11 Ocak 2017 Çarşamba

Ne Nedir, Dave Eggers



 Kitabı, hakkında yazarı dışında hiçbir şey bilmediğim halde, ilçe halk kütüphanesinin raflarında görür görmez almıştım ki yazarı hakkında bildiğim şey de zaten eksik ve yanlışmış... 

 Vahşi Şeyler'in de yazarı olan Dave Eggers, ne yazık ki Vahşi Şeyler'in yaratıcısı değilmiş, bu nedenle benim kendisini "Eğlenceli, garip ve çılgın hikayeler üreten biri!" diyerek tanımlamam da oldukça yanlış kaldı. Where The Wild Things Are, filmini de izlemiş olanlar tarafından bilinecektir ki, Maurice Sendak'ın illüstrasyonlarıyla birlikte yazdığı bir çocuk kitabı ve, Dave Eggers, Vahşi Şeyler'i yalnızca romana ve senaryoya uyarlamış. Bu kitapla birlikte edindiğim son fikre göre (umarım bu kez yanlış veya eksik sayılmaz) kendisi iyi bir uyarlayıcı, orası kesin.

 Bu kitabı alırken, kapağında minik bir arslan ve çıplak ayak izi görünce, "Hmm, acaba nasıl da acayip yerlere gideceğiz okurken?" diye düşünüp, hiç beklemediğim bir hikayenin içine düştüm diyebilirim. Yazıya başlarken şu alıntıyı yazmak istiyordum, bir dostum sayesinde bu sözü tam da bu romanı okurken keşfettim ama yazıya Dave Eggers'ı nasıl yanlış tanıdığımla başladığım için alıntı üçüncü paragrafa dek sarktı, üzgünüm:

 Birey, televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan'daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır. 

 Jean Baudrillard, bu sözü, simulasyon kavramı üzerine söylemiş,  sözü tam da bu kitabı okurken fark etmem büyük bir tesadüftü. Hakkında hiçbir şey bilmediğim, sadece popüler kültür düzeyinde fikrim olan Etiyopyalı, Sudanlı, Kenyalı aç, siyahi, karnı şişkin çocuklarla ilgili bir kitap okurken ve bu çocukların birçoğunun savaştan evvel ailelerine, okullarına, arkadaşlarına, ilk aşklarına, bisikletlerine, oyuncaklarına sahip olduğundan bile haberim olmadan, benim için yalnızca "Afrikalı çocuklar, savaş çocukları" kelimelerinin karşılığı olduklarının ve haklarında hiçbir şey düşünmediğimi fark ederken kitabın ne kadar iyi olduğunu anladım. Çünkü, bir savaş ortamını anlatmanın en iyi yolu bir çocuğu anlatmaktan geçiyor ve kitabın kahramanı Achak, savaş ortamından sıyrılabilip Amerika'ya üniversite eğitimi için gönderilen şanslı çocuklardan biri olunca hem Amerikan kültürüne, Amerikan rüyasına bir eleştiri, hem Afrika'daki iç savaş ortamına çıplak bir bakış açısı, hem de belki de benim için daha da önemli olan husus, "memleket" kavramına dair yepyeni düşünceler içermesinden dolayı kitabı günler boyunca sindire sindire okudum. Sindire sindire okudum çünkü okuması zor bir kitap. Kitapla ilgili yine bir blogda okuduğum bir yazıda, Achak'ın rüyasına girdiğini anlatan bir blogger olduğunu öğrendim mesela. Ben de bu çocukların savaştan, bir çölü baştan başa yürüyerek kaçtıkları bölümleri okurken kabuslarımda sürekli uykuya yatar gibi ölme kavramının, hayal gücümün değişik sahnelere dönüştürdüğü hallerini gördüm. Açlıktan ve susuzluktan ölmenin nasıl bir şey olduğu üzerine hakikaten hiç düşünmemiştim, benim için savaşta ölen çocuklar genelde üzerine bomba isabet etmesiyle ölüyorlarmış gibi bir ön kabul vardı, bu kitapta bir savaşın, çocukları nasıl öldürebildiğine dair her şeyi, bir çocuğun gözünden tüm çıplaklığıyla okuyoruz ve bu çocuk, Amerika'da eğitim alan ve yarı-zamanlı bir işte çalışan bir çocuk, tüm zamanda geri dönüşlere rağmen, çocuğun hayatta kaldığını adım gibi bilmeme rağmen bu bilgiyi unutup da ana kahramanın bile ölebileceğini düşünebildiğim, kitabın hikayesinden kopup da her bölümde ölümün serin nefesini hissettiğim bir kitaptı. Bu yüzden bir seferde, bir solukta bitirilebilecek bir kitap değil. 

 Üstelik, kitabın daha da çarpıcı hale gelmesini sağlayan bir şey de şu; Achak gerçek bir insan. Hikayesini insanlarla paylaşmanın ne kadar önemli olduğunu bildiği için Dave Eggers ile roman üzerinde uzun süre çalışmışlar ve kitabın sonunda kendisinin de bir sayfalık notu var. Roman Achak Deng'in birebir yaşam öyküsü değil, kurmaca kısımları da var fakat Achak'ın Sudan'da, görece zengin bir ailenin, bir iş adamının oğlu olduğu, Sudan iç savaşı sonrasında köyünün katledilmesiyle birlikte sağ kalan çocuklarla birlikte uzun bir yürüyüş yaparak Kenya'ya kaçtıkları, orada bir mülteci kampında eğitim gördükleri, daha sonra seçilen sayılı siyahi çocuklarla birlikte Amerika'daki bir eğitim programı ile üniversite eğitimi için kabul edildikleri ve çeşitli yarı-zamanlı işlere yerleştirildikleri, hepsi Achak'ın gerçek hikayesiymiş. 

 İnanılmaz bir savaş öyküsü, okuduğum bilgilere göre senaryolaştırılan ve filme de çekilecek olan Ne Nedir'in ismi de kitabın henüz başlarında, Achak'ın iş adamı olan babasının, iş yaptığı Araplara anlattığı, Dinklerin mitolojisindeki yaratılış inancına dair bir hikayeden geliyor. Hikayeye göre, tanrı, ilk insanları yarattığı zaman Dinklere "Sizi bir kadın ve bir erkek olarak yarattım, sizi bereketli topraklara koydum, şimdi eğer isterseniz size bir sığır verebilir, ya da bir ne verebilirim. Sığır, size ihtiyacınız olan her şeyi sağlayacaktır ve eğer sığırı seçerseniz ne'yin ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyecek ama sizin için yeterli bir hayata sahip olacaksınız. Eğer ne'yi seçerseniz sığıra sahip olamayacaksınız. Seçim sizin..." der ve ilk insanlar, ne'yi merak etse de kendisine yetecek olanı seçmenin daha mantıklı olduğuna karar verirler ve hayatı boyunca ne üzerine kafa yorarak yaşar. Roman boyunca birçok yerde dönüp dolaşıp, ne'yin ne olduğu üzerine kafa yorulacaktır ve bu da kitaba ismini vermiştir.

 Son olarak, kitabın hikayesiyle çok da alakasız sayılmayan, zaten çok sevdiğim ve benim için oldukça özel bir yere sahip olan bir şarkıya ait şu videoyu da bu kitabı okuduktan sonra bambaşka şeyler düşünerek izlediğimi de eklemem gerek:


 Biz şanslı insanlar, bu çocukların görüntülerine, resimlerine, videolarına, hikayelerine, rahat bir uzaklıkla şahit oluyoruz ve tıpkı akbabalar gibi kendileri üzerinden duyarlı olduğumuzu düşünüp vicdan rahatlatıyoruz, her çocuğun, her insanın hikayesi bambaşka ve bir yerinden bir hikayeye dahil olmak bile beni bu kadar etkiledi, aslında gerçekten şanslıyız. Doğduğu coğrafya gerçekten insanın kaderi ve biz bile gerçekten kıyaslarsak oldukça şanslıyız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails