21 Haziran 2012 Perşembe

Konuk Kız (L'Inviteé), Simone de Beauvoir


Beauvoir, ilk romanında ilginç bir ilişkiyi ve insanın en temel duygularından biri olan kıskançlığı konu alır.

Pierre ve Françoise, dönemin savaşın eşiğindeki Fransa'sında, Paris'te sanat çevreleriyle yakın ilişkilerde bulunan tiyatrocu bir çifttir. Aralarındaki ilişki, Sartre ile Beauvoir'in ilişkisi gibi bir "serbest ilişki"dir. Birbirlerine bağlı olmaktan ziyade "bir olmak" kavramına daha çok önem vermekte, istedikleri takdirde başkalarıyla da aşk ilişkileri yaşayabileceklerini öngörerek yine de ortak bir hayatı, birlikte kurdukları işleri ve hayalleri gerçekleştirmeye özen göstermektedirler.

Yapı itibariyle kadın açısından her daim kafa kurcalayıcı olsa da dinginlikle bu ilişkiyi kabullenip Pierre ile ortak hayatlarından oldukça memnun olan Françoise'ın canını sıkan yegane nokta, dönemin Paris'inde kendine arkadaş olarak seçebileceği herhangi bir kadın tanıyamamış olmasıdır. Sanatçı arkadaşları ona oldukça boş kafalı gelirlerken memleketinden Paris'e birkaç gün geçirmek için gelmiş olan Xaviere'le tanışan Françoise, Xaviere'i Paris'te kalmaya ikna etmeye çalışır. Böylelikle bu genç kızı onda sanat çevrelerindeki arkadaşlarından ayrı bir ışık gördüğü için yakınında tutabilecek, onunla dost olabilecek, işi ileriye götürerek bu gencecik körpe dimağa sanat aşkı aşılayarak onu biçimlendirebilecektir.

Xaviere'in Paris'te Françoise'ın konuğu olarak kalmaya karar vermesi, Pierre ve Françoise'ın arasındaki dengeyi bozacak, zaten dışarıya açık olan bir ilişkiyi daha da karmaşık hale getirecektir.

Romanın konusu zaten ilginç, konunun ele alınış biçimi de gayet ilginç. Yer yer Sartre'ın Bulantı'da kullandığı betimlemelere rastladığınızda gülümseyebiliyorsunuz, "elinizi masanın üzerine bıraksanız da onun varlığı sizden ayrı devam ediyordu" gibi. Françoise'ın kadınlık gururu, kıskançlık ve aşk üzerine yapmış olduğu saptamalar da Beauvoir'ın ağzından çıkar gibidir, kitabın Beauvoir'ın anılarından roman haline gelmiş olduğunu tahmin etmek çok da zor değil.

Salon tarzı Türk filmleri havasında geçen olaylar, sanat ve sanatçıların hayatlarına eleştirel bir bakış, savaşın eşiğinde sanat, kadın erkek ilişkileri ve kıskançlık üzerine güzel bir yapıt, tavsiye ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails