istediğimi işaretlememin üzerinden altı yıl geçtikten sonra kütüphanede gördüğüm kitabı "Aaaaa..." diye hiç sorgulamadan aldım, bu arada hala kitap hakkında hiçbir yorum okumamıştım, hiçbir şey bilmiyordum ve çok büyük bir hevesle okumaya başladım. 

 Son zamanlarda genç yetişkin fantastiği, genç yetişkin bilim kurgusu gibi türler ortaya çıktı, eskiden de bu şekilde sadece yirmili, belki otuzlu, hatta onlu yaşlara yönelik bir kaçış edebiyatı var mıydı çok araştırmış değilim ama benim gözüme sadece son altı - yedi yıldır çarpıyor. Yine de düşünüyorum da, eskiden de Ejderha Mızrağı serisi olsun, Miras Döngüsü serisi olsun, daha "hafif" olarak nitelendirilebilecek fantastik seriler de belli bir kitle zevk alsın diye yazılmıyordu herhalde, yine de yazıma başlamadan önce belli bir kitle hedeflenmiyor, bana kalırsa okuyucu kitlesi için daha ciddi fantastik yapımlara doğru bir sıçrama bölgesi görevi görüyor ama yine de yazılırken daha ciddiye alınıyordu. Son yıllardaki "Bunu zaten gençler okuyacak, o yüzden basit bir şekilde yazayım, içine gençlerin arayacağı tüm öğeleri serpiştireyim, mutlaka bir yerde genç ve güzel görünümlü insanların arasında yeşeren bir aşk olsun..." diye belirlenen genç yetişkin edebiyatının fantazi edebiyatına yaptıklarını ben de pek beğenmiyorum. Ama kitabı bitirince okuduğum çoğu yorumun haksız olduğunu düşündüm. Bir Açlık Oyunları serisini, bir de bu kitabı "sıradan genç yetişkin fantastiği, bir şey beklemeden okuyun, çok kötü..." diye aşağılatmam hehe. 

 Kitabımızda adından da bekleneceği gibi bir sirk bulunmakta, bu sirk bir şehir efsanesi gibi, önceden belirlenmiş bir programı yok, çok büyülü bir şekilde kimseye görünmeden geziyor ve bir anda bir şehrin ortasında, kurulduğunu görmeseniz de bir gecede beliriveriyor. Yalnızca gece inerken açılıp gündüz şafak sökerken de kapanıyor. Bir şehirde birkaç gün kalan sirk, yine önceden ilan etmeksizin bir sabah ortadan kaybolmuş oluyor. Birbirinden bağımsız birçok çadırdan oluşan sirk, benzerleri gibi tek bir çadırda arka arkaya sergilenen gösteriler değil de, aynı anda irili ufaklı birçok çadırda sergilenen gösterilerle seyircisini büyülüyor. Yalnızca siyah ve beyaz renklerin kullanıldığı sirkte gezen izleyiciler arasında, bu renklerde giyinip boynuna kırmızı bir atkı sarmış olan izleyiciler, kendilerine "Rêveurs" (Fr. hayalperestler) adını takan, sirkin en özel hayranları, çünkü sirk birkaç yıldan sonra dünya çapında bir hayran kitlesi oluşturabiliyor, Gece Sirki, romanın kurgulandığı 1800'lü yılların en büyük fenomeni haline geliyor, sirkle ilgili makaleler, gazeteler sayesinde birbirini bulan mektup arkadaşları sürekli birbirlerini sirkle ilgili haberdar etmeye çalışıyorlar. Ve tüm bu gerçekçi kurgunun arkasında, romanın fantastik yönünü oluşturan da iki genç arasındaki rekabet. Sirkin en önemli göstericisi olan illüzyonist genç kadın ile sirkin sahibinin asistanı genç adam arasında kuralları daha onlar doğmadan önce konulmuş bir yarışma düzenlenmekte ve bundan izleyicilerin de, sirk çalışanlarının da haberi bulunmamakta. Hatta genç yarışmacıların bile birbirlerinden haberi yok ve rakiplerinin kim olduğunu bile bilmedikleri, kuralları net olarak kavrayamadan içine sokuldukları bu yarışma için tüm bilgi ve becerilerini sirkin rutini içerisinde ortaya koymaları gerekiyor. 

 Açıkçası romanın fikri büyüleyici, bu kadar çok katmanlı bir romanı yine de derli toplu yazmak da 30'lu yaşlarda ilk kitabı olarak bunu yazan Erin Morgenstern'in başarısı. Yazarın, bu kitap dışında yazarlıkla ilgili çok bir iddiası olmamış, şu an yeni bir roman üzerinde çalışıyor olduğu bilgisine ulaşamıyoruz ve bu ilk kitabıyla Neil Gaiman, Susanna Clarke, J. K. Rowling, Lev Grossman gibi isimlerle karşılaştırılmış, hatta ben bir yerde Edgar Allan Poe'yu bile "Bu yazarı sevenler bunu da sevdi" önerilerinde gördüm, nasıl bir beklenti yaratmış belli değil. Oysa yazarlık deneyimi ve iddiası yalnızca bu kitaptan ibaret olan Erin Morgenstern, normalde ressamlıkla uğraşıyormuş, ressamlık ve sahne sanatları eğitimi almış, tarot kartları çiziyormuş ve bu fikri bu kadar tatlı bir şekilde romanlaştırmasına çok büyük hayranlık duydum. Genç yetişkin edebiyatı da kendi içinde zorlu bir dal olsa gerek, bu kitabı yetişkinler için ağırbaşlılıkla yazmak Erin Morgenstern'e bir gömlek büyük gelirdi herhalde fakat içine kondurduğu eğlenceli karakterler, romanın belkemiğine ince ince yedirdiği aşk hikayesi gibi dokunuşlarla başarılı bir genç yetişkin kitabı yazmış. 

 Kitabın film hakları satın alınmış ve şu an senaryolaştırılma aşamasında olan kitap yakında filme çekilmeye başlanacakmış. Bu habere ben de burun kıvırdım çünkü bu kadar kalın bir kitabın, bu kadar çok karakterli, çok tasvirli, iç içe giren hikayelerden oluşan bir kitabın sağlıklı bir biçimde iki saatlik bir senaryoya dönüştürülmesi, yalnızca kitaptaki aşk hikayesine odaklanılmadan mümkün değil. Twilight serisi gibi bir faciayla karşı karşıya kalabiliriz ki film şirketi de tam olarak o seriyi de sinemaya aktaran şirketmiş. (Fuck!

 Ben kitabı çok beğendim, çoğu yorumda kitabın çok uzun olduğu, betimlemelerin çok sıkıcı olduğu, kitabın kurgulandığı dönemin iyi yansıtılmadığı, sonunun kötü kurgulandığı, karakterlerin derinliksiz olduğunu okuyup hayretler içerisinde kaldım. Kitabın uzun oluşu benim için en güzel şeylerden biriydi, genelde genç yetişkin kitaplarını büyük fontlarla basılmış, 200 - 300 sayfadan ibaret bir kitap olarak görürüm, bu kitap mini mini fontlarla 500 küsür sayfa olarak basılmıştı ve sonlara yaklaştıkça keşke daha bitmeseydi de bu evrenden çıkmasaydım diye düşündüm. Karakterleri kitap ilerledikçe daha sevdim, her karakter kendi içinde tutarlıydı ve bu da yine bir genç yetişkin kitabından beklenecek bir şey değil. Çok gördük erdemli bir karakter olarak yansıtılıp gençlik hezeyanı içerisinde aptalca hareketler yaparak kurguda tutarsızlaşan karakterleri çünkü, allahım resmen karanlık bir genç yetişkin edebiyatı sevgim varmış meğer içimde, oysa o kadar okumam da, ama bu kitapta karakterlerin özenli çizilmesini de çok takdir ettim. Betimlemeler sıkıcı olmaktan o kadar uzak ki, hayal edilmesi zor olan sirk yapısını, sirkin çalışanlarının hepsinin görünüşünü, hatta o yılların atmosferini çok güzel bir şekilde anlatmış yazar, bayıldım. Kitapta en kenarda kalan detaylardan biri sirkin saatiydi mesela, o saati anlatışı beni resmen bir steampunk filmine götürüp orada bıraktı. Tüm karakterlerin döneme uygun kıyafetleri o kadar güzel çizilmiş ki satırlarda, kendimi o an evden çıksam kısa topuklu botlarıyla, korseli kabarık elbiseleriyle, kollarındaki şemsiyeleriyle kolkola girip gezen insanların arasında bulacakmışım gibi hissettim. Kitabın sonu ile ilgili görüşlerimi de bu yazıda anlatmak istemiyorum aslında, zaten genel olarak kitapların sonuna çok odaklanmam, hatta Haruki Murakami'yi sevmeme şaşıranlara verdiğim cevap da bu olur, sonunu tatmin edici bulmadığım için güzel yazılmış ve ilgi çekici hikayeleri harcamayı sevmiyorum. Ama bu kitabın sonu da okuduğum tüm yorumlarda yerin dibine sokulurken beni hafif buruk fakat daha çok mutlu bir gülümseyişle bıraktı, bu kadar büyüleyici bir hikayeden kafalara tam olarak bir yapboz parçası gibi oturacak, gerçekçi bir son beklemek bence saçma. Bu arada Goodreads başta olmak üzere birkaç yerde kitabın büyülü gerçekçilik türüne de sokulduğunu gördüm, o kadar da değil. Genç yetişkin işi fantastik işte, ne bekleyeceğinizi, ne umacağınızı açıkçası kitabın basıldığı yayınevinin diğer yapımlarına da göz atarak, hatta dünya çapında geçerli olan kapak tasarımından bile çözebilirsiniz, kendini daha ciddiye aldıracak işler için gideceğiniz adresler bellidir, bu kitap için çok büyük beklentiye girmezseniz kitap sizi şaşırtacak kadar iyi çıkacak emin olun.

1 yorum:

  1. Benim okuduğum en sağlam kurgu dünyalardan biriydi. Herkese tavsiye ettiğim bir kitap. Sonunu da çok sevmiştim. Keşke devamı niteliğinde aynı dünyada geçen başka kitaplar yazsa.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails