17 Aralık 2012 Pazartesi

Meraklı Zihinler, John Brockman



John Brockman, kendi alanında önemli kuram ve buluşlara öncülük etmiş olan 27 bilim insanıyla görüşmüş ve onlardan bir nevi CV hazırlamalarını rica etmiş. Ortaya çıkan şey ise insanların nasıl akademisyen oldukları onları nelerin motive ettiğiyle ilgili son derece güzel bir kitap olmuş.

Belirttiğim gibi kitabın bir yazarı yok. 27 yazarı var, editörün katkılarını da sayarsak 28. Son derece farklı arka planlara ve kişisel geçmişlere sahip olan, aynı zamanda farklı dünya görüşlerine sahip olan insanları aynı kitapta bir araya getiren nedir peki? Merak. Dawkins ve Templeton ödülü almış bir yazarı aynı kitapta buluşturan şey bu : Merak.

Kitap son derece ilginç anekdotlara sahip, Carl Sagan'ın eski eşinin veya Darwin'in torunun evlenme teklif ettiği bir bayanın ya da Anna Freud ile beraber çalışma yürütmüş aile bireylerinin , Feynmann'ın diyagramlarını modern bilime kazandıran kişilerin hikayeleri hem samimi bir uslüpla kaleme alınmış kendileri tarafından hem de çok güzel sosyal referanslar sunmuş. Akademik yobazlıklara, farklı ırk ve milletten olan kişilere dair görüşler, evren ve insanı anlamaya çalışan bu insanların kaleminden bize ulaşmış. O kadar ilginç arkaplanlar var ki... Kiminin babası casus, kiminin ailesi tamamen bilim ve sanat dünyasına ait insanlardan oluşmuş, kiminin ailesi fakir, kiminin zengin, kiminin ailesi eğitimsiz. Son derece aydınlatıcı bir çalışma olmuş. Kaleme alan kişilerin de mesleki geçmişleri çok farklı; kimi benzin istasyonunda çalışmış kimi daha 10 yaşında bilgisayar programları yazıyormuş.

Her yazarda ton ve doku son derece değişik olduğundan okuyucunun kopması ihtimali olmasına rağmen, kitabın adını aldığı öğe; merak öylesine baskın çıkıyor ki bu insanların geçmişlerini ve görüşlerini öğrenmek için sayfalar çevrilmeye devam ediliyor.

Kitap son derece keyifli bir okuma sunuyor. Motive edici ve ilham verici özellikleri olması büyük artıları. Herkesin rahatlıkla ve keyif alarak okuyacağı bu kitabı öneriyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Espriler Ve Bilinçdışı İle İlişkileri




Ünlü psikolog, üzerinde çok fazla  ( psikoloji alanında ) çalışma yapılmamış bir konuya el atmış bu kitabında. Gülünçlüğün doğası ve esprinin kökenlerini inceleyen filozofların çıkarımlarını irdeleyerek başlamış metnine, kelime çakışmalarıyla (  örneğin : alcoholidays ) devam etmiş. Tezatlar ve ses benzeşimleriyle oluşan espri temalarına değinmiş ve kelime birleşimlerinin sadece rüya görürken değil uyanıkken kullanıldığı tek durumun espri yapmak olduğu çıkarımını yapmış.

Espri oluşum şemalarını incelerken daha çok yergi örneklemleri üzerinden giden yazar, kelime oyunlarını yüceltirken linguistik açılımlarını yapmaya özen göstermiş. Yahudi olmasına rağmen hassas davranmamış ve bolca Yahudi esprisine yer vermiş kitabında. Mizahın önemine dikkat çekmek istediği bir eserde alıngan davranmaması hoş bir detay olarak göze çarpıyor. Einstein'a yazacağı ünlü "Neden Savaş?" mektubunda kullanacağı göndermeleri ilk kez bu kitabında görüyoruz. esprilerin bazılarının ( kasıtlı espri olarak sınıflandırdığı ) bastırılan itkilerin sosyal ortamlarda kabul görecekleri bir makyaj yardımıyla açık ifadesi olduğunu belirten yazar, şakaların genelde ciddi mesajların sulandırılmış halleri olduğunu savunmuş ve bir sanat dalı olarak görülmesi gerektiğini belirtmiş.

Çok güçlü ahlak ve sosyal baskı eleştirilerine yer verirken elitizme saldırmaktan da geri kalmamış. tanrı ve din sorgusunu da eleştirileri arasına katan yazar,Esprilerin hiçbir zaman kasıtsız olmadığını savunmuş. esprileri ( insan yaşamına kıyasla ) kısa ömürlü olduğunu belirtmiş ve güncel olaylar ve değişen ilgi alanlarıyla uyumlu olarak yeniden icat edilmeleri gerektiğini savunmış. Düşünce ve sözcüklerle oynamanın esprinin ilk aşaması olduğunu, şakanın kendisinin ise son evresi olduğunu ifade etmiş. Espri ve rüyayı bilinçdışına bağlarken " Rüyaların Yorumu" nu özetlemiş ve kitabındaki eleştirilen, kabul görmeyen kuramlarını savunmuş.

Gülünç'ü ve espriyi birbirinden tamamen ayıran yazar, esprinin gülünce bilinçdışından yapılan bir yardım olduğunu ifade etmiş. içimizdeki çocuğu her bulduğumuzda güldüğümüzü belirtip, çocukların safça kelime oyunlarının ve linguistik yanlış algıların espri olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmuş. Gülmenin fizyolojisinden veya filogenetik kökenlerinden bahsetmemiş, çünkü o dönemde bu tarz bilgiler mevcut değildi. Gülmenin fizyolojisi zaten mekanik olarak incelenmiş bir konu olduğundan sadece espri oluşum şemaları anlam ve amaçları üzerinde durmuş. Mizahi algıyı ruh ekonomisine dayandıran yazar, metnini doyurucu bir sonla kapatmış.

Yabancı dillerdeki referans ve dönem koşullarının açıklamaları, kelime oyunlarını dipnot olarak verilmesi okumanın bolca kesilmesine neden olmakla beraber bu bilgilerin verilmemesi durumunda çok kuru ve anlam yoksunu bir kitap olacağını da belirtmeliyim. Çevirmen kelime oyunlarına hakimiyetiyle alkış alıyor. Belirttiğim üzere akıcı bir okuma sunmuyor ancak mesleki jargonun azlığı ve son derece ilginç fikirlerin sunulduğu bir kitap olduğu için öneriyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

14 Aralık 2012 Cuma

Cennetten Akan Irmak, Richard Dawkins



Tanrı Yanılgısı'nın yazarı, Dawkins'in 1995'te yayınlanmış olan kitabı.

Yazar, ilginç bilgiler vererek, elektronik mühendisliğine atıflar yaparak kitabına son derece güçlü bir giriş yapıyor. Soy ağaçlarıyla ilgili kanıksanmış yanlış anlaşılmaları düzeltiyor ve "ata" kavramını açıklığa kavuşturuyor. Ünlü "Mitkondriyel Havva" bulgularından detaylı bahsederek insanın ortak kökenlerini arayan bilim dünyasına davet ediyor okuru. İstatistiksel örnekleri, mantık kalıplarından sıyrılmadan güzel tasvirlerle anlaşılır bir dilde aktarıyor. Tanrı Yanılgısından önce en güçlü ateizm savunularından birini bu kitapta yapan yazar, ünlü égözün evrimi" ve "orkidenin evrimi" gibi tartışmaları , canlıların körnoktalarından ve kandırılma olasılıklarından faydalanarak abartılı uyaranlarla destekleyerek açıklıyor. Aşamalı evrimi bilgisayar simülasyonları üzerinden açıklıyor .

Lorenz'in de sıkça kullandığı " sağır hindi" örenğini veren yazar "Boeing 707" argümanına gönderme yapıyor ancak cevap vermiyor ( daha sonra cevabı Tanrı Yanılgısı'nda geniş olarak işleyecektir ) . çıkarımlarını önemli ( aslında çığır açan demek daha doğru ) araştırma bulgularına ve jeolojik zamanın büyüklüğüne dayandırıyor. Olasılıksızlık Dağı'na Tıımanmak'ta kullanacağı argümanların bu kitapta şekillendiklerini görüyoruz. "tasarımdan doğan argüman" 'ı eleştirmiş ve her yerde görmeye çabaladığımız amaçlılığın, insanın bermerkezci düşünce yapısından kaynaklandığını azarlamadan ( henüz ) anlatmış. Cinsiyet oranı oluşum mekanizmalarına geniş yer ayırmış ve önemli genetik hastalıkların geç tetiklenme mekanizmaları üzerinde durmuş. Genel olarak "Tanrı Yanılgısı" ve "Olasılıksızlık Dağı'na Tırmanmak" isimli eserlerinin omurgasını oluşturacak argümanlar dizisi olarak görülebilir.

Dil akıcı ve jargonla boğulmamış, yazar mümkün olduğunca çok sayıda kimsenin bu bilgilere ulaşmasını istemiş olacak ki rafine ve yormayan bir eser kaleme almış. Meraklı tüm akıllara seslenecek bir eser. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

13 Aralık 2012 Perşembe

Kemik Titreten, Cherie Priest



Altına hücum döneminde Amerika: İç savaşla parçalanmış doğum sancıları çeken bir ülke... Klondike altınını çıkarmak için Rusların düzenlediği yarışmayı kazanan Dr.Blue "Kemik Titreten" adlı süper matkabını denemeye hazırdır. Deneme tam bir felakete dönüşür. Seattle şehir merkezini yer altından delik deşik eden Blue, depremlere ve göçüklere sebep olur. Makinanın kullandığı kimyasalları soluyan kişiler hasta olmakta ve yaşayan ölüler olarak vefatlarının ardından geri dönmektedirler. Seattle bir ölü kasabaya dönüşür; Zehir ve ölüleri içeri hapsetmek için yükselen 70 metre yüksekliğindeki Duvar, kasabayı 2 ye böler. Duvarın diğer yakasına kaçıp yeniden başlamaya çabalayan Dr. Blue'nun dulu Briar ve oğlu Zeke, geçmişin günahlarını sırtlayacak yegane insanlar olarak dışlanırlar. Zeke babasının adını temizlemek ve kökenlerini öğrenmek için cehenneme dalınca... annesinin onu takip edip kurtarmak dışında bir şeçeneği kalmaz.

Briar Wilkes, hem nefret ettiği babasının hem de kocasının hayaletlerini çocuğunda gördüğü için ondan uzak durmaktadır. 12 saatlik vardiyalarla kendini harap eden, başkasının günahlarının kefaretini ödemeye çalışan Briar, oğlunun vakit geçirdiği Limon özü( Zehir'den damıtılan bir uyuşturucu ) satıcılarından rahatsızlık duymakta ama işinden dolayı vakit ayıramamaktadır. Zeke inatçı, becerikli ve olgun bir çocuktur. Daha 15 yaşında olmasına rağmen kendine bakmayı öğrenmek zorunda kalmıştır. Annesinin yokluğuna dayanabilen ama kökenleri yüzünden aşağılanan dışlanan bu genç adam, çareyi Duvar'ın ardına geçip babasının şuçsuzluğunu kanıtlayacak bir şeyler aramakta bulur. Briar, ona baba olmak dışında her şeyde üstün tutulan bir adamın, ünlü kanun adamı Maynard'ın kızıdır. Duvar'ın öte yanındaki hurdacılar için bir aziz olan bu adam Banliyö'de de kaçakçı ve zehir tacirlerinin takdisini istediği, saygı duyduğu biridir. Tıpkı oğlu gibi Briar2da geçmişle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Yazar, dönem koşullarını son derece güzel yansıtmış. Tasvirler güçlü ve akılda kalıcı. Alternatif bir tarih olduğu için Viktoryen dönem koşullarını yansıtmıyor bunu belirtmeliyim. İcatlar çağının heyecan verici büyüsü, dişliler, buhar makinaları, zeplin ve elektrik gibi motifler; İç Savaş koşullarının dayattığı zorlu yaşam şartlarıyla son derece güzel bir tezat oluşturuyor. Aynı zamanda toplumsal mesajları da ırkçılık ve yabancı korkusu gibi konular üzerinde toplamış olan yazar, anne- oğul ilişkisini çok ustaca kullanmış: Çocuk kaçan, anne kovalayan rolünde. Çocuk geçmişi açığa çıkarıp annesinin acısını ve utancını dindirmeye çalışırken; anne geçmişin gömülü kalması gerektiğini öğrendiğinde oğlunun kalbinin kırılacağını belki de annesini red edeceğini düşündüğü için muğlak davranıyor.

Kullanılan motifler yeni değil, ancak bakış açıları ve işlenme tarzları son derece taze. kitabın temposu yüksek ve zaman karşı yarış hissi, gizemle yoğrulmuş kurgunun merak öğesini incelikle kullanması sayesinde son derece keyifli bir okuma sunuyor. Hugo ve Nebula ödüllerini teğet geçmiş son derece kaliteli bir kitap. Güçlü kadın motifleri ( Prenses, Briar, Lucy ) toplumsal mesajları, samimi ve akıcı dili büyük artıları. Tarz "Steampunk" , en yoğun kullanılan öğe " Zombi kıyameti". bilim kurgu hayranlarına ve zombi severlere taze bir soluk yeni bir bakış açısı olacaktır diye düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim. başka incelemelerde görüşmek üzere.




11 Aralık 2012 Salı

Çıplak Kadın, Desmond Morris



Desmond Morris, esasen zoolog olan bir davranış-bilimcidir. Morris'e göre insan, sadece "çıplak bir maymundur". Davranış bilimi, sosyoloji ve antropoloji alanlarında eserler üreten Morris, insanı tarafsız gözle inceleyen bir biliminsanıdır. 60'larda primatları insan yavrusu gibi yetiştirmeye çabalayan bir grup bilimadamına dahil olan yazar, diğer evrimbilimcilerin aksine kültürel referansları kullanmayı ihmal etmez. Bu kitabı adının aksine sadece insan fizyolojisinin muhteşemliğine adanmış bir fizyolojik çalışmadır.

Yazar, niyetlendiği şeyi yapıyor... Kadın bedeninin tüm önemli bölgelerinden bahsederek bize tekrar tanıtıyor. Başlangıçta kadın ve erkeği tarafsızca kıyaslayarak metnine giriş yapan yazar, ırk oluşumunun temellerine inerek 2 paragrafta ırkçılığı paramparça ediyor. Fenotipik farklılıkların önümüzdeki yüzbinyıllarda ortadan kalkacağını savunan yazar, çok sayıda hayret uyandırıcı fizyolojik bilgi veriyor. Kendimizi, bedenimizi tanıdığımızı sandığımızı ama ne kadar cahil kaldığımızı gösteriyor. Sosyolojik ve kültürel bağlamlara bolca örnek veriyor ve kıyaslıyor. Batıl inaçlara saldırıyor, yıkıyor, kültürel farklılıklardan doğan bu yanlış anlaşılmaları gün ışığına çıkarıyor. Hiçbir biyoloji kuramını sahiplenmeden tarafsız ve ustaca tanıtıyor okura. Tüm kozmetik uygulamalara ve estetik cerrahi olanaklarına bir bir değiniyor. Kadının sözlü iletişim yeteneğini haklı olarak yüceltiyor ancak cinsiyetleri eşit gördüğünü, şovenist yaklaşımlara hiç bulaşmadan belirtiyor. Kitabın çoğu yerinde hayrete düşüyor bizi Morris.

Özellikle "Saçlar" bölümünün okunmasını öneririm. Burada Morris, binyıllardan beri ciddi kültürel farklılıklara sebep olan konuları kafa şişirmeden demogoji yapmadan yalın, basit ve dürüstçe yazmış. Hele bizimki gibi bu konuda sorunlar yaşayan ülkelerde özellikle okunması gerekiyor.

Beden diline ve anlamlarına da yer veren yazar, jargonsuz, sade ve akıcı biçimde yazmış. Biyolojiyi son derece anlaşılır ve uzatmadan aktarıyor. Bir nevi "Cahillikler Kitabı" gibi görülebilir bu eser. En beğendiğim bilimadamlarından biri olan yazarın bu güzel çalışmasını herkese öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

"Kadının saçları dışında vücudunun hiçbir bölümü, bu kadar ciddi kültürel farklılıklara konu olmamıştır." Desmond Morris

8 Aralık 2012 Cumartesi

İşte İnsan, Konrad Lorenz



Konrad "Baba Kaz" Lorenz, ünlü bir davranışbilimcidir ve "Mühürlenme ( imprinting ) " kuramını keşfetmiştir.Köken olarak biyolog olan Lorenz, canlılarda gözlemlediği davranış kalıplarının izini sürerek insan doğasını anlamaya çabalamış ve çalışmalarının şiddetle ilgili olan bölümlerini bu kitapta toplamıştır.

Yazar ilk 2 bölümde bir belgesel izliyormuşçasına, okuru sosyal kalıplarından arındırıp doğanın kendi mekanikleri içerisine çekmeye çalışmış bu esnada kuramlarla ilgili ilk referanslarını vermiş. "Yaşam mücadelesi" kavramının yanlış algılanmasını eleştiren Lorenz, özellikle seleksiyon baskısı üzerinde durmuş, hayvanlarda ritüel oluşum şemalarını gözlemlemiş. Kültürün filogenetik kökenlerine değindikten sonra, Morris, Bowbly, Freud, Darwin 'e atıflarda bulunmuş.

Ritüel oluşumunun, saldırganlığın önüne geçilmesi için öneminden bahseden yazar, bunun aynı zamanda canlılar arasında bağ kurulmasıyla sonuçlandığını da savunmuş. Farklı kültüre ait olan öğelerin en az bağlı bulunulan kültür ve sosyal grubun ritüelleri kadar kutsal sayılması ve saygı gösterilmesi gerektiğini belirttikten sonra, güç farkı bariz belli olan karşılaşmaların sadece ritüellere bağlı kaldığını, gerçek mücadelenin denkler arasında meydana geldiğini örnekler aracılığıyla paylaşıyor.

Tür içi devamlılığa zararlı olsaydı daha önce evrimsel olarak geride bırakılırdı diyor Lorenz, şiddet için. Diğer uyumsuzluk üretebilecek davranışların sosyal engel mekanizmalarına takılarak ritüelleştiğini savunan yazar, bu tarz sosyal engellerin en güçlüsünü annelik içgüdüsü olarak olarak tanımlamış. gebelik ve doğumdan sonra tolerans sınırları çok düşük olan dişinin kendi canlısı hariç her canlıya karşın vahşi olduğunu da ekliyor. Dürtü tatmini için sembolik hel gelmiş davranışların gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtiyor.

İnsan türüne çok benzer davranışlara ilkel düzeylerde tanık olmamızı sağlayan yazar, insanın tür olarak sosyal ve dini dogmalara takılmadan tarafsız bir gözle incelenmesi gerektiğini savunuyor. insanın doğasından ve doğadan ayıran kibrini de eleştirmeyi unutmuyor. Kant'ın düşünce sistemini eleştiriyor, sosyal darwinizmi yanlış anlaşılmalardan sıyırıyor ve elitizme bulaşmadan uyarılarda bulunuyor. Sanatın ve bilimin en güçlü iki kolektif değer olarak toplumda yerlerini almaları gerektiğini savunuyor ve mizahın, gülmenin önemin de dikkat çekiyor. Son iki bölümü sadece insanlığın ve görüşlerin eleştirisine ayırıyor.

Kitabın çevirenin önyazısı hariç can sıkacak bir yanı bulunmadığını, son derece aydınlatıcı ve keyifli bir okuma sunduğunu belirtiyorum. En çok beğendiğim kitaplar arasında kütüphaneme yerleştirirken herkese gönül rahatlığıyla öneriyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

5 Aralık 2012 Çarşamba

Çoğunlukla Zararsız, Douglas Adams



Paralel evrenler ve herşeye dair karman çormanlıklar kahramanımızın hayatını bir kez daha karıştırır... Bir yolculuk esnasında aşkı Fenchurch uzay-zaman çizelgesinden silinir, bu deliliği geride bırakıp normal hayatına geri dönmeyi kafasına koyan Arthur, Dünya'nın yerini bulamaz. Anayurdunun olması gereken yerde hep ona benzer ama o olmayan çirkin taklitler vardır. Bu esnada Trillan, Rupert üzerinde ( Güneş sistemindeki 10. gezegen ) yaşayan kayıp bir ırkla temas kurar, ve habercilik kariyerini çok ileri taşımak adına gezegene gider. Ford ise sevdiği ve güvendiği Rehber'in yeni yönetim kadrosuyla tanışır ve geliştirdikleri yeni "rehberi" çalar, tüm uzay zaman boyutlarında var olabilen bu çokbilmiş ve ukala kuş başlarını türlü türlü belaya sokacaktır. Bu arada inzivaya çekilen Arthur, ufak bir kabile içinde kendine yer bulur ve Onurlu Sandviç Ustası olarak hayatından memnundur... Sonra Trillan gelir ve onu çocukları olan Random ile tanıştırır!

Beşlemenin son kitabında işler feci halde karışıyor, yazar her türlü klişeyle feci dalga geçerek eğlendiriyor. Tüm bağlantılar kuruluyor ve görünürde seri sonlanıyor... Ancak Adams'ın ölümünden sonra basılan bir kitabı daha bulunmakta : Kuşkucu Somon. Bu kitapla görülen o ki galaksiye vede etmemiz gerekecek. Göndermeleri ve klişeleri başarılı şekilde kullanımıyla okuru fazlasıyla eğlendiren kitap mizahta İngiliz üstünlüğünü kanıtlıyor. Akıcı ve esprili dili serinin tüm kitaplarında olduğu gibi keyifli bir okuma sunuyor.

Bu kitapta,kötü haber gücüyle çalışacak uzay gemileri, astrolojinin gücüne inanan uzaylılar, öforik gözlem robotları, salyasını toplayamayan yeni yayın yönetmenleri, vahşi havlular, bütünüyle normal hayvan, Nebuşimdi gezegeni, kepenk kapatan kahinler, ringa balıklı sandviç, Random, Elvis Presley, Yeni rehber, açık uçlu restoran hesapları bulunuyor. Keyifli okumalar dilerim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

4 Aralık 2012 Salı

Elveda ve Tüm Balıklar İçin Teşekkürler, Douglas Adams



Gizemli bir şekilde anayurduna dönen Arthur çok mutludur. Tüm çılgın yolculuğu hiç yaşanmamış gibidir. Ancak bazı gariplikler onu sorguya iter. Yunuslar kayıp olmuştur, Greenpeace yastadır. Aslında insanları uyarmaya çalışan yunuslar son performanslarındaki akrobatik hareketleriyle bize şunu demişlerdir: "Elveda ve tüm balıklar için teşekkürler." Bu ve bazı başka garipliklerle karşılacak olan Arthur, dünyanın yokedilişini hatırlayan tek insana da aşık olacaktır. Ford'un Dünya'ya dönmesiyle yolculukları tekrar başlayacak yeni maceralara atılacaklardır.

Yazar, bu kitapta romantizme ( absürd bir tarzda elbette ) daha fazla yer vermiş ve hikayenin geri kalanında daha çok kişisel etkileşimler ön planda. Arthur için mutlu oluyoruz ister istemez, kader ( veya tanrı veya kosmos veya adının siz koyun ) espri anlayışını yitirmemiş ancak espri nesnesi bu kez karakterimiz değil. Tauton semalarında beraber uçabileceği! birinin bulmanın mutluluğunu yaşayan karakterimiz, halinden memnun.Göndermeleri ve yergileri ile güldüren yazar, eski ve sevdiğimiz karakterleri de unutmamış, arada onlara da selam veriyoruz. Akıcı ve esprili dili kolaylıkla okunmasını sağlıyor kitabın.

Bu kitapta, Tanrı'nın yaratılanlara son mesajı, Akıllı Wonko, cinini arayan limon, kertenkelelere oy veren halk, doğal olarak Marvin, çok güvenli yan ürünler, yağmurun takip ettiği kamyon şoförü, Fenchurch, bulutlar üzerinde aşk ( kelimenin tam anlamıyla ) ve dehşet verici telefon faturaları var. Bu eğlenceli kitabı herkese öneriyor, keyifli okumalar diliyorum. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Bağlanma, John Bowlby



Bowlby'nin cahilliğin anakarasına yaptığı yolculuk. Freud'dan bu yana erken çocukluğun karakter gelişimi ve ruhsal bozuklukların kaynağı olduğu bilinmekteydi ancak bu dönemle ilgili detaylı araştırma eksikliği vardı. Bowlby, yenidoğan davranış ve örüntü kalıpları üzerine yaptığı çalışmalarını  üçleme olarak yazdığı kitaplarında toplamıştır.

Yazar, içgüdülerin kompleks davranış kalıplarına dönüşümünü adım adım, duru bir dilde aktarmış. İlk travmaları yerinde ve zamanında inceleyen yazar, evrimsel biyolojiden yardım alırken Darwin Ve Dawkins'e atıfta bulunmayı da ihmal etmemiş. Doğal seçilim ve adaptasyon modellerini kitabın başlarında güzel irdeleyen yazar, "Mühürlenme" kuramının babası Lorenz'e geniş yer ayırmış. Davranışların baslangıç ve durma sinyallerinden bahseden güzel benzetmelerle aktarımı kolaylaştıran Bowlby, öncelikle kuş ve yakın akrabalarımız olan primatlardan başlamış incelemeye. Anlambilim ve kelimelerin yanlış kullanımları üzerinde durmuş.

Freud'un çocuk cinselliği ile ilgili kuramlarının, yavru primat - anne ilişkilerinde rahatlıkla gözlenebildiğine değinerek ardından insanlara geçmiş. Bağımlı olmak ve bağlı olmak arasındaki farklara dikkat çeken yazar, bebeğin güvenlik ihtiyacının besin ihtiyacından daha önemli olduğunu savunmuş. Yenidoğan gelişim süreçlerini detaylı inceleyerek her yenidoğanın gülümseme ve ağlama motor davranışlarına doğuştan sahip olduğunu belirtiyor. Her bebeğin ağlama izi ( ağlaması motifi )  farklı ve anneler kısa sürede kendi yavrularının ağlamasına adapte olduklarını gözlemleyen yazar, son bölümlerde çocuğun ne kadar ilgiyle şımaracağı üzerinde durmuş.

Çocuğun bağlanma modelinin karakteri üzerindeki etkilerine detaylı değinen yazar, pelvik hareket gibi cinsel çağrışım içeren davranışların her iki cinsiyette de görüldüğünü ancak zihinsel kapasite olarak anlamlandıramayacak durumda olduklarını da belirtiyor. Geniş çapta bir makale olarak ele alınan kitap çoğu araştırmacı ve kuramdan besleniyor ve belli istatistik ve deney sonuçlarından da bahsediyor. Dil olarak tıbbi metin kıvamında olan kitabın tek kusuru akıcı olmaması. Çocuk gelişimi, karakter oluşumu ve öğrenme ile yakından ilgilenen kimseler için bir hazine olmasına karşın herkese rahatça hitap edemeyeceğini de belirtmeliyim. Başka incelemelerde görüşmek üzere.


1 Aralık 2012 Cumartesi

James Patterson | Double Cross ★★★★★


Ve çok uzun zamandır bu kadar kaliteli bir polisiye okumamıştım!

Double Cross, çok sevdiğim bir arkadaşımın "Amalth! Arkasını okuyunca tam bir Criminal Minds bölümü dedim ve sana almadan edemedim!" diyerek bana hediye ettiği bir kitap. Nitekim, hikayenin gücü, kitabı elimden bırakamamam ve buna bağlı olarak yığılan işlerim nedeniyle kendisine sevgilerimi sunduktan sonra rutin aralıklarla küfür de ettim!

~~

James Patterson inanılmaz bir yazar lakin ve ne yazık ki Türkiye piyasasında türünün tutkunları haricinde pek bilinmiyor. Bunun başlıca nedeni adamın bir kitap üretim fabrikası olmasına rağmen -son otuz altı yılda seksen sekiz kitap yazmış ve önümüzdeki beş yıl için on bir kitaplık bir anlaşması bulunuyor- çok az sayıda kitabının Türkçe'ye çevrilmiş olması ki kitabı kolaylıkla bulabilmeniz için Türkçesini arama çabalarım sırasında Double Cross'un da Türkçe'sini bulabilmiş değilim. Bunun da çevrilmemiş olması çok muhtemel.

Patterson'un kitaplarının çoğu sayabildiğim kadarıyla en az on yedi kitabının baş kahramanı olan Alex Cross etrafında dönüyor. Cross, psikoloji eğitimi almış bir dedektif; aynı zamanda FBI ve MPD (Metro Police Department) arasında iletişim görevlisi olarak çalışıyor. Adam zeki, adam karizmatik, adam yakışıklı, adam cesur, adam esprili. Kitabı okurken çok defa iç geçirmedim değil! O derece!

Benim rastladığım kadarıyla baş karakter olarak Alex'ciğimin kullanıldığı kitaplar birinci tekil kişi ağzından yazılmış. Diğer bir deyişle, doğrudan Alex'i dinliyorsunuz dolayısıyla adamın esprileri sizi gerçekten güldürürken yaşadığı gerilim ise gerim gerim geriyor. Hikaye gerçekten çok başarılı, akıl dolu, heyecan dolu. Zaten kısa kısa bölümlerden oluşan kitabın sayfalarını nasıl çevirdiğimi bilemedim. "Bir bölüm daha okuyayım, sonra uyurum." cümlesini kaç defa kurduğumu hatırlamıyorum bile!

Alex Cross kitapları birbirini takip eden kitaplar ancak istediğiniz kitaptan da başlayabilirsiniz zira yazar, bir önceki kitapta tanıştırdığı karakteri yeniden sizinle tanıştırıyor. Bunu öyle bir üslupla yapıyor ki bir önceki kitabı okuyan okur, "Yahu, tanıyoruz işte adamı, ne o öyle on defa bahsediyorsun." demeyi aklından bile geçiremiyor. Buna ek olarak, daha önceki kitaplarda işlenen vakalara atıflarda bulunuyor ama bunu "Ya, hani bizim Ali vardı ya, liseden! Şu gözlüklü olan!" demek kadar basit bir şekilde yapıyor. Dolayısıyla, önceki kitapları okumanızı engelleyecek ya da hevesinizi kıracak herhangi bir faktör bulunmuyor.

~~

Alex Cross, şu ana kadar karşılaştığı en şeytani katillerden ikisiyle yüzleşmek için MPD'ye dönmek zorunda kalıyor.

Alex Cross, tam da hayatı düzene girerken ölümcül bir oyunun içine çekiliyor. Bir yanda, insanların içine korku salan, Washington'da halka açık yerlerde ve halkın karşısında pervasızca insanları öldüren, cinayetleri bir performansmışçasına sergileyen, ilgiye aç bir katil... Diğer yanda, bir zamanlar Alex'in en iyi arkadaşı olan fakat daha sonra bir psikopat olduğu anlaşılan Kyle Craig... İkisinin de istediği, Alex'i yok etmek.

İkisinin de istediği, Alex'in zekasını alt etmek.

Ve inanılmaz bir koşuşturmaca başlıyor.

~~

Double Cross'u muhakkak okuyun. Gerçekten henüz çevrilmemiş ise yayınevlerini e-posta bombasına tutun, "Çevirmezseniz,..." şeklinde başlayan tehditlere başvurun, gerekiyorsa kafa göz kırın.

Patterson'u muhakkak okuyun. Şu an elimde bir başka kitabı var. Henüz üçüncü sayfasına geldiğimde "Allah da belanı versin! Tam da uykumu düzene sokuyordum!" diye söylenmeye başladım. O derece.

~~

Yousef Quasim had been a captain for twelve years with the Mukhabarat under Saddam. He had a sixth sense about such things, anything to do with the illusion of security. Quasim could see what the Americans could not - that their love of technology made them complacent and blind to danger. His best way into the Riverwalk was also the easiest.

Garbage was the answer. Quasim knew it was carried out every Monday, Wednesday and Friday afternoon, without fail. American efficiency, so valued here, was another of the luxury building's vulnerabilities.

Efficiency was predictability.
Predictability was weakness.

~~

Öpücükler!
Amalth.




Related Posts with Thumbnails